FB_IMG_1512884132211

Doğuş fevkalâde güzel bir şey.

Hayatın zuhûrunu seyir büyük zevk.

Şu goncadaki uyanış!

Hem varlığını idrakte, hem güzelliğini…

Çıkmış sahneye. Bakalım bülbül-i şeydâsını bulabilecek mi?

Ya şu insan evlâdı!

Hilkatin en azametli mesûliyetine doğduğuna uyanabilecek mi? Yoksa “hüsran ehli”ne karışıp tükenip gidenlerden mi olacak?

 

Güzel bir gören göz indinde güzel, sevgili bir  seven gönül bulursa sevgili… Gönül kıymeti bilmeyene varlık âfet,  hayat hüsran…

“Bilinme sevgisi, sevilme bilgisi…”

Neyse!

Muhabbet vâdîsine düşen kolay kolay çıkamaz. Sözü frenleyelim…

*

Bir tarafta o “Durmadan Doğuş”, diğer yanda tarihin yardımıyla anlamaya mahkum beşer.

Elindeki en önemli imkanı kavramları.

Ancak…

Kavramların anlamları da konjonktürel.

Onu doğuran zaman ve zemine göre biçimlenir.

Bâzen geçen zamanla, kavram, doğuş devri kavramsal muhtevâsının tam zıddı bir kutba yerleşebiliyor.

Bizim, kültürün güncellenmesi ihtiyâcımıza bir dil ve kavram güncellenmesi de dâhil.

İnsanımızın en esaslı, en çetin sınavı bu:

Doğmakta Olan ile eski doğuşlar arasındaki irtibatı görememek, kuramanak… Gördüğünü analiz edip hazmedememek…

Tefekkürü küfür sayan gelenek yakamızdan düşmeli artık, vesselâm…

 

*

Günaydın yârenler…

Reklamlar

Çifte telli oynayan çiçek gördünüz mü?

FB_IMG_1511149095279

Çifte telli oynayan çiçek gördünüz mü?

🙂

Tabiata bakarken saygıyı elden bırakmamak şart. Öyle “ot, kök” deyip geçmemek lazım. Şundaki “akla” “bakar” mısınız?

Güzellik, muhabbet ve akıl kesinlikle akraba!..

*

Bakın Halil Cibran bir şiirinde neler söylüyor:

KENDİNİ BİLİŞ

Ve bir adam söyle dedi: “Bize kendini bilişden bahset.”

Ve o cevap verdi:

“Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.

Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

Düşüncelerinizde dâimâ bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz.

Rüyâlarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz.

 

Ve böyle de olması gerekir.

Rûhunuzun saklı kaynağı yükselmeli

ve çağıldayarak denize doğru koşmalı;

ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazîneleri

gözlerinizin önüne serilecektir.

 

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın;

ve bilginizin derinliğini değnekle

veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.

’Tek doğruyu buldum’ değil, ’Bir doğruyu buldum’ deyin.

’Rûha giden yolu buldum’ değil,

’Kendi yolumda yürürken rûhu buldum’ deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.

Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;

ne de bir kamış gibi dümdüz büyür.

Ruh, sayısız taç yaprakları olan

bir lotus çiçeği gibi açılır.”

*

Sabahımız hayr olsun azizler.

FB_IMG_1510637854086

Mülkiyet bir aldanış. Makam, ünvan, şöhret gibi tutunmalıklarımız ise çok daha serâba yakın.

Eninde sonunda o mevziî ilişkiler elden uçunca, bütün itibârını o nisbette bulanlardaki hüsran ne acıklıdır!

Bu hakikat önümüzde durup duruyor ve insanoğlunun her kuşağı bu rüyâya aldanışa gönüllü!

*

Daha ömrünün baharında, hiç bir bedele değişilmeyecek ömürlerini vatana, millet varlığına, en mühimi Cenab-ı Hakk’a adayıveren şehidlere biraz daha dikkatle bakmalı…

Her heveslendiğimizden uzak kalışta kahra bürünürüz, mahrumiyetlerle kahroluruz ya! İşte tam o vakitlerde aklımıza daima bedelsiz, adsız sansız o feragat erleri gelmeli.

Hayatlarında temel ilke olarak nisbetini Hakk’a tahsis edenler!..

Onlar ne bir bedel istediler ne makam…

Hakk’ın âgûşunda mestâne olmak, üzerine çok çok düşünülmesi gereken bir hal! Zaten 20 li yaşlarında canını ortaya koyan birisine kim, nasıl bir “bedel” verebilir?

*

Gençler ulu ataların öğüdüne açık olmalı ki arınsınlar. Doğru! Ama nice hırsına mağlup, toy ihtiyarın da o fidanlardan öğrenmesi gereken şeyler var…

*

Kahırsız, hüsransız, feragatin huzurunda günler diliyoruz ahbâba efendim.

FB_IMG_1510369831170

TÖRE’DEN İÇRE

Bir yüce Toy kurulur
Pîrler boy boy sorulur
Kor Kut Ata bir solur
Söyler Töre’den içre:

Hânım hey!

Şahitler şehid olsa
Körler otağa dolsa
Çöker  karanlık nöker
Peyler Töre’den içre

Hak tanımaz haşarı
Zalim fasık dışarı
Barınmasın aşırı
N’eyler Töre’den içre?

Töre’yle yürür hizmet
Töre’yle büyür millet
Türk olmak Törelenmek
Toylar  Töre’den içre

Bir  kimse kut bulsaydı
Bilge  kişi olsaydı
Kişi eli değen her
Şeyler Töre’den içre

Ahlakı Türk olunca
Hak yerini bulunca
Bilgeler baş köşede
Beyler Töre’den içre…

(Bu gün sabahlığımız şiir gibi olsa  kime ne!  🙂 )

FB_IMG_1510212322286

Ruh ufuksuz yaşamaz.
Dağlar ufkunda mehâbet,
Ova ufkunda huzur,
Deniz ufkunda tesellî duyulur.
Yalnız onlarda bulur ruh ezelî lezzetini.
Bu ufuklar avutur rûhu saatlerce, fakat
Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.
Ruh arar kendine bir ruh ufku.

(Y.Kemal-Ufuklar’dan)

“Önce yoldaş, sonra yol” derlermiş.
Yoldaşını bulana ne devlet.

Huzurlu, yoldaşlı, sevgili bir gün başı olsun yârenler.

FB_IMG_1509520322263

Dünyada bizim ülkemiz kadar hak edilmiş, kan bedeli ödenmiş bir yer daha yok…

O bedeli biz ödedik, bu bizim ülkemiz, üzerindeki devlet de bizim devletimizdir… Bilhassa demokrasiyle buluşarak  Cumhuriyet kemale ermiştir.

Bâzı arkaik lâiklerin millete tepeden bakma devri kapanmıştır. Millî bayramları milleti yıldırma günleri olarak kullananlar tarihin çöplüğünü boylamışlardır. Devletimiz de demokrasiyi içine sindirmiş, millete teslim olmayı başarmıştır.

Geçmişin polemikleri, elimizdeki bu baha biçilemez değeri unutturmamalı.

Bendeniz artık eski hikâyelerle birbirimizi üzmenin faydasına kani değilim.

Cumhuriyetimiz ve devletimiz milleti ve bütün tarihinin eseri irfanıyla buluşmuştur ve inşaallah ilelebet yaşayacaktır…

Bu saadet bize kâfîdir.

*

Şühedânın ruhlarına fâtihalarla başlıyorum bu güne yârenler…

FB_IMG_1508388925423

Olanı anlamak ne büyük iddiâdır.

Görüşümüzde dahî sâdece eşya ve olayların bize bakan tarafını görmekteyiz. Bütünlüğün hareketini, içini, ilişkilerini, zamanda seyrederkenki oluşum ve değişimlerini bilemeyiz. İçten dışa dıştan içe seferlerini tâkipten âciziz.

Şu İsviçre’deki meşhur Cern deneylerinde acz içinde, tarifsiz, tesbitsiz dünya gözlemcilerine bakın!

Varlığın en küçük parçasına inme çabası bir yana, o ufacık ufacık parçalardaki hüner ve şuuru tarif ve tesbite beşerin en hünerli zekâlarının tâkati yetmiyor…

İlim acz içinde, felsefe, sanat, edebiyat, dil hep berâber…

*

Her kullanımda kurulan ilişkileriyle tekrar anlam bulan  kelimelerin hakkından gelemeyen sözlükçü garibim, eski zamanların tecrübeleri, anlama ve adlandırmaları üzerinden biçimlenen kelimelerle, asla kendini tekrar etmeyen Zâtî tecellînin şimdisine nasıl derman yetirsin?..

Anlamadaki sınırlandırma, öznel ilgiler bağlamında anlam yaratış… esasen bizim imkanımız! Ancak onca subjektifliğe Hakikat teslim olsa bile anlayışımızın acziyle zihnimizde inşa edeceğimiz mânâ o Hakikat midir?

*

Tefekkürden değerli dostumuz da yok, bir diğer taraftan bakınca.

🙂

Hayırlı sabahlar efendim.