FB_IMG_1510637854086

Mülkiyet bir aldanış. Makam, ünvan, şöhret gibi tutunmalıklarımız ise çok daha serâba yakın.

Eninde sonunda o mevziî ilişkiler elden uçunca, bütün itibârını o nisbette bulanlardaki hüsran ne acıklıdır!

Bu hakikat önümüzde durup duruyor ve insanoğlunun her kuşağı bu rüyâya aldanışa gönüllü!

*

Daha ömrünün baharında, hiç bir bedele değişilmeyecek ömürlerini vatana, millet varlığına, en mühimi Cenab-ı Hakk’a adayıveren şehidlere biraz daha dikkatle bakmalı…

Her heveslendiğimizden uzak kalışta kahra bürünürüz, mahrumiyetlerle kahroluruz ya! İşte tam o vakitlerde aklımıza daima bedelsiz, adsız sansız o feragat erleri gelmeli.

Hayatlarında temel ilke olarak nisbetini Hakk’a tahsis edenler!..

Onlar ne bir bedel istediler ne makam…

Hakk’ın âgûşunda mestâne olmak, üzerine çok çok düşünülmesi gereken bir hal! Zaten 20 li yaşlarında canını ortaya koyan birisine kim, nasıl bir “bedel” verebilir?

*

Gençler ulu ataların öğüdüne açık olmalı ki arınsınlar. Doğru! Ama nice hırsına mağlup, toy ihtiyarın da o fidanlardan öğrenmesi gereken şeyler var…

*

Kahırsız, hüsransız, feragatin huzurunda günler diliyoruz ahbâba efendim.

Reklamlar

FB_IMG_1510369831170

TÖRE’DEN İÇRE

Bir yüce Toy kurulur
Pîrler boy boy sorulur
Kor Kut Ata bir solur
Söyler Töre’den içre:

Hânım hey!

Şahitler şehid olsa
Körler otağa dolsa
Çöker  karanlık nöker
Peyler Töre’den içre

Hak tanımaz haşarı
Zalim fasık dışarı
Barınmasın aşırı
N’eyler Töre’den içre?

Töre’yle yürür hizmet
Töre’yle büyür millet
Türk olmak Törelenmek
Toylar  Töre’den içre

Bir  kimse kut bulsaydı
Bilge  kişi olsaydı
Kişi eli değen her
Şeyler Töre’den içre

Ahlakı Türk olunca
Hak yerini bulunca
Bilgeler baş köşede
Beyler Töre’den içre…

(Bu gün sabahlığımız şiir gibi olsa  kime ne!  🙂 )

FB_IMG_1510212322286

Ruh ufuksuz yaşamaz.
Dağlar ufkunda mehâbet,
Ova ufkunda huzur,
Deniz ufkunda tesellî duyulur.
Yalnız onlarda bulur ruh ezelî lezzetini.
Bu ufuklar avutur rûhu saatlerce, fakat
Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.
Ruh arar kendine bir ruh ufku.

(Y.Kemal-Ufuklar’dan)

“Önce yoldaş, sonra yol” derlermiş.
Yoldaşını bulana ne devlet.

Huzurlu, yoldaşlı, sevgili bir gün başı olsun yârenler.

FB_IMG_1509520322263

Dünyada bizim ülkemiz kadar hak edilmiş, kan bedeli ödenmiş bir yer daha yok…

O bedeli biz ödedik, bu bizim ülkemiz, üzerindeki devlet de bizim devletimizdir… Bilhassa demokrasiyle buluşarak  Cumhuriyet kemale ermiştir.

Bâzı arkaik lâiklerin millete tepeden bakma devri kapanmıştır. Millî bayramları milleti yıldırma günleri olarak kullananlar tarihin çöplüğünü boylamışlardır. Devletimiz de demokrasiyi içine sindirmiş, millete teslim olmayı başarmıştır.

Geçmişin polemikleri, elimizdeki bu baha biçilemez değeri unutturmamalı.

Bendeniz artık eski hikâyelerle birbirimizi üzmenin faydasına kani değilim.

Cumhuriyetimiz ve devletimiz milleti ve bütün tarihinin eseri irfanıyla buluşmuştur ve inşaallah ilelebet yaşayacaktır…

Bu saadet bize kâfîdir.

*

Şühedânın ruhlarına fâtihalarla başlıyorum bu güne yârenler…

FB_IMG_1508388925423

Olanı anlamak ne büyük iddiâdır.

Görüşümüzde dahî sâdece eşya ve olayların bize bakan tarafını görmekteyiz. Bütünlüğün hareketini, içini, ilişkilerini, zamanda seyrederkenki oluşum ve değişimlerini bilemeyiz. İçten dışa dıştan içe seferlerini tâkipten âciziz.

Şu İsviçre’deki meşhur Cern deneylerinde acz içinde, tarifsiz, tesbitsiz dünya gözlemcilerine bakın!

Varlığın en küçük parçasına inme çabası bir yana, o ufacık ufacık parçalardaki hüner ve şuuru tarif ve tesbite beşerin en hünerli zekâlarının tâkati yetmiyor…

İlim acz içinde, felsefe, sanat, edebiyat, dil hep berâber…

*

Her kullanımda kurulan ilişkileriyle tekrar anlam bulan  kelimelerin hakkından gelemeyen sözlükçü garibim, eski zamanların tecrübeleri, anlama ve adlandırmaları üzerinden biçimlenen kelimelerle, asla kendini tekrar etmeyen Zâtî tecellînin şimdisine nasıl derman yetirsin?..

Anlamadaki sınırlandırma, öznel ilgiler bağlamında anlam yaratış… esasen bizim imkanımız! Ancak onca subjektifliğe Hakikat teslim olsa bile anlayışımızın acziyle zihnimizde inşa edeceğimiz mânâ o Hakikat midir?

*

Tefekkürden değerli dostumuz da yok, bir diğer taraftan bakınca.

🙂

Hayırlı sabahlar efendim.

HUZUR, ZÂTen ÖYLE OLANDA DURABİLMEK!

FB_IMG_1508302747346

Başlangıcımız gibi sonumuz da bu kürede… Bu apaçık bir yalın gerçek!

Topraktan olmaklığımız her lokmamızda devam halinde. Aynı havayı teneffüs ediyor, birimizin verdiğini diğerimiz alıyor, hepimiz aynı ihtiyar suyu içiyoruz.

Beden malzememiz kâinatla yaşıt, ruhumuz Nefha-i İlahi olmaklığı sebebiyle, o da Hakk kadar kadim bir geçmişe zimmetli…

Hz. Mevlânâ bir eserinin adında fevkalâde uyarıcı bir mesaj vermişti:

Fîh-i Mâ Fîh!.. Yani, “İç’in içinde”…

Bu açık tabloya rağmen yabanclık ve düşmanlık üretebilmemiz, dar çevremizdeki çoklu ortamın yarattığı illizyonla, kesretteki büyüyü kırıp vahdeti göremeyişimiz müthiş  bir körlük!

Garâbet içre garâbet…

“Uyanma” yanmaya bağlı; ayrılıklar, öznel zaaflarımızdan kaynaklanan sınırlamaların, yani ad verme(ad urma=ayırma)lerin eseri. Adı başka olunca kendini de başka sanıyor insanlar. Sanki doğumunda değişik bir ad verilse itiraz edecekmiş gibi.

*

Madem: “Kendini bil!” sözü üzerinde bu derece yaygın bir mutabakat var, demek ki bizim “kendiliğimiz”e dair algımızın yanlışlığı hakkında da bir mutabakatımız var demektir.

O halde ayağa kalkıp “ben, ben” diyen bu toprak, bu “uyanışı” nasıl elde etmiş?

Bizde yaşayan kim? Mâhiyeti ne?

Bu iğreti kimlik adına yapıp etmelerimizin hesâbını aslında “kim”, “kime” ,  “nasıl” verecek ve böylece tüketilen ömrün telâfîsi nasıl mümkün olacak?

*

Huzur nedir?

Kimilerine göre refâha, kimilerine göre İbâdetlere, dinî şartları îfâya, kimilerine göre tanınmaya-bilinmeye, güçlü olmaya bağlı huzur… Böyle böyle bir yığın şart sayıyorlar, öndercilik oynayanlar.

Bilakis, ya huzur o ihtirasların terk edildiği, “ben” dâvâsının yerini, tefekkürle Hakk’ın hayâtını seyr ve saygının aldığı “O’nda olma duyuşu”ndan başka bir şey değilse!..

Ateşimizi söndürmeden emâneti teslim edebilmek!..

Belki, huzur o sayılan şartlar sebebiyle buharlaşıyor!

ZÂTen(zâtı itibârıyle) öyle olanı  kabullenmek!

Zor mu?

🙂

Hayırlı sabahlar efendim.

Günaydın Yazıları

FB_IMG_1507697663904.jpg

Dünyayı uyuma yeri olarak kıymetlendiren ervaha da hürmetimiz vardır.

🙂

“Ey dil seni cânâne fedâ eyledik evvel,
Aaaahh edip inleyiş bu kurbâne düşer mi?..

Cânân dileyen dağdağa-i câne düşer mi,
Cân isteyen endîşe-i cânâne düşer mi? “

Seyyid Nigârî

Sabahlarımız hayr olsun  yârenler …