Damlalar – 451

Gelecek, “şimdi”nin malzemesi içinden çıkar ve şimdi “Hakk’tan bağımsız” olamaz. Bunun içinden menfi unsurlar seçilerek yürünürse, çile ve Celal karakterli bir istikbal inşa edilir.
En doğrusu, halden rızâ ve bu şimdimiz içinden müspetleri kullanarak bir geleceğe yürümek.
Rıza olmazsa, karar ve seçimlerde itidalli bir istikamet kavrayışı şekillenemez. Reaksiyonlardan kurtulunamaz. Yani bizi mustarip eden hal, sadece renk değiştirerek devam eder.

Damlalar – 288

İnsan çilesiyle barışmak zorunda.
O çile bize en uygun terbiyedir. Çilemizle barışmamak, hakkımızdaki “takdir” ile kavga halinde olmak demek. Üstelik o çilelere hemen hemen daima kendimiz talip olduk!
Çileni öp başına koy.
Halis bir muhatabın bize tahammülündeki o barışıklıktan gelen tevekkülünden, muhabbetinden ibret al! Biz kendimize tahammül edemezken bize tahammül edenlere iyi bakmak lazım. Böyle bir dost arayışımızdaki garabeti de görmemiz lazım. Kendimiz çekemezken bize katlanılmasını istemek garabeti!..
Çileni öpüp başına koyduktan sonra da, onun yerine talip olduğun sahaya usuletle, isyansız, tuğyansız süzül… Buna kimse mani olamaz.
Öfke ve isyandan iman ve huzur doğmaz ki; ancak kavga, kibir, çatışma… üretir menfi yaklaşımlar. Yani istemediğimiz o çile ateşini daha da harlandırır…

Fotoğraf Güneş Par’a aittir.

Damlalar – 155

Topluma ve eşyaya tutunmak, içindeki yalnızlıkla barışı mümkün mertebe tehir çabasından çıkıyor sanıyorum. Oysa kendiyle barışmak ile o “yalnızlık”la barış aynı şey sanki. Etrafa tutunma çabaları sadece çile dönemini uzatıyor gibi görünüyor…

Sait Başer

Fotoğraf Güneş Par’a aittir.