Damlalar – 186

Türkçede TAŞ kelimesiyle DIŞ kelimesi aynıdır. Taşra, dışarı demek. Düşünce ve inanç dünyamızda da güzellik ve saadetler yakınlık, kurbiyet, vuslat, kavuşma sözleriyle; ıztıraplı Türkçede TAŞ kelimesiyle DIŞ kelimesi aynıdır. Taşra, dışarı demek. Düşünce ve inanç dünyamızda da güzellik ve saadetler yakınlık, kurbiyet, vuslat, kavuşma sözleriyle; ıztıraplı haller ise uzaklık, gurbet, hicran, hasret, ayrılık gibi kelimelerle anlatılıyor. Bu iç-dış veya içleşme, dışlaşma diyalektiği ilginç… Hüsran da uzaktalık hali. Asr Suresinde “insan(lık) hüsranda..” gösterilir…

Sait Başer

 

Reklamlar

Tevbenin Ontolojisi Üzerine…

Hıristiyanlık’ta tövbe ihtiyacı kişinin ruhsal durumu ile ilgili olmaktan çıkarılmış, ayinsel bir havaya büründürülmüştür. Bunun nedeni de İncillerde geçen ‘Baba’, ‘Oğul’, ‘Kutsal Ruh’ üçlemesinin özel bir yorumlanmasıdır. Kutsal Ruh’u kilisenin temsil etmesi, günahları affetme yetkisini taşıdığı anlamına gelmiştir. Nitekim, tövbe, kişinin psikolojik iç durumundaki bir dönüşüm olmaktan çıkarılıp, ayinsel bir havayla günah çıkarma adı altında yapılmıştır. Bir hristiyan papaz nezaretinde itirafa mecbur edilmiştir. İslamiyet’te ise tövbe, kişinin kendini yeniden inşa etmesidir. Çünkü tövbe kişinin iç durumu ile ilgilidir. İnsan günaha düşmeyle ayrılık yaşar. Bu anlamda günah, Tevhid fikrinden ayrılmayı; tövbe ise Tevhid’e geri dönüp yükselmeyi ifade eder. Tövbe, Hıristiyanlık’taki gibi bir başkasına yapılan itirafla değil, kişinin kendisindeki fark edişle oluşur; çünkü kişi ruhsal parçalanmayı, ayrılığı kendisi hissetmiştir. İslamiyet’te insan-Hakk birlikteliği söz konusudur. Bu fiilî birliktelikten dolayı zihnî anlamda ayrılığa düştüğünü fark eder ve tövbe eder. Tövbenin oluşması için günahın ön koşuldur, bunu şu hadisle daha iyi anlayabiliriz:

“Nefsim kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi”(Müslim:Tevbe 9:2748)

Hadisten de anlaşıldığı üzere günah tövbenin ön koşuludur. Çünkü günah, ayrılığı ifade eder; birlikten kopuştur, yani fiilî birliği idrak edememektir. Çünkü günah içindeki insan birlikçi düşünemez, bunun nedeni de nefsin tercihiyle birlik bağlamındaki çoklukta kaybolmasıdır. Parçalı bir dünyada düşünmeye başlamasıdır. Ne kadar, parçalı bir dünyada düşünüyor olsa da günahkâr, insan-Hakk birlikteliğini fark edecek bir ontik yapıdadır ve mağfiret dileyebilir. Çünkü insan Tanrısal bir varlıktır ve tövbe ettiğinde Hakk’a ulaşacağını, O’nun hemen orada, kendi varlığında bulunduğunu bilir. İşte bu tövbe, kişinin kendini yeniden yapılandırmasıdır. Özellikle İslamiyet’te tövbe için zamanın belirtilmemesi, tövbe kapısının daima açık oluşu, insan Hakk birlikteliğinden kaynaklanır. İnsan nefes alıp verdiği sürece her an tövbe edebilir, dönebilir. Zira Hakk hep ondadır.

“Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tövbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya dek devam edecektir”(Canan:3.cilt:397).

İslamiyet’te insan-Hakk ayrımı söz konusu değildir. Bu ayrılığa düştüğün an günah işlemiş olursun; çünkü insan yapısı gereği Tevhid’dedir. İslam’da günah ayrılığı temsil ediyorken; tövbe birliği temsil etmektedir. Çünkü günaha yol açan şeyler insanı düşünemez hale getirir, bu düşünememe durumu birliği idrak edememe noktasıdır, parçalı hayatta düşünür hale gelmesidir. Çokluk içindeki birliği idrak edememe halidir. İşte bu durumdaki insan pişmanlığın yarattığı bir algıyla onda olan Hakk’ı fark eder ve ona yönelir ise bu yöneliş, onun tövbe etmesidir. İnsanda günahın, ayrılık, karmaşa yaratması insanı parçalı dünyada düşünür hale getirmesi, günahın ontik ve epistemolojik boyutudur. Çünkü insan günahla beraber birlik fikrini idrak edemez, çokluk âleminde kaybolur, birlik içinde özne nesne ayrılığına girer. Parçalı varlık algısının yaratacağı bilme faaliyeti ve oluşan bilginin karakteri ile işlevi, o algı bağlamında anlam kazanacaktır. Bu bilgi anlayışı insanı kaotik bir alem tasavvuruna yöneltecek iken, tövbe ve birlik psikolojisinden doğacak varlık algısında düşman ötekiler-ben zıtlaşmasının yerini varlıkta kozmik bir akrabalık algısı, dolayısıyla ona bağlı olacak bir bilgi türü olacaktır.

Kısacası, günah ayrılığı, çöküşü, birlik fikrini idrak edememeyi, çokluk âleminde kaybolmayı ifade eder. Tövbe ise tam zıttıdır, tövbe düzeni, birlik içinde özne nesne birlikteliğini ifade eder. Ben ve ötekiler ayrımı olmadan sadece biz olarak yaşamadır. Hayata birlik içinden bakmadır, insan Hakk birlikteliğinin farkına varmadır. Tövbe etmiş bir insan, çokluk içinde birliği yaşar. Tövbe bu anlamda, Tevhid içinde yükselmeyi de ifade eder. Her insan kendi seviyesine göre de bir günah ve tövbe anlayışındadır. Kısacası tövbe, insanın kendini yeniden yeniden yapılandırması, hayata tekrar tekrar birlik fikri içinden bakması ve insan Hakk birlikteliğini her yitirişinde yeniden farkına varmasıdır.

(Gülsüm Zorlu ile yaptığımız bir çalışmadan alınmıştır.)

Sait Başer