HAKSIZ MAĞDURİYETLER!

Mazlumluk ve mağduriyetin kazandırdığı haklılığı çocuklar bile anlar ve o hale düştükleri zamanki feryadları bir başka tesirli olur. Kendilerini savunurken tutarlı fikirler kullanamasalar da, ses tonlarında onlardaki haklılık hissini apaçık işitirsiniz.

*

Birçoğumuzda, çocukluk yıllarından kalma böyle bir “haklı feryad”ın avantajını kullanma alışkanlığı bulunur. Bu avantajın gücünü sık sık deneyenler, mazlum veya mağdur düşmeyi bir hayat tekniğine de çevirirler…

Hattâ bu “teknik”, bazılarında tam bir “şımarıklık” haline döner!

Bazı küçük kardeşlerde bunun “naz” kılığına bürünmüş örneklerini hepimiz bilmez miyiz?

Hem mağduriyet “inşa” ederler, hem büyüklerinin kendilerini yüzlemeyeceğinden emin olarak, onların edebine, hamiyetine güvenerek, o büyüklerine mağduriyetlerinin bedeli olmak üzere keyiflerince “ceza” keserler.

Bazen küserler…

Bazen alan genişletme adına o zaafı kullanır, muhataplarını köşeye sıkıştırırlar…

“Hata bende olabilir mi ki?” sualine kapıları sımsıkı kapalı kalmak zorundadır. Zira o sualin sorulmasına izin vermek, bütün binanın çökmesi, “tazmin etme maliyeti”nin çok yükselmesi sebebiyle, büyük bir çöküntünün göze alınması demektir…

*

Vâkıa böyleleri, içten içe sızlayan vicdanlarıyla başı dertte kimselerdir…

Dönemezler!

Gerçeklerle, Hakk ile yüzyüze geldikçe, haksızlık bağlarıyla bağlı olmanın sonucu yalnızlığa da mahkum ederler kendilerini.

Hamle güçlerini kaybederler.

En fenası bir olgunluk seviyesinden itibaren negatif kazanımların yarattığı “şahsiyet yaraları”ndan kaybettikleri kan (özgüven) sebebiyle mutsuz, çevrelerinin desteğine bağlı bir hayata zincirlenip kalırlar…

Çevrelerinin onlar elinde nasıl muztarip olduğu konusu bambaşka bir başlık.

***

Naz’ın da bir haddi, mevsimi, şartları… var.

O naz baharı mevsiminin geçip gittiği, ağır kış gerçekliklerinin bastırdığı şartlar geldiği halde, o alışkanlıkla yürüyüşe devam etmek ne hazin!

*

Reşid olma yaşının geçirilmemesi gerek.

***

Bu mevzuun sadece bireyleri bağladığını da zannetmemeli. Öyle topluluklar var ki, bu hüsran durumu, aynı duygusal düzlemde bir çok “şımarık topluluk” için neredeyse bire bir geçerli. Parazit yaşamayı alışkanlık haline getirenler bir kategori, kin toplumu olarak yaşayanlar bir başka kategori, kan emmeyle geçinmeyi “medeniyet” zannedenler apayrı bir kategoridir…

*

Konu aslında uzatılmaya müsait ve hayli bereketli!

Bazen yazıyı okuyucunun devam ettirmesi maksada daha fazla hizmet eder.

Bundan sonrası, herkesin hesabı kendine…

Hayırlı pazarlar kardeşler…

FB_IMG_1506854084222

Reklamlar