KORKAK TÜKÜRÜK SAKALA DÜŞER!

27544753_2198211516860826_7800811138133259520_n

ABD Dış İşleri Bakanlığı, bizim Olağanüstü Hal şartlarını bir an evvel kaldırmamızı, içerdekileri bırakmamızı… vs. vs. istemiş!

Bu “canlılar”a bu hak ve yetkiyi kim verdi? Kim râzı oluyor bu üsluba, bu cesareti bunlara kim veriyor?

“Ben ihtilal denerim, muvaffak olursam kulumsun; olamazsam da karşı tedbir alamazsın!” demek ahlaksızlığından başka ne anlamı var bu açıklamanın?

Bu alçak muhakemeyle mi “süper” bu cibilliyet fukaraları?
Evet süper!

Süper ahmak, süper insaniyetsiz, süper kaba, süper değersiz!

Asıl tuhaflık bu süper zekâlıların içimizde zırıldayıp duran Ce Ne Ne, foks vs. ürücülerine bizim hâlâ izin verip ürdürtmemizde!

Eyy TC!…
*

Bir de içimizdeki solcu, sosyalist, hümanist, FETÖ, “metöler”le beraber; şimdi TKP ML de ABD saflarında olduğunu beyan buyurmuş! Bu “antiemperyalist seçkinlerimiz”(!) toptan Afrin’de Mehmetcik karşıtı imişler…

Eyy TC!

Ne oldu senin o meşhur “devlet aklı”na, devlet reflekslerine!?
Korkak tükürük sakala düşer eyy TC!

Reklamlar

27751908_2198131276868850_1132264372315556834_n.jpg

Mülkiyet, sâhiplenenden kaynaklanan tek taraflı bir aldanış. Yoksa sahiplenilen eşyâ bundan habersiz!
Asıl mülkiyeti sevene bakarak anlamalı.
Mülkiyet orada!
Ancak oradaki durum da bildiğimizin zıddına!

Seven değil “mâlik”, sevilen!
Sevdiğini sanıp, muhatabını mülkü sanan nâdâna değil sözümüz. Gerçek sevgi, âşığı sevdiğine kul eder. Sevgili ise sevgiliye, vatan ise vatana, bayrak ise bayrağa, Allah ise O’na… Mülkiyet işte orada:
“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi Allah içindir.”
Enâm/162

Vakt-i şerifler hayr olsun Erenler…

“AYIRAN DÜŞMAN”!

27751832_2196307653717879_7980139624309909362_n.jpg

“Ey Âdem oğulları, «Şeytana tapmayın. Çünkü o, sizin için (Rabbinizden) ayıran bir düşmandır. Bana ibâdet edin. işte dosdoğru yol budur» diye size emr etmedim mi?”
(Hasan Basri Çantay Meâli, Yasin/60-61)

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ﴿٦٠﴾ وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ ﴿٦١﴾
Âyetlerde ayrılık ile ilgili bir kelime olmadığı halde, Hasan Basri merhum neden böyle meal vermiş acaba?

Gerçi “ayırmak” fiili burada bana hiç aykırı gelmedi. Bilakis!
Çünkü, birlik halindeki bir idrak, ancak şeytanın nefse ayrı bir varlık atfı/benimsetmesiyle ortaya çıkacak parçalanma yüzünden “tuzağa”, yahut “uzağa” düşer, ayrılır.
Şeytana veya nefse itibar edişle beraber insan kesret cehennemine savrulur, varlığa “ben ve dışımdaki ötekiler âlemi” diye bakar, fiili gerçeklik olan Birlik’ten ayrı ve daima gurbete mahkum hesaplar içine yuvarlanır, diye düşündüm.
Allahuâlem!..

 

27460005_2027031970670667_5120651083522134977_n.jpg

Bu serdengeçti arslanlara “it-kopuk” diyenler aynada kendilerini görüyorlar.
İt ürür, kervan yürür azizim.
Aramızdaki kefere maşaları sızlanmasa istikametimizden emin olamazdık.
*
Herkes işini yapsın.
Günaydın efendim. 

İNATTAN KÜFRE, KÜÇÜMSERKEN KÜÇÜLMEYE…

27657365_2194082497273728_9191830013700854715_n.jpg

İslam’da da Töre’de de inat, küçümseme, istihzâ, aşağılama kınanmıştır.
*
Gördüğümüz eksiği kendi ayıbımızdan öğrendiğimiz ölçüyle tanırız. 
İrfan erbâbı kullandığımız dilden kalbimizdeki duyuşu görür.
Hayır yapmak istiyorsan, doğruyu doğru bir üslubla söyle!
Alay yolundan değil.
Küçümseme, hor ve hakir görme dili, genellikle insanların nefislerini temize çıkarma çabasından doğuyor.
Tabiî insanlar bir tür îtiraf olduğunu bilseler böyle bir üslubu benimsemezlerdi.
Hem aldandığına kail bulunduğumuz muhatapları hayırla güzellikle, mahremâne uyarmazsak onlara tesirimiz olmaz ki!
Kim aşağılanırken, küçümsenmeye muhatap olurken, kendini savunma derdiyle meşgulken uyanır? Yahut kınayan bir ikazla karşılaşanların yüzde kaçı nefsini hesaba çekme büyüklüğü gösterebilir? Uyarıda kınama değil; şefkat, merhamet ve muhabbet varsa, yanlışa düşenin kusurunu giderme niyeti öndeyse maksad yerini bulagelmiştir…
Hem kınadığımız ne varsa, Nebevî habere göre başımıza gelmek için kapımızda sıraya girermiş!..
Yüzümüze esen rüzgara tükürmek gibi…
İnsanların ayıplarını örtmek, muhataplarımızın kusurlarından mahcubiyet duymak, millî ahlâkımızın kök değerlerinden… Bize settar olmak yaraşır!
Asıl kınanması gereken, kınama ahlâkı…
*
Farkına varılamayan husus şu galiba:
Bu üslup, inat veya kıskançlığın beslemesiyle diri kalıyor!
*
Nasıl yollar muhabbetten ferâgate, feragatten nüfuz-ı nazar sahibi oluşa, anlamaya, bilgi ve hikmete çıkıyorsa; menfi duygular da birbirlerini tetikleye tetikleye insanı hüsran durağına zincirleyiveriyor!..
Kıskançlıkta, âşikâr ki; zerre kadar sâlim akıl olmadığı gibi, Allah’ın başka birini sana tercih etmesi yönündeki vehme isyan ve O’na akıl öğretme de gizli. Herhalde İnatta bir “dar kavrayış” teşhir ettiklerini bilselerdi, ısrarcı ve inatçılar dâvâlarını terk ederlerdi.

İnat, eğer yaptığı fenalığı görememe, yani idrak noksanından doğmuyorsa, muhataplarımızdaki yöneliş ve tercihlere hürmetsizlik, yani başkalarını nefsimize tâbî kılma bencilliğine dayanır. O bencillikteyse Hakk’ın mazharlarındaki farklılaşma hak ve zaruretini reddediş, onların seçimlerine mukabil egomuzun tercihinde ısrar var.
Menfi duygular da müsbet ve yapıcı duygular da doğurgan…
İstihzâ deyip geçmemeli… Arkasında kademe kademe uçurumlar var.
Hikemî nasihatler, uyarmalar yanlış mı peki?
Efendim başlı başına ele alınması gereken o fasılda dahî ısrar ve inat yok! Tebliğ ve teklif meşrû, ısrar ve inat yasak!
Kendimizi karşımızdaki kimsenin yerine koyabilmek ne kadar mühim ve insanlaştırıcı…
Hüzün “anlamayı” tetikliyor! Mahzun kalpte Hakk karargah kurar denilmesi de muhtemelen o sebepledir.
Bütün duygular, aslında yaşadığını hissetmeden ibaret ve birbirlerine dönüyorlar, karışıyorlar… Korkuyla hüzün, panikle kazanma hırsı… hepsi karışıyor… Allahualem!
İnsanın değeri Allah için olmaklığında!
Fakirin anladığı odur ki dostlar; insan saflık, şeref ve haysiyetin ne mânâ ifâde ettiğini yüz kızartan bir cürme batmadan tam anlıyamıyor. Allah kimseye muhâtabın gözüne bakamamak acısını yaşatmasın… Kalp sâfiyeti, dünya dolusu servete değişilemeyecek bir değer!
“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi Allah içindir.”
Enâm/162

27459314_2192988707383107_6956946660496624913_n

Aziz şehitlerimizin fedâkârlık ve ferâgatlerinin bedeli olamaz. Onlara hiç bir beşerî karşılıkla mukabele edemeyiz. Yirmili yaşlarında Cemâlullah’a yürümenin yeryüzünde bir karşılığı yok!..

O mâverâî hamlenin muhâtabı olan Zât-ı Akdes onlara nasıl davranacağını baştan ilan etmiştir…

Onlara bizim verebileceğimiz tek cevap, dâvâlarına can bahâsına sahiplenmek, taşıdıkları bayrağı daha yükseğe, daha ileri merhalelere taşımak olabilir…

Elhamdülillah muazzez milletimizin o şecaat ve dirâyette evlatlarından kurulu, dostu güvendiren düşmanı yıldıran ordularımız vardır. Ordulaşmaya hazır arka saflarda o mertebenin heyecanına sahip evlatlarımız ayrı…

Cenâb-ı Hakk’tan bu alpler çağı müjdecisi nesilleri bereketlendirmesini, ilelebet Rızâ yı İlâhî mucibince muzaffer kılmasını niyaz ediyoruz…