Adamlık ne apolet, ne cüzdan, ne silahladır
İnsaniyet, can özünde bulursan, Allah’ladır.

Reklamlar

Âsûde

Ne derd vardı ne hasret, pek âsûdeydi yokluk,
Sen ey varlık mülküne yeni göz açmış çocuk!
Bir söz verdin, varlığı görmek için Rabbine,
Emelin “bilinmek”ti!.. Ya şimdiki mülk derdin?
A’mâ’nın kucağında, hiç’i dahî bilmezdin,
Yalnızlığa çâre yok: Lâ ilâhe illallah!
Yalnızlığa da dermân:Lâ ilâhe illallah!

Bu âlemde elemler, birbirinden de derin,
Ya yalnız ol, yahut çok; asla bitmez kederin…
Bilmeye, sevmeye, olmaya da gücün yetmez,
Ne yâr vardı ne gayrı, pek âsûdeydi yokluk;
Sen, ey varlık mülküne yeni göz açmış çocuk!
Yalnızlığa çâre yok: Lâ ilâhe illallah!
Yalnızlığa da dermân: Lâ ilâhe illallah!

Doğmak da o, ölmek de: Hayat, hicran yarası
Vefâsızlık çölünde, iki salâ arası…
Adalet sırrının kâşifine bin aferin.
Ne dert vardı ne zulüm, pek âsûdeydi yokluk,
Sen ey varlık mülküne can atan tâze çocuk…
Yalnızlığa da dermân: Lâ ilâhe illallah!
Yalnızlığa çâre yok: Lâ ilâhe illallah! / Sait BAŞER

İnşirah

Bildirirdim derdimi bir âh ile cânâna hep
Korkarım sûz-i derûnumdan felekler yana hep

demiş koca Nef’î…
Yani:
“Sevgili’ye derdimi hep bir âh ile bildirirdim. Lakin derûnumdaki ateşin, o âh’ın alemleri yakmasından da daima korkarım…”
Nef’î işte o ateşin aşinası olmakla koskocaman…
Yana yana derinlere inen bir ateş güllesi gibi içimizde derinleşen kalp ağrılarımız olmaz mı vakit vakit!..
Başımızı öne eğdiren o müthiş kudretiyle acı, keder, sevdalar, hasretler bir kördüğüm olmaz mı?
O çaresizlik çırpınışlarımızın şiddetli anlarında üstüne üstlük bir de Allah’ı hatırlarız ya!
Sığınır, kurtuluş dileriz hani.
Nefesimizin tıkandığı ve içinden çıkmak gayretiyle çırpındığımız o sonsuzluk hükmündeki lahzalarda, “Bir menfez olsa da nefes alabilsem!” dediğimiz bir an, şaşkınlıkla o kördüğüm duygular arasından sızan bir huzme gibi, tam da o acılı ağrının ortasında O’nun bulunduğuna kendimizi ikna etmeyi bir denemekten ne çıkar? Bir an deriiinn derin “Elhamdülillah, elhamdülillah…” tesbihine geçip, gözlerimizi yumuvermeyi, acının zirveleştiği o an özümüzü O’na verivermeyi denesek?..
Verivermek!
Olmadı galiba gene… İade etsek hırsızlama gasbımızı.

Âhımı dudaktan,
Feryâdımı sesten,
Derdimi Dost’tan gizli…
söylesem?
söy le s…


Hayır hayır hayır!
Söylemekten vaz geçsem!
Âh’ta da, dert’te de ağrıyan o ateş güllesinin, esasen içimde nefsim adına hapsettiğim Hakk’ın hayat dileyişi olduğunu teslim etsem…
Teslim etmesem!
Gene o eski alışkanlık, teslim olsam!
İki olmaklık çilesini üretmeyi bıraksam…
Hüviyet “O olmaklık”tı ya hani!
Elhamdülillahların gölgesinde inşiraha açılsa kapılar..