Damlalar – 330

Cehalet, kalp körlüğü demek aslında. Okuma-yazma bilen kimse o körlükten kurtulur umudu, konuyu yazı ile ilişkilendirmeye sebep olmuş. Bu körlük cidden büyük beladır. İşte orta yerde her rütbeden kör salınıp geziyor, bol bol çarpışıp duruyor…
Kalp körlüğü belası insanı anlamazlaştırıyor da… Uzmanlıklar, birtakım özel lügatlerin ezberlenmesi; dervişlik, bir tasavvuf söylemini yeri geldikçe kullanma ezberi; edep, hasret, kanaat, rıza… birer ezber listesi…
Laf, laf, laf, laf… Azcık hüzün duysa feryad feryad… O hüznün bir Hakk selamı olabileceğine bir an ihtimal verilebilse…
Mesnevi’de anlatılan, sırtına arslan döğmesi isteyip de her iğne batırılışta “Aman, istemem. Kuyruksuz olsun, kulaksız olsun…” diyen adamız çoğumuz… Sabır ve irade olsa, her sahada neticeler husule gelecek, ham ve koruk gönüller tatlanacak. Ama nerde o sabır?
Hayrımıza nasihatlerden bile evhamlanan bir güruh… Su-i zan gırla… Hani Müslüman hüsn-i zanna memur idi?

Damlalar – 225

Egosuna hizmet etmediğiniz takdirde bazıları ile aranız bir türlü düzelmiyor ve üçüncü şahıslar bunu hariçten anlıyamıyor ve su-i zanda bulunuyorlar maalesef.
Mahzun kalp, Hakk terazisine konduğu zaman mazlum ise onun önünde rükû etmek bana göre vâcib olur.
Ancak, sû-i niyet apaçık iken, bir de taammüden kanırtmalar varsa, Allah esirgesin!  Derhal Felak ve Nâs surelerine sığınmak lazım.

Sait Başer

Fotoğraf Güneş Par’a aittir.