Damlalar – 151

S-l-m kökünden türeyen İslam, hem BARIŞ hem TESLİM olmak demek. Bu teslimiyet de aslında varlığımızdaki Hakk ile buluşmak ve O’nun hayatiyetini nefsimize tercih etmek mânâsında…

Özündeki kelebeği, tırtılın kozasından çıkardığı gibi, sen de kendi hakikatinle doğ artık o halde!

“Halka hizmet Hakk’a hizmettir” düsturu dışında elimizden ne tutar, bu noktada?

Enfüsde ve âfakta, yüzünü nereye çevirsen orada!..

Nefsani bakışlarla etrafa düşman olmaklığımıza baksak azıcık da…

Azıcık da düşmanlıklarımıza düşman olsak…

N. Mısrî Hz.nin kavlince:

“Ben sanırdım âlem içre bana hiç yar kalmadı,
Ben beni terk eyledim gördüm ki ağyar kalmadı.”

Sabahın hayrı üzerimize olsun dostlar…

Sait Başer

“Bilenlere Selâm Olsun!..”

Sait Başer, “Bilenlere Selâm Olsun!..”, Damlalar, Ramazan Dergisi 30, Tercüman, İstanbul, 12.05.1988

“Bilen demez, diyen bilmez” derler. Acaba ne kadar doğrudur? Çünkü bir de:

“Hak’tan a’yân bir nesne yok
Gözsüzlere pinhân imiş”

sözü var… Şeyh Şiblî’ye göre, öte tarafta: “Ben seninleydim, sen kiminleydin?” diye sorulacakmış.

Muamma bir değil ki!.. Oluş içiçe… Bâzen “hiç” olmaktan dem vurulur, bâzen kâinatın fânûsuna sığmayan can şûlesinden; bâzen mevhum varlığı yok etmekten, bâzen de insanın “âlem-i ekber” olduğundan söz açılır.

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen”

sadâsı kubbelere salınır, beka sırrıymışcasına…

Bâzen kavuşma hasreti cihanı kasıp kavurur, bâzen aramanın bulmaktan güzel olduğu söylenir. Kimileri, hiçbir şey bilmediklerini bilmekten güzel faziletleri bulunmadığını anlatırken,

“Bilmeyen neyi bilmiş ki,
Bilenlere selâm olsun.”

mısrâlarıyle bir selâm da Yûnus gönderir ötelerden…

Mâcerâ bir yerde başlayıp bir yerde bitmiyor ki… Hani umumiyetle bir beklediğimiz vardır ya! Ona erişince hayat gayemizi bulacakmışız gibi gelir bize. Zaman orada sukut edecekmiş, bitecekmiş sanırız. Halbuki zaman durmuyor, durmuyor, durmuyoooorrr…

Her an yeni bir ayrılığı, her nefes tâze bir kavuşmayı getiriyor. Kimisine göre kıyamet ve yeniden diriliş, hep aynı anda yaşanıyor. Denizde her an dağılıp toplanan damlalar gibi.

Denizde damla olur mu?

Aklını gönlüne vermiş, adı deliye çıkmış olanlara sorarsanız, çile bir türlü, vuslat başka türlü bayram. Zâten onlara göre cehennem bile bir tür cennet…

Bir büyük velî: “Mahlûkiyet, bilgisizliktir” buyuruyor. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ilâhî kelâmı bunu mu söylüyor acaba?

Yâni gerçek sükûnet, hakikat ve huzur; içinde yaşadığımız zaman ve mekândan ancak vesveselerimiz kadar mı uzak?!

Kim bilir!