Günaydın Yazıları – 126

Kendi yaşama mekanlarını tamamen ahşap veya kerpiçten yapar bu ecdad! Bir yangın veya zamanın tahribatı önünde silinip gitmekten de gocunmaz!
Nasıl olsa “Hüvel bâkî”dir!
Kalması gerektiğine inandıklarına ise ebedî bir malzeme arar. Çünki onların mânevî şahsiyetinin gelecek nesillerini de “Sırât-ı müstakîm”de tutacağına inanmıştır. Velev ki dağın başı olsun.
O “büyük”lerin mübarek vücutlarıyla hem bu fethedilmiş Rum toprakları mayalanmaktadır böylece, hem de ileri devirlerin can evlatlarının başları üzerine birer şefkatli yürek şemsiyesi tutulmuş olur…
Eskişehir-Seyitgazi ilçemizin başı üzerindeki bu Seyyid Battal Gazi Türbesi gibi…
Böyle daha nice ecdad kalbi var bu kutlu topraklar üzerinde.
O ayağı tozuna kurban olunası dedeler…
At sırtında, bilek gücüyle…
Kıblesine dönüp saf tutunca gönül gücüyle Tevhid içre can mayasını çalar taşa toprağa…
Bir vefalı torunun dediği gibi: “…Yüce dağlar gibidir gördüğün iş Türk oğlu!..”
O maya hâlâ taptazedir, sıcacıktır azizler… Yeter ki yürek tutmasını bilelim.
Dünyaya göz açan her bebemizin gönlü o mayayla bereketlensin…
Bu topraklar üzerine doğan her gün mübârek olsun.

Günaydın Yazıları – 125

Bizim müteşerri dervîşân ve ene-sel müsülmancılar araya dursunlar. Esrâr Dede meseleyi ortaya koymuş gitmiş!
Zanneyleme Esrâr’ı ki dîvan söyler
Yâhud suhan-i fikr-i perîşan söyler
Bir harfi benim değil bu kıyl ü kâlin
Şi’r ü gazelim Cenâb-ı Cânan söyler
Hepsi bu!
İşte Esrâr Dede’nin sırrı!
Hayırlı sabahlar, ey fehâmetlû azîzân.

Günaydın Yazıları – 124

Affetmek bir özgürleşme! Bu doğru. Affetmek cidden çok değerli bir ruhî hamle insan için. Affeden kimse, kendi içini de yeniden temizleme ve inşa imkanı buluyor. Ancaaaak!.. Affetmek her zaman mümkün değil ki! Hatalı tarafta bir pişmanlık ve tevbe hali doğmadıkça affedemezsiniz! Zulmeden kimse, kalben hatasından emin olarak pişmanlık ve Hakk’a rücu hissine girmedikçe af kavramı onda varlık kazanamaz. Affın ontik temeli pişmanlık olduğundan muhatapta makes bulmaz ki affınız! Hatta ona yeniden can yakma fırsatı verirsiniz! O zaman belki derunumuzda, kendi kendimize dönük bir affın imkanı var mıdır diye bakmayı ve o habâsetleri sırtımızdan atabilmek için, failin ardında bir kader iradesi olduğunu görmeyi denemeliyiz. Evet belki musibetten uzaklaşırken, kendimizi de gözden geçirmeli, en azından bir öfke ve mağduriyet yükünü sırtımızdan atabilmeliyiz. Zihnimizde zalimle birlikte yaşamanın daraltıcı azabına kendimizi mahkum etmekte ne hayır var? O zalimlere takılıp yoldan kalmaya değmeyeceğine göre, yolcu yolunda gerek. Merhum Ahmed Yüksel Özemre Hoca sık sık: “Şu âlemde herkese hakkımı helal ettim evladım. Sırtımda taşımaktan da kurtuldum…” derdi. Belki affın bizdeki yüzü “helal etmek”tir?!.. Tabii helal etmeyi koynuna almak diye tefsir etmiyeceğiz. “Bir Müslümanı bir yılan aynı delikten iki defa ısırmaz”mış. Isırırsa? O zaman orada “ibret alan akıl” işlemiyor demektir. Günümüz hayrolsun yârenler… Anlaşılan hesaplaşma hep devam edecek… 

Günaydın Yazıları – 123

Kimse kimseyi suçlamasın. “Eksiklik kendi özümde” diyen hikmetli türküyü unutmamalı.
Akl-ı selim noksanı her cenahta hüküm sürmeye devam ediyor.

Eksik olan parça adalet duygusu ve akl-ı selimdir.

Bize göre, Türkiye’ye lazım olan şey, vicdanlarda uyuşturulmak istenen aslî öznemizin hayat şartına riayet etmek…
Madem ki “Olanda hayır arayan” bir geleneğimiz var, bu seçimlere de o gözle bakmalı, halkın sesindeki terkibi dikkatli analizlere tabi tutmalı; kimse kendisini tekrar aldatma hevesine yenilmeden ferasete meydan açmalıdır.
Tevekkeltü teâlallah!
Zamandan doğana saygıyla beraber, rahmet damarlarını boğmadan, dikkatlerimizi taze tutarak cümleye feraset ve aydınlıklar diliyorum efendim…

Günaydın Yazıları – 122

Günaydın yerine Bâkî’nin selamını getirdim azizler…      27 Nisan 2013

GÖR

Mir’ât-ı gülde hüsn-i dil-efrûz-ı yâri gör

Ruhsâre-i hakîkate âyînedârı gör

Her nakşu her nigâr ki kılsañ müşâhade

Eltâf-ı sun’-ı Hâlik-i Perverdgârı gör

Dil-beste olma terligine taze goncanuñ

Ol pîrehende cilve kılan gül-’i zârı gör

Hâmûş yatma bister-i gafletde subh-dem

Gel mergzâra gulgule-i mürg-i zârı gör

Dîvânelik zamânıdur âvâre göñlini

Zencîrlerle zabt idemez cûybârı gör

Dâg-ı derûn-ı sîne nice tâzelenmesün

Gül hırmenine âteş uran nev-bahârı gör

Bak sâgar-ı şikeste-i pür-hûn-ı lâleye

Cemşîdden nişâne kalan yâdgârı gör B

âkî nesîm gibi sebük-hîz olup seher

Gaflet gözini hâb-ı girândan uyarıgör

Seyr ü safâ-yı bâg u gülistan ise garaz

Gülzâr-ı hüsn-i pâdişeh-i kâmkârı gör

Âsûde zıll-ı râyet-i ‘adlinde kâ’inât

Kevn ü mekâna sâye salan şâhsârı gör

Yorumlar…

Sait Başer: Şerhine kat’iyyen karışmam. O iş Mehdi Genceli hocâfendiye âittir.

Mehdi Genceli :

Mehdî ağır bir nezle-i can-güdâz olup seher

Ummâ bugün ondan medet, git başka yârı gör

Sait Başer:

Mehdi mi olur bir nezleye tûş olan

Gayrıya yâr demezüz gel dildârı gör!

Mehdi Genceli :

Zencefil ne gezer, ballar da sahte

N’eylesin bu garip, âciz nâ-puhte

Şifâ-yâb edemez ne laf ne deva

Gönderin bir tepsi kuru baklava

Sait Başer :

Kazandibinden terfiyle baklavaya

Kâr-ı dâim gözeten Mehdi ağaya

Hoşça sözde tokat gördüğünden nâşi

Âciz göz mü yumsa aceb oklavaya

Mehdi Genceli :

Hâcenin tokatı azizdir aziz

Tilmizin kalbinde bırakır bir iz

Kazandibi şirin, velâkin ondan

Baklava değil mi çok daha leziz?!

Sait Başer :

Şakalar gelip geçsin muhabbet baki

Baklavaya kafiye oklava baki

Nazlanma sakın şerh et, yarın mahşerde ”

Mehdi’nin rızkı haram” demesin Baki

Sait Başer:

Bu susuzluğa Mehdiyyü’l- zeman olmalı sâkî

Gönül hoşluğuymuş şu gökkubbede kalan bâkî.

Mehdi Genceli :
İç mey-i gül-gûn, olma zevkden baîd
Habîbi mehdi olan âkıbet olur saîd

Sait Başer :
Tekebbürde Mehdi görmek hakikatte câiz değil,
Bidayette Saîd olmak âkıbeti hâiz değil,
Molla Kasımdan hâlî olmamamış bir dem bu âlem
Bâkî’yi şerhe ârif sandık, yoksa bir vâiz değil!

Mehdi Genceli : 
Kalmadı eski zevki ne mâzînin, ne ânın
Ürefâ kayıplarda, meydan bugün nâdânın
Mehdi’ye bel bağlama, âhir zaman olsa da
Bâkî’ye sen şârih ol, tâzelensin îmânın

Sait Başer :
Şakalar gelip geçsin muhabbet baki
Baklavaya kafiye oklava baki
Nazlanma sakın şerh et, yarın mahşerde
“Mehdi’nin rızkı haram” demesin Baki…

Sait Başer:
Cevan dediğiniz Mehdiyyü’z- Zamandır
Dili keskin bir tilmiz-i yamandır
Mana-yı şair, batnında olsa da
Hocanın feryadı ah ü figandır…

Mehdi Genceli :
Baklava dediğin şekerle nandır
Denî dünyâ tâ ezelden yalandır
Sinn-i hâce epey geçkin olsa da
Tilmizi, çok şükür, tâze civandır

Sait Başer:
Sözüyle bağlarlar halis adamı
Şükre zehr katmayan sâki-i câmı
Tac edermiş başa, sahib-i meydan
Baklavayı götür, bırak kelamı.

 

Rafet tahtbaş:
Said olana mehdi ne gerek
Yakın olan gülden koklar direk
Aşığın şifası bir yudum meydir
Meyhanede geçmez baklava börek

Günaydın Yazıları – 121

Günü kazanmak elimizde!

“Bizim olan her şey düşüncelerimiz sonucundadır. Düşüncelerimizde kurulur,düşüncelerimizde oluşur. Eğer bir kimse kötü düşünceyle konuşur ya da davranırsa onu tıpkı tekerleğin kağnı çeken bir öküzü izlemesi gibi, acı izler.
Nefret hiçbir zaman nefretle yok edilemez. Nefret sevgiyle yok edilir bu ölümsüz kanundur.
Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen.
Hınca hınçla cevap verilirse, hınç ortadan kalkar mı?”
Gotahama Budha

Günaydın Yazıları – 120

Nefesler tükendiği zaman: “Eyvah! Neden ‘Kalbimdeki’ ile barışmadan tükettim sermayeyi?” dememek lazım. Sonrasında ebediyyen O’nunlayız çünkü.

O, “Benden geldiniz bana döneceksiniz!” (Kur’ân, 2/156) derken “Başka bir yere, bensizliğe gittiniz” demiyor ki. Hayy(diri) olmaklık da O’nun alanı. O halde, âyetin maksadı buradaki “dış alemle ilişkilenerek unutmak, kendindekine sırt dönme bencilliğini hatırlatış”tan ibaret olmalı. Zaten tamamını okuyanlar o anlamla burun buruna gelirler. (:Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz ve muhakkak O’na döneceğiz .” derler.)… Demeyenlere ne denir?!

Onunla bir haftaya ne dersiniz? Rızâ ve şükür haliyle bir denemeye!..