FB_IMG_1516944115855

Bâkî’yi, beşer, her ne kadar etse de tenzîh

Fâniyyeti îcâbı eder kendine teşbîh!

 

diyen Âkif’in yakaladığı insanlık trajedisi üzerinden günaydın diyeceğim yârenler…

Başka tek mısrâı olmasaydı bile şu beyt onun önünde eğilmeye kâfî gelirdi…

Reklamlar

FB_IMG_1515998885545

Yâ Rab, “Senin uğrunda ölen”, ölümü Cemâline vuslata çeviren sâfiyetteki bayrak çocuklarımızın yüreğindeki muhabbetini ziyadeleştir.

O bayrak ki, Tevhid-i İlâhî’nin bir ifâdesi olmakla; bu evlatların hem hedefi, hem şerefleri, hem kefenleridir…

Onları, adına mazlumların âhını dindiren bir ihsan ile tahkîm eyle.

Düşmanlarının kalbine korku sal…

“Hâin müttefikler”in oyunlarını bozacak bir büyük cihat rûhuyla tezyin et.

Evlatlarımızın azmini zaferle taçlandır, hedeflerine sâlimen ulaştır.

Onları hıfz eyle…

Küfür ve nifak mihraklarını şaşkına çevir… İçimize yerleştirdikleri zelillere fırsat verme…

Onları “Seninle gören, sana varan” bir irâde ve mehâbet ile muzaffer kıl.

Celâdet meydanlarının arslanlarına âdil, yakın ve Celâline yaraşacak büyük bir hükümranlık nasib et…

Bizi, binbir hîleyle kanı dökülen Ümmet-i Muhammed’i, mazlum milletimizi ihsanlarına ve Ahlâk-ı İlâhî’ne lâyık kıl.

Her türlü zafer senin irâdene tâbîdir. Mehmetciklerimizi

Îlâ-yı Kelîmetullah ve Nizâm-ı Âlem’e memur eyle…

Devletimizi, murâd-ı İlâhî’nin tahakkuk vesilesi olarak ilelebet pâyidâr eyle…

Âmin…

HASETÇİYİ DOST SANAN TAŞLAYICILARINI YANINDA GEZDİRİRMİŞ!

FB_IMG_1515912615333.jpg

Sevdiğimiz, takdirkârı olduğumuz insanların kanaat özgürlüğünü tanımıyorsak, dostluktan ne anladığımızı gözden geçirmemiz gerekmez mi?..

“Dost” saydıklarımızın kanaatleri kusurlu bile olsa, saygı duymak, ona dönük hukûkun gereği değil mi?

İlk uyumsuzlukta yıkılan ilişki dostluk olamaz.

Sevgiden mülkiyet iddiâsı çıkmaz,  çıkarılamaz!

Hele hele!

🙄

Adamınız sâdece vaz geçse gene şükredin. Bir de sahte bir merdânelikle karşınıza geçer ve sizin edebinize güvenerek,  mahremiyet zamanlarında öğrendiği sırlarınızı ifşâya başlar, hattâ bire bin katarsa?

Elindeki “bilgiler”le yetinemeyip, çevrenizdeki zayıf bulduğu âşinâlarla ekip kurup(!) zaaf toplarsa!?

El ne bilsin ne nedir?

Alın size dönük bir taşlama bölüğü hazırdır…

Boşuna:

“Size günah olarak duyduklarınızı nakletmeniz yeter” buyurmamış Hz. Rasûl…

Ya her duyduğunu gerçek sayıvermeye hazır “merhaba düşmanları”na ne diyeceksiniz?

Cebâb-ı Hakk cümlemizi dost kılıklı müzevirlerden muhâfaza buyursun.

*

Hayrınıza şer bulaşmasın, dostlarınız hakikatli olsun yârenler.

Günaydın efendim…

ANLAYARAK YAŞAMAK…

.facebook_1514878348035

ANLAYARAK YAŞAMAK…

Anlayarak yaşamak, arınmak varlık kirinden
Anlayarak yaşamak, ayılmakmış kibirinden
Anlayarak yaşamak, benliğin şeytanlığını
Anlayarak yaşamak, vahyin bekā haberinden…

Anlayarak yaşamak, diriliğin ta kendisi
Anlayarak yaşamak, kavramların efendisi
Anlayarak yaşamak, çıkmak Yusuf kuyusundan
Anlayarak yaşamak, azad olmak kederinden…

Anlayarak yaşamak, hayâta bekā mayası
Anlayarak yaşamak, huzurda Eyyüb hayâsı
Anlayarak yaşamak, adam olmanın ön şartı
Anlayarak yaşamak, vurulmak ince yerinden…

Anlayarak yaşamak, vekâletle olmadı mı?
Anlayarak yaşamak, fert olmanın ilk adımı
Anlayarak yaşamak, zincirlerin kırılması
Anlayarak yaşamak, vaz geçmekmiş ezberinden…

Anlayarak yaşamak, her derdimizin dermanı
Anlayarak yaşamak, tanımak dostu düşmanı
Anlayarak yaşamak, hayâta anlam yüklemek
Anlayarak yaşamak, Hakk’a vuslat üzerinden…

Anlayarak yaşamak, dinin yeniden inşâsı
Anlayarak yaşamak, yaratmanın insancası
Anlayarak yaşamak, nefsin gerçeğini keşif
Anlayarak yaşamak, el almak peygamberinden…

.facebook_1514877774473

Hangi sâha olursa olsun, bir anlam bağlamında değer bulmaktadır.

Anlam ise, eğer hâfıza yüküne anlama demeyeceksek, anlayan özne nezdinde YENİDEN YARATILMAK şartına mahkûm.

Bu durumda ister felsefe, ister siyâset, ister inanç veyâ dogmalar alanında her neyi savunursak savunalım, anlamın bizim indimizdeki kaynağı ancak ve sâdece kendimiz olabiliriz.

Bu perspektifi nazar-ı îtibâra almadan ne hâricî fikir sistemlerinin, ne inanç sistemlerinin ve ne de siyâsî ideolojilerin mütâlâası gerçekçi olabilir.

Birileri hâlâ büyük büyük sıfatlara sığınarak nakilci tutumlarla insanlığı “kurtarmaya” çalışıyor!..

Kendi dünyâsına bile indir/e/mediği lâfız yığınlarıyla karanlıkta göz kırpıyor, hidâyet dağıtıyor ya!

Hz. Fuzûlî’ye bin rahmet:

“Gelin ağlayalım bu mâcerâya!”

Şu an verilen bir haber:

Şehit yakınlarına askerlik muâfiyeti tanıyan, hâlen askerde olanlara da istemeleri durumunda terhis vaad eden düzenlemeye hiç tâlip çıkmamış!

Doğru bulmadığım, ancak yazmakta da bâzı sıkıntılı noktalar gördüğüm için kalem oynatamadığım bu fikre, şehit yakınları dönüp bakmamış bile…

Elhamdülillah…

İşte “MİLLET OLMAK” bu…

Aynı zamanda şehitlerin tesadüfen o makama yükselmediklerinin de haberi bu…

.facebook_1514877545416

HIRSIZ VAAARRRR!!!!!

.facebook_1514877364702

Şimdimize yabancılaşmış vuslat hikayeleri, bize özgüven, yaşama ve hamle gücü vermesi dışında, modern zaman putlarına dönmemeli. Eski vuslat hikayeleri, şimdiye alternatif birer var oluş imkanı değillerdir. “Şimdi”, şu ana hükmedecek fikir, şuur ve karar kimdeyse ona tapulu!

Biz “eskilerin masallarında” uyuşurken…

Lutfen dikkat!

Vaktimizi çalanlar var!

Biz eski hikayelerle hipnozdayken, şimdilerimize hükmeden hırsızlar var!

Sevgiliye hediye alma, filana başlama, feşmekandan kaçma, annelere şöyle, babalara, kadınlara, …

Suret-i Hakk’tan görünerek, bizim değer yargılarımızın hayat alanını ve işleyeceği zamanları tüketiyorlar!

*

Evet dostlar!.. ZOMBİ medeniyetine yeterince kurban verdik. Yeni kurbanlar vermiyelim… O Noel çuvalının içinde çocuklarımızın gönülleri var!… Onları bu zombiye esir etmemeli… Tutsakları kurtarmalı… Gücü yeten bu kutlu kavgada yerini almalı…

“Babalık” baba yerine geçen “üvey baba” demek… Noel ne Hristiyan ne Musevi ne de Müslümandır. Uydurma ve pagan bir PİÇ ürüne babalık gözüyle bakanlara, irfanımızın engin hikemi derinliklerini görmeleri için dua etmeli… Böylesine bir süfli eğlence çılgınlığındaki “yoldan EĞLEYEN” mahiyeti göstermeli…

Yemen ve benzeri yerlerde hiç olmazsa şehadet ve gazilik gibi şerefler vardı. Kayıplarımızın ardından boynumuz eğrilmeden Yemen türküsü gibi, kendi gönül yanığımızın sesiyle türküler ağıtlar okurduk. Kalbimiz hâlâ bizimdi! Ya yılbaşı, yaş günü gibi gönül ve şuur iptali savaşlarındaki kayıplarımızı hangi türkülerle yad etmeli…:(((

Çocuklarımızın en güzel çocukluk hayalleri arasına sokuşturulan bu yılan figürlerinin ayıklanması ne güçtür. Bu sinsi ihanetin önünü kesmek ve çocuklarımızı korumak zorundayız… Yerine irfanımızda hazır duran (Dede Korkut’undan Nasreddin Hoca’ya, Merkez Efendi’sinden Hızır figürüne…) binbir güzelliği koymalıyız.

*

Karar verme inisiyatifimiz, ruhumuz duymadan elimizden alınıyor!

Verilmiş kararların piyonları oluyoruz, üretilen modaların taşıyıcısı olduğumuz gibi…

Şeytanın modern taktikleri pek o kadar sade değil artık. Önümüze çıkan/çıkartılan sistemlerin işleyişlerini, etkilerini iyi görmek gerekiyor. İkinci üçüncü adımda kendimizi kafeslenmiş, canımız üzerine pazarlık yapılırken bulabiliriz.

Devir, eskilerin düz taraftarlık, ideolojik kimliklerle kendini kurtarma devri olmaktan çıktı. Hattâ o kimliklerimiz, kafeslerimiz olarak planlanıyor artık. İster Türkçü olun, ister İslamcı veya bilmem neci! İşte o yönünüz düşmanın tutup yere çalacağı zaafınıza döner oldu.

Bu can pazarının oyunları bildik eski oyunlar değil artık!

İnsan duyguları ve fikir dünyaları analiz edilmekte, tasnif edilmekte, standartlaştırılmaktadır. Artık sevinçlerin sebepleri de belirlenmiştir, tezahürlerinin hangi kalıplarla icra edileceği de! Öfkeleriniz aleyhinize nasıl kullanılır, mensubiyet bağları nasıl tahrik edilir ve o tahrikten sonra nasıl boşaltılır, belirlenebilmektedir.

Bakın etrafınıza. Kim kimle neden döğüşüyor?

Çaresizlik halleri dahi “öğretilmiş” olabiliyor. Böylece çerçevelenmiş her duygu ve düşünce elemanını kontrol için özel bir program icadı artık hiç zor değildir. Medyanın da yardımıyla rakip toplumlar ya saldırgan taraf adına kazanılmakta veya kendi değerleri boşaltılarak onlar uğruna mücadele edemez duruma düşürülmektedir…

Mücadele azmini bırakmayanları da ya ti’ye alarak gülünç bir yere itiyorlar veyâ kendi toplumundan devşirilenlerin toplu düşmanı ilan ediyorlar!… Yaşasın maşalar!

Bu “masum” “yılbaşı” kutlama(!) programlarını bizim reddedişimiz bazı iyi niyetli dostlar tarafından “anlaşılamıyor”muş…

Bu yazı o kardeşlerimizi kararlarından vaz geçiremeyebilir.

Umulur ki bir sakin zamanlarında, güncel kültürlerin üretme yeteneğinin  aynı zamanda bize nefes aldırmamak görevinin de bulunduğunu görürler. Yaş günü, sevgililer günü vs. suret-i haktan görünümlü hırsızlıklarla kaybettiğimizin sadece takvim günleri kaybıyla sınırlı kalmayacağını, kalmadığını; onların değerler dünyamızda bize ait ana elemanları tüketerek baş köşeye kurulmak isteyen yabancı bir ontolojinin öncü kuvvet görevleri bulunduğunu, yani  bir iman değiştirme operasyonuna muhatap tutulduğumuzu da görürler…

Aslında bu Haçlı/Siyonist makro planı eskiden bir paranoya sanılabiliyordu. Şimdi son Orta-Doğu uygulamaları bize, Batı denen alemin nasıl bir yekpare siyaset güttüğünü göstermiyor mu?

Oryantalist bir “otantizm”e fit olmamız bile artık onlara yetmiyor!

AB’nin kültürümüz sebebiyle bize reva gördüğü muameledeki genellik de gözümüzü açmıyorsa, kendimize gelmek için daha ne bekliyeceğiz? Namusumuz, ahlakımız paymal ediliyor. Suriyeli muhacirlerin başına gelenlerden daha aşağılık ne olabilir? Hâlâ bu gavurcuklara sempatik görünme uğruna kendimizi reddedişlerden nasıl bir istikbal umuyoruz?

Hepimiz dikkatli olmak, hepimiz diğerlerini gayrileştirmeden kişiliğimizi inşa etmek, hepimiz birbirimizle var olabileceğimizi görmek zorundayız…

*

“Yaktın nice cânları o nezaketle tebessüm

Şîr’in dahî kasdetmesi câna gülerektir”…

 

demiş Ziya Paşa…