Günaydın Yazıları

FB_IMG_1507697663904.jpg

Dünyayı uyuma yeri olarak kıymetlendiren ervaha da hürmetimiz vardır.

🙂

“Ey dil seni cânâne fedâ eyledik evvel,
Aaaahh edip inleyiş bu kurbâne düşer mi?..

Cânân dileyen dağdağa-i câne düşer mi,
Cân isteyen endîşe-i cânâne düşer mi? “

Seyyid Nigârî

Sabahlarımız hayr olsun  yârenler …

Reklamlar

554255_543243795690948_249016187_n.jpg

Dâr-ı dünyâ delü gönlüm gibi vîrân olsa
Ne cihân olsa ne cân olsa ne hicrân olsa

Kâşki sevdüğümi sevse kamu halk-ı cihân
Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa

Bir demür tağı delüp boynına almak gibidür
Her kişi âşık olurdı eger âsân olsa

Şâdmânam gam-ı yâr ile sevinmez bu kadar
Bir gedâ cümle cihân mülkine sultân olsa

Cân atar karşu çıkar izzet eder ey Yahyâ
Hançer-i dilber ile bir çıkışur cân olsa

 

Bir aşka düşmüş ki Taşlıcalımız, o aşkın elinde: “Bu dünya mülkü keşke olmasaydı, can da cihan da olmasaydı” diyor, “ki bu ayrılık derdinin şiddetini yaşamasaydım.”
“Bütün âlem halkı keşke sevdiğimi sevseydi de, bâri herkes ondan bahsetseydi, bütün sözlerimiz sevgiliye dâir kıssaları anlatsaydı. Böylece azcık hasretim hafiflerdi”
“Sen bu aşk ıztırâbının kolay olduğunu mu sanıyorsun? Bir demir dağı boynunda kolye gibi taşımaya denktir âşıklık! Kolay olaydı herkes âşık olurdu.”
“Gerçi ben son derece mesudum. Çünkü sevgilinin gamından duyduğum saadet, bir yoksula cihan padişahlığını versen onun saltanat sevincinden ötedir!”
“Eğer ve keşke bende onun hançerine tutulacak can olsaydı, bunun için onu karşılamaya, ağırlamaya koşardım; ki o bakışlarının hançerine canımı seve seve yeniden ikram eder, uğrunda ölmenin saadetini bir daha yaşardım.”
*
Günaydın yârenler.
Kabaca bunları diyor Taşlıcalımız. Erbâbı daha nice derinlikler bulur, ayrı bahis.

 

 

Ezelde Hak ne ki yazmışsa bolur,

Göz neni ki göricek ise görür,

İki âlemde Hakk’a sığınmışız,

Tohtamış ne ola ya Ahsah Temur.

demiş Kadı Burhaneddin. Tevekkül de güzeldir, ancak asıl değerli olan o tevekkül içindeki yerimizi anlamak, mûcibince davranmak Bütün mesele “ezel” ile “şimdi”, “şimdi ile “ebed” ve “edeb” arasındaki münasebetleri  görebilmek mi desek?.

🙂

Hayırlı sabahlar yârenler.

 

Edebiyat ve Kültür Açısından Güncellik Arayışları  (görüntülemek için tıklayınız)

FB_IMG_1507106403041

Yaşarken kendimizi inşa ettiğimizi unutmadan geçirilecek bir hayırlı gün dileyeyim yârâna bugün…

Yaşama bir yapılma, yaratılmanın sürekliliğini nefsimizde idrak…

Evet maddî yönüyle dekor sürekli değişiyor hayatımızda.

Ancak o akan dekorlarda ve o sahnelerde yaşananlar, duyulanlar ve sevilenler bizim kişiliğimizin elemanlarına dönüşüyorlar. Kimse gördüğü, duyduğu ve sevdiğini yok farz edemez. Onların maddi dekorları artık yoktur; ama anlamlarıyla gönlümüzdeki ölümsüz mevkilerini almış, “biz” olmuşlardır. Kayıp filan yoktur bu açıdan bakınca. Yani, dünya aslında bize vereceğini vermiştir.

Hayattan kin, menfaat  ve nefret  toplayanlarla muhabbet, özlem  ve ferâgat derleyenler bir olur mu ki!

FB_IMG_1507004381101

Ruhuna izzet tanımayan, nefsaniyetin şeytaniyette ısrar olduğunu nasıl bilebilir?

*

Esâsen Töre’yi sürdürebilme imkanı olduğu için teşkil edilen Türk Devleti’nde amaç, insanlığı Kut’a kavuşturmaktır. Bütün müesseseler küçükten büyüğe bu maksada nispetleri sayesinde meşrûlaşırlar; fakat Kut’un ortaya çıkmasında olmazsa olmaz şart da, ben duygusunun yerini, bütün varlığın sorumluluğunu hisseden bir yüksek idrâkin almasıydı. Hizmetin derûnunda saklı cevher de buydu.

*

Bir ucunda Hâce Ahmed Yesevî atamız, diğer ucunda Gül Baba’nın işaretlediği coğrafyamızın ihtiyaçları muazzamdır… Bu toprakların ve üzerinde bulduklarımızın bizden beklediği mes’ûliyet de ona denk!.. Gözümüz milyonların tembelliğine takılıp yılmamalı, bir ucundan tutmayı ibadet zevki haline getirmeliyiz…

Bu konuda da kimse kimseye rakip değildir.  En acizimizden, en muktedirlerimize kadar herkese iş var… Yeter ki: “Ben ne yapabilirim?” sorusunu kendimize soralım…

*

Hayırlı sabahlar arkadaşlar.

Kalp ağrısı çekenlere selam olsun.

GERÇEK Mİ? :)

FB_IMG_1506920792606

Sadreddin Konevî’nin en sevdiğim cümlelerinden birisi:

“Anlamanın iki şartı vardır: Birincisi anlayanla anlaşılan arasındaki benzerlik, ikincisi ise bir miktar yabancılık” sözü.

Evet, “anlama” anlayan ile anlaşılan arasında bir “mahiyet ortaklığı” şartına tâbîdir. Yüzdeyüz yabancısı olunan bir “şey”i anlama adına bir “ölçümüz” yoktur. Orada anlama adına mutlaka bizim mahiyetimizle ilişkilenecek bir ortak nokta bulunmak zorundadır…

Bulamıyorsanız icad edeceksiniz!

Ancaaakk…

Anlama homojen ortamda da gerçekleşmiyor. Çünki anlama işleminde bir “karşılaştırma-kıyas” olmak zorundadır. Bu ise iki aynı şey arasında olmaz. Yabancılık da lazımdır ki mukayese imkanı doğsun. Ancak bu “anlama” da da gerçeğin bir miktar tahrif olması mukadder. Çünki anlaşılandaki o saf mahiyet, bir fark bağlamında ancak tarif olunabilir. Anlayandaki fark miktarınca, “anlaşılan muhatapta deformasyon” kaçınılmaz!

Deformasyon olmadan da anlama imkansız!

🙂

İnsanın trajedisi de burada işte…

Anlamadan insan olunmaz, anlarken de Gerçek’in safiyetindeki deformasyona mahkum…

Anlamasını yüzde yüz Gerçek yerine ikame edemez!

Veya Gerçek diye o deformasyonun da dahil olduğu bir yeni yaratıyı (anlama bir yaratma çünki) kabullenecektir…

Gerçek veya Hakikat o anlamada var sayılacaksa, herkes kendi hakikatini inşa edegeliyor demektir!

Anlama öznenin mahiyet ve şartlarında saklı bir imkan ise de, (ne diyelim?) varacağı manayı içinde getiren bir varlık mı bu âdemoğlu?..

Hı?

Hz. Peygamber’in: “Seni lâyıkıyla bilemedik Ya Rabbi!” hadis-i şerifine bir de burdan bakmalı…

Devam etmeyelim isterseniz…

🙂 Hayırlı haftalar, günaydın yârenler.

HAKSIZ MAĞDURİYETLER!

Mazlumluk ve mağduriyetin kazandırdığı haklılığı çocuklar bile anlar ve o hale düştükleri zamanki feryadları bir başka tesirli olur. Kendilerini savunurken tutarlı fikirler kullanamasalar da, ses tonlarında onlardaki haklılık hissini apaçık işitirsiniz.

*

Birçoğumuzda, çocukluk yıllarından kalma böyle bir “haklı feryad”ın avantajını kullanma alışkanlığı bulunur. Bu avantajın gücünü sık sık deneyenler, mazlum veya mağdur düşmeyi bir hayat tekniğine de çevirirler…

Hattâ bu “teknik”, bazılarında tam bir “şımarıklık” haline döner!

Bazı küçük kardeşlerde bunun “naz” kılığına bürünmüş örneklerini hepimiz bilmez miyiz?

Hem mağduriyet “inşa” ederler, hem büyüklerinin kendilerini yüzlemeyeceğinden emin olarak, onların edebine, hamiyetine güvenerek, o büyüklerine mağduriyetlerinin bedeli olmak üzere keyiflerince “ceza” keserler.

Bazen küserler…

Bazen alan genişletme adına o zaafı kullanır, muhataplarını köşeye sıkıştırırlar…

“Hata bende olabilir mi ki?” sualine kapıları sımsıkı kapalı kalmak zorundadır. Zira o sualin sorulmasına izin vermek, bütün binanın çökmesi, “tazmin etme maliyeti”nin çok yükselmesi sebebiyle, büyük bir çöküntünün göze alınması demektir…

*

Vâkıa böyleleri, içten içe sızlayan vicdanlarıyla başı dertte kimselerdir…

Dönemezler!

Gerçeklerle, Hakk ile yüzyüze geldikçe, haksızlık bağlarıyla bağlı olmanın sonucu yalnızlığa da mahkum ederler kendilerini.

Hamle güçlerini kaybederler.

En fenası bir olgunluk seviyesinden itibaren negatif kazanımların yarattığı “şahsiyet yaraları”ndan kaybettikleri kan (özgüven) sebebiyle mutsuz, çevrelerinin desteğine bağlı bir hayata zincirlenip kalırlar…

Çevrelerinin onlar elinde nasıl muztarip olduğu konusu bambaşka bir başlık.

***

Naz’ın da bir haddi, mevsimi, şartları… var.

O naz baharı mevsiminin geçip gittiği, ağır kış gerçekliklerinin bastırdığı şartlar geldiği halde, o alışkanlıkla yürüyüşe devam etmek ne hazin!

*

Reşid olma yaşının geçirilmemesi gerek.

***

Bu mevzuun sadece bireyleri bağladığını da zannetmemeli. Öyle topluluklar var ki, bu hüsran durumu, aynı duygusal düzlemde bir çok “şımarık topluluk” için neredeyse bire bir geçerli. Parazit yaşamayı alışkanlık haline getirenler bir kategori, kin toplumu olarak yaşayanlar bir başka kategori, kan emmeyle geçinmeyi “medeniyet” zannedenler apayrı bir kategoridir…

*

Konu aslında uzatılmaya müsait ve hayli bereketli!

Bazen yazıyı okuyucunun devam ettirmesi maksada daha fazla hizmet eder.

Bundan sonrası, herkesin hesabı kendine…

Hayırlı pazarlar kardeşler…

FB_IMG_1506854084222