HÂNIM HEY! TÖREM VARDI TÖREM HANİ?

13490807_1394699507212035_3191272046271996854_o

HÂNIM HEY!
TÖREM VARDI TÖREM HANİ?

“Oğuz” dediklerimiz, “Töreliler Birliği”,
Devlet’se adaletti, kavimlerin dirliği!
Töre’yle idi Türklük, iddia evrenseldi!
Töre’siz zâlimlerde bulamadık erliği.
Töre’yle kutlu Devlet, Töre’yle İl dirliği

Töre’de Hakan yay, her bir boy ise ok idi
Oğuz, “oklar” demekti, yani onlar çok idi
Hikmetle adaletti hepsinin dâvâları
Kör şeytanın zaferi, benimsetti körlüğü,
Unutturdu hikmette bulduğumuz dirliği…

Töre’de Kök Tanrı, şüphesiz Cenâb-ı Hak’tı,
Varlıkta görünenin hepsi o Zât-ı Pak’tı,
İnsan olma ölçüsü, akıl ile ahlaktı;
Türk’e soy sop dedikçe, kayıp ettik birliği,
Kandaş fitneleriyle küfre sattık dirliği…

Halk kölelik bilmezdi, çünkü böyleydi Töre,
Soyluluk lânetliydi, burjuva hak getire,
Hakan hizmetkardı, şehzâde halka köle;
Modernlikte idare haçlı komiserliği,
Proleterya diktası sosyete emirliği…

Toprak Tanrı mülküydü, mülkiyet yanılsama,
Ehliyet asıl iken zulüm olmazdı; ama
Hikmeti yasakladık, bilgeler elin çekti,
Artık kutsal savaşlar, şakî cengâverliği,
Münafıklar diline verdik Peygamberliği…

Sait Başer

Âsûde

Ne derd vardı ne hasret, pek âsûdeydi yokluk,
Sen ey varlık mülküne yeni göz açmış çocuk!
Bir söz verdin, varlığı görmek için Rabbine,
Emelin “bilinmek”ti!.. Ya şimdiki mülk derdin?
A’mâ’nın kucağında, hiç’i dahî bilmezdin,
Yalnızlığa çâre yok: Lâ ilâhe illallah!
Yalnızlığa da dermân:Lâ ilâhe illallah!

Bu âlemde elemler, birbirinden de derin,
Ya yalnız ol, yahut çok; asla bitmez kederin…
Bilmeye, sevmeye, olmaya da gücün yetmez,
Ne yâr vardı ne gayrı, pek âsûdeydi yokluk;
Sen, ey varlık mülküne yeni göz açmış çocuk!
Yalnızlığa çâre yok: Lâ ilâhe illallah!
Yalnızlığa da dermân: Lâ ilâhe illallah!

Doğmak da o, ölmek de: Hayat, hicran yarası
Vefâsızlık çölünde, iki salâ arası…
Adalet sırrının kâşifine bin aferin.
Ne dert vardı ne zulüm, pek âsûdeydi yokluk,
Sen ey varlık mülküne can atan tâze çocuk…
Yalnızlığa da dermân: Lâ ilâhe illallah!
Yalnızlığa çâre yok: Lâ ilâhe illallah! / Sait BAŞER

İnşirah

Bildirirdim derdimi bir âh ile cânâna hep
Korkarım sûz-i derûnumdan felekler yana hep

demiş koca Nef’î…
Yani:
“Sevgili’ye derdimi hep bir âh ile bildirirdim. Lakin derûnumdaki ateşin, o âh’ın alemleri yakmasından da daima korkarım…”
Nef’î işte o ateşin aşinası olmakla koskocaman…
Yana yana derinlere inen bir ateş güllesi gibi içimizde derinleşen kalp ağrılarımız olmaz mı vakit vakit!..
Başımızı öne eğdiren o müthiş kudretiyle acı, keder, sevdalar, hasretler bir kördüğüm olmaz mı?
O çaresizlik çırpınışlarımızın şiddetli anlarında üstüne üstlük bir de Allah’ı hatırlarız ya!
Sığınır, kurtuluş dileriz hani.
Nefesimizin tıkandığı ve içinden çıkmak gayretiyle çırpındığımız o sonsuzluk hükmündeki lahzalarda, “Bir menfez olsa da nefes alabilsem!” dediğimiz bir an, şaşkınlıkla o kördüğüm duygular arasından sızan bir huzme gibi, tam da o acılı ağrının ortasında O’nun bulunduğuna kendimizi ikna etmeyi bir denemekten ne çıkar? Bir an deriiinn derin “Elhamdülillah, elhamdülillah…” tesbihine geçip, gözlerimizi yumuvermeyi, acının zirveleştiği o an özümüzü O’na verivermeyi denesek?..
Verivermek!
Olmadı galiba gene… İade etsek hırsızlama gasbımızı.

Âhımı dudaktan,
Feryâdımı sesten,
Derdimi Dost’tan gizli…
söylesem?
söy le s…


Hayır hayır hayır!
Söylemekten vaz geçsem!
Âh’ta da, dert’te de ağrıyan o ateş güllesinin, esasen içimde nefsim adına hapsettiğim Hakk’ın hayat dileyişi olduğunu teslim etsem…
Teslim etmesem!
Gene o eski alışkanlık, teslim olsam!
İki olmaklık çilesini üretmeyi bıraksam…
Hüviyet “O olmaklık”tı ya hani!
Elhamdülillahların gölgesinde inşiraha açılsa kapılar..

Yâ Rabbi..!

Hakk’a batılı karıştırıp Hakk dâvâsı güdülmesi, insanlık kadar eski bir te’vil türü. Bâtılı Hakk ile süslemek de öyle! Yanlış bir talebimizi haklı bir dil ile söylemek, elbette nefsimizin hoşuna gidiyor. Maalesef münafıklık ve riya da haklı bir dil kullanageldi…
Yâ Rabbi! Bize:

“Yâ Rab, Hakk’ı Hak bilip Hakk’a ittibâ, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan içtinâb etmeyi nasib eyle.”
diyen Hadîs-i Şerîf’i hatırlamayı ve nefsimize göre değil; Hakk’a göre anlamayı lûtfet…
Her fırsatta nefret ve öfkemize mağlub oluyoruz!… Her imkânı bencilliğimiz adına tasarruf ettirtme. Her darbeyi gayrılardan bildirip Tevhid’i paramparça ettirme… Senin Tevhid’in gerçekte metindir. Parçalanan bizdeki iman ve zihin sağlığı!.. Her olanı, kaybımızı da kazancımızı da senden bilmek yerine, bizi vehimlerimizden kurduğumuz gayrılar aleminde evhamlarımıza mağlub olmaktan affet…
Milletimizin her ferdine mü’min feraseti ihsan eyle…
Bizi şeytaniyete düşmekten muhafaza eyle…
Asıl kaybımızın, anlama sapmalarıyla kesrette uğunakalmamız olacağını unutturma… Şeytaniyetin pusuda felaketlerimizi azmanlaştırmayı beklediğini, telkinlerini suret-i Hakk diliyle yaptığını anlamamıza yardım et…
Günlerimizi gecelerimizi hayr eyle…