Günaydın Yazıları -7

İster mikro aleme doğru inin, ister makro aleme yükselerek bakın… Hep aynı Usta’nın emsalsiz tecellilerine “şahit” olursunuz. Ama ne kadar aciziz! diyebilir bazı dostlar. Cüz’î olanda aczin mutlaklığını görmek ise Hikmet’e merhaba demek olurmuş!..

Aczimiz Hakk’a vüsulde en değerli imkanımızmış efendim… Sabahınız hayırla gelmiş olsun…

Bütün hamlelerimizin arkasında o acze karşı duruş çabası bulunurmuş. Eğer aczimiz olmıya imiş medeniyet kurmaya gerek duymazmışız. Herbirimiz Tanrılardan bir Tanrı olmaya dönermişiz… Tamlık, kusursuzluk ve ölüme galip gelmeklik bulunsaymış bizde, ne anlama ne de bilme ihtiyacımız olurmuş… Neye benzerdik ki acep?

Sait Başer

Lem Yelid ve Lem Yûled

Eyy kâinat kâinat serpilmiş azîm muhabbet!

Sana hesap kitap öğretmek şu kör cahil nefsin ve varlığını idrakten başka gayesi olamıyacak izafî benliğin ne beyhûde ve boşlukta uğunan çabalamasıdır. “En basit bir yerden…” diye başlasam, sende “en basit” ve “mürekkep” mi var? En basit derken girdiği “atom altı”nda ezilen Guliver cücelerimizin Cern’deki şaşkınlığıyla fezadan Samanyolu’nu seyreden astronot’un şaşkınlığı arasında ne fark kaldı?..

Sana atfettiğimiz bütün sıfatların, kendi acz ve yokluğumuza göre tarif bulduğunu, aradığımızı sandığımız kusursuz yetkinliğin o “arayan”daki has kudretinle aynı cins olduğunu kimlere demeli!.. Acz ve yokluk üzerinden elde edilen tamlık ve varlık fikri, hakikatine ve sonsuz cepheli güzelliklerine nasıl bir ölçü verir?

Senden saklana saklana enaniyyet meydanları inşa etmek kurnazlığımız, senin nihayetsiz ve her zerreyi göz kılan görüş zenginliğin önünde nasıl da gülünçtür!.. Bizlerin küçük aklımızla kurduğumuz hileciklerimize güler misin acaba? Yoksa bu varlığınla var olmuşluktaki kendine perdeli kulcağızlarına biteviye mağfiret gerekçeleri mi hazırlar durursun?

Hangi kıt kavrayışla bakarsak bakalım, halk edilişindeki Hakkaniyet’e kayıtsız bir ruh gerçekte mümkün mü? Hakkanî var oluştaki köküne güvenmeyen; Hakk oluşunla, Hakk oluşuyla temas kuramayan bir idrak, kendisini seninle inşa ettiği halde, nasıl olur da bir varlık hakkı ve alanı bulunduğunu iddia eder?

Eeeyy muhabbet muhabbet her zerreden fışkıran, eeeyy parçalanırken bütünleşen, bütünleşirken her an ve noktada bir başka vuslat ve firkat destanı düzen!.. Bütün tezahürlerinde, bizim nefsanî cehlimizden türeyen vehimlerimiz hariç, derin saltanatını cihan cihan îlân edip duran!

Sana rağmen, sende var oluşumuza rağmen, senin fiilî tamlığını, aslî öznemiz olan nefha-i Rabbânînle zımnen bilişimize rağmen, bu cehilde ısrar oyunundan neden bıkmayız? Bu nasıl bir oyun ki, nefsini rab edinenlere bunun ruhsatını bu âlemde verip, yokluk idrakiyle varlığında varlığınla dirilenlere, hidayet bulanlara kulluk mahviyeti zırhını giydirirsin…

Sonra da döner o zırhı giydirdiklerine “lem yelid ve lem yûled” sırrını keşif zevki tattırırsın!

Günaha batırırken arındırdıklarınla, ilminle kibirlenenlerin zilletini aynı anda hangi mîzan çeker?

Eeeyy gelirken giden, ölürken dirilen, ayrılırken kavuşan, derdlenirken zevk madenine dalanlar îcad etmekten bıkmayan…

Eeeyy bâtılı dahî hakkaniyetine hicap giydirip îcad eden! Ey açık ve saçıklığıyla yere göğe sığmadığı malumken kör ebe oyunlarına doymayan gâibler gâibi!…

Ve ve ve… Sen nasıl bir zevkle, kendinde kendini anlattığın o eşsiz sûreye “İhlâs” adını koydun?..

Yoksa ihlâs tamam olunca, ölümsüz ve doğumsuz saltanatının engin ufuklarına bakan hüsran hücrelerimizin vuslata mani sır perdeleri mi kalkıyor!?..

Sait Başer

Simurg’un Kanadında

13634_105447549470577_2852585_n

Önceden de önce yok iken Tad Ekam vardı. Kendinde kendiydi. Önceden öncesi ise, O’nun kendini bilmek arzusuyla belirdi. İşte o zaman adı Brahman oldu. Ama bu, birin içinde özel bir parçalanma idi aynı zamanda. Herbir parça avidya’ya (bilmezlik-gaflet) büründü. Kendinde kendini kaybetti. Avidya’ya gömülen her eleman, kendini diğer Brahmanik yansımalar üzerinden kıyaslamaların sonuçlarıyla tekrar inşa çabasına düştü.

Bu macera, varlığın en büyük, en devamlı, en önemli ve temel trajedisiydi. Derin gurbet duygusu ve kendini bilememenin ötesinde yanarak uyanmaktan başka çaresi yoktu. Yanarak uyanmaya bazen yaratma, bazen anlama, bazen de kendini bilme dendi. Türkçemizde ise o ateşin yandığı ocağın özel bir adı da var: Gönül!…

Bilginin imkanı hasret ve parçalanmaktan geçiyor. Bilgi, farklar âleminde kavrulan bir elemanın kıyas yoluyla elde ettiği hükümlerden ibarettir. Ve birçok içiçe izafete mahkumdur. Dolayısıyla bilginin bir yüzü parçalanma iken, sonucu olan ikinci yüzü anlam dediğimiz soyut değerlerin gönüldeki bütünleşmesine tekabül eder. Hint mitolojisi bu macerayı bizim huma, devlet kuşu, zümrüdü anka, simurg gibi adlarla andığımız kaknüsün her bin yılda bir kendi ateşiyle yanıp, küllerinden tekrar doğması hikayesiyle sembolleştirmiş… Gerçekten Türk tasavvuf geleneğindeki varlık-yokluk, tenzih-teşbih, takdis-tesbih, zat-sıfat, acz-kemal arasındaki diyalektik çizgide durmak kendini yeniden ve daima yaratmanın formülü sayılabilir. Bu açıdan bilginin imkanı olarak da karşımızda cehli buluruz. Buluruz da cehlin ateş hikâyesi içinden sıyrılırken, aynen önceki diyalektik süreçlerindeki gibi hüzün ve sevinç, anlama zümrüdü ankasının iki kanadı olarak karşımıza çıkar.

Zümrüdü anka aynı zamanda devlet kuşudur demiştik. Yani bir anlamda ism-i hândır. Dostu olmaktan şeref duyduğum bu hakîm matematikçi, İsmihan Yusubov, kâh bir salyangozun dünyasında, kâh bir bekçi karıncada, kâh Nasreddin Hoca’da, bazen Newton fiziğinde, bazen Heisenberg bilinemezciliğinde gönül gezdirirken, temasının ne olduğu ikinci dereceye düşer ve onun dikkati adeta varlığın merkezi hâline gelir. İsmihan Bey’in kaleminden döküldüğü vakit, matematiğin çok insana kâbus olan formülleri şirin bir şiirin mısralarına dönüşür. Okuyucu bu kitapta yer yer kütüphaneler dolusu bilgeliği sapsade bir cümlecikte bulacak, bazen de toplumumuzun hatta daha ötesini diyelim insanlığın ortak ürperişlerini görecektir. Katı ve soğuk yüzlü mantık ve matematik bilgilerinin Nasreddin Hoca sevecenliğiyle karıştığına şahit olacaktır.

Bakü’den bir ferahlatıcı selam gibi uçup Sakarya Üniversitesi’ne konan bu bilge kişinin hepimize söyleyeceği bir çift sözü var.

Görelim hânım İsmihan Bey ne söyler…

Sait Başer

07.06.2008, Sapanca

Bu metin, İsmihan Yusubov’un Matematik Güzeldir – Anlamanın Sevinci ve Kederi adlı kitabı için takdim yerine kaleme alınan yazıdır.