27751908_2198131276868850_1132264372315556834_n.jpg

Mülkiyet, sâhiplenenden kaynaklanan tek taraflı bir aldanış. Yoksa sahiplenilen eşyâ bundan habersiz!
Asıl mülkiyeti sevene bakarak anlamalı.
Mülkiyet orada!
Ancak oradaki durum da bildiğimizin zıddına!

Seven değil “mâlik”, sevilen!
Sevdiğini sanıp, muhatabını mülkü sanan nâdâna değil sözümüz. Gerçek sevgi, âşığı sevdiğine kul eder. Sevgili ise sevgiliye, vatan ise vatana, bayrak ise bayrağa, Allah ise O’na… Mülkiyet işte orada:
“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi Allah içindir.”
Enâm/162

Vakt-i şerifler hayr olsun Erenler…

Reklamlar

27540793_2188693177812660_1593869477961467284_n.jpg

Gün ufka girerken batan ay!

Hayırlı sabahlar efendim.
Bayrampaşa programımız devam edecek. Akşam 17.30 dan itibaren Kaymakamlık yanında Mehmet Akif Kültür Merkezi’ndeyiz…

Rızâ yı ilâhîye muvâfık bir çağ doğsun milletimizin üzerine inşaallah.

27073326_2183761744972470_1605358249929714077_n.jpg

İlâhî takdir yerini bulacak. Vakti geldikçe her unsur yerini alacak. Aşk ehli indinde zehir şerbet niyetine içilir de, aslolan aşka liyâkat kazanmak. Ehli nezdinde sabır da, çile de aşka dahil.

Bir demir dâğı delüp boynuna almak gibidir
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa…

diyor Taşlıcalı Yahyâ…

Günaydın efendim.

FB_IMG_1516944115855

Bâkî’yi, beşer, her ne kadar etse de tenzîh

Fâniyyeti îcâbı eder kendine teşbîh!

 

diyen Âkif’in yakaladığı insanlık trajedisi üzerinden günaydın diyeceğim yârenler…

Başka tek mısrâı olmasaydı bile şu beyt onun önünde eğilmeye kâfî gelirdi…

HASETÇİYİ DOST SANAN TAŞLAYICILARINI YANINDA GEZDİRİRMİŞ!

FB_IMG_1515912615333.jpg

Sevdiğimiz, takdirkârı olduğumuz insanların kanaat özgürlüğünü tanımıyorsak, dostluktan ne anladığımızı gözden geçirmemiz gerekmez mi?..

“Dost” saydıklarımızın kanaatleri kusurlu bile olsa, saygı duymak, ona dönük hukûkun gereği değil mi?

İlk uyumsuzlukta yıkılan ilişki dostluk olamaz.

Sevgiden mülkiyet iddiâsı çıkmaz,  çıkarılamaz!

Hele hele!

🙄

Adamınız sâdece vaz geçse gene şükredin. Bir de sahte bir merdânelikle karşınıza geçer ve sizin edebinize güvenerek,  mahremiyet zamanlarında öğrendiği sırlarınızı ifşâya başlar, hattâ bire bin katarsa?

Elindeki “bilgiler”le yetinemeyip, çevrenizdeki zayıf bulduğu âşinâlarla ekip kurup(!) zaaf toplarsa!?

El ne bilsin ne nedir?

Alın size dönük bir taşlama bölüğü hazırdır…

Boşuna:

“Size günah olarak duyduklarınızı nakletmeniz yeter” buyurmamış Hz. Rasûl…

Ya her duyduğunu gerçek sayıvermeye hazır “merhaba düşmanları”na ne diyeceksiniz?

Cebâb-ı Hakk cümlemizi dost kılıklı müzevirlerden muhâfaza buyursun.

*

Hayrınıza şer bulaşmasın, dostlarınız hakikatli olsun yârenler.

Günaydın efendim…

FB_IMG_1512884132211

Doğuş fevkalâde güzel bir şey.

Hayatın zuhûrunu seyir büyük zevk.

Şu goncadaki uyanış!

Hem varlığını idrakte, hem güzelliğini…

Çıkmış sahneye. Bakalım bülbül-i şeydâsını bulabilecek mi?

Ya şu insan evlâdı!

Hilkatin en azametli mesûliyetine doğduğuna uyanabilecek mi? Yoksa “hüsran ehli”ne karışıp tükenip gidenlerden mi olacak?

 

Güzel bir gören göz indinde güzel, sevgili bir  seven gönül bulursa sevgili… Gönül kıymeti bilmeyene varlık âfet,  hayat hüsran…

“Bilinme sevgisi, sevilme bilgisi…”

Neyse!

Muhabbet vâdîsine düşen kolay kolay çıkamaz. Sözü frenleyelim…

*

Bir tarafta o “Durmadan Doğuş”, diğer yanda tarihin yardımıyla anlamaya mahkum beşer.

Elindeki en önemli imkanı kavramları.

Ancak…

Kavramların anlamları da konjonktürel.

Onu doğuran zaman ve zemine göre biçimlenir.

Bâzen geçen zamanla, kavram, doğuş devri kavramsal muhtevâsının tam zıddı bir kutba yerleşebiliyor.

Bizim, kültürün güncellenmesi ihtiyâcımıza bir dil ve kavram güncellenmesi de dâhil.

İnsanımızın en esaslı, en çetin sınavı bu:

Doğmakta Olan ile eski doğuşlar arasındaki irtibatı görememek, kuramanak… Gördüğünü analiz edip hazmedememek…

Tefekkürü küfür sayan gelenek yakamızdan düşmeli artık, vesselâm…

 

*

Günaydın yârenler…

Çifte telli oynayan çiçek gördünüz mü?

FB_IMG_1511149095279

Çifte telli oynayan çiçek gördünüz mü?

🙂

Tabiata bakarken saygıyı elden bırakmamak şart. Öyle “ot, kök” deyip geçmemek lazım. Şundaki “akla” “bakar” mısınız?

Güzellik, muhabbet ve akıl kesinlikle akraba!..

*

Bakın Halil Cibran bir şiirinde neler söylüyor:

KENDİNİ BİLİŞ

Ve bir adam söyle dedi: “Bize kendini bilişden bahset.”

Ve o cevap verdi:

“Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.

Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

Düşüncelerinizde dâimâ bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz.

Rüyâlarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz.

 

Ve böyle de olması gerekir.

Rûhunuzun saklı kaynağı yükselmeli

ve çağıldayarak denize doğru koşmalı;

ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazîneleri

gözlerinizin önüne serilecektir.

 

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın;

ve bilginizin derinliğini değnekle

veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.

’Tek doğruyu buldum’ değil, ’Bir doğruyu buldum’ deyin.

’Rûha giden yolu buldum’ değil,

’Kendi yolumda yürürken rûhu buldum’ deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.

Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;

ne de bir kamış gibi dümdüz büyür.

Ruh, sayısız taç yaprakları olan

bir lotus çiçeği gibi açılır.”

*

Sabahımız hayr olsun azizler.