“İNSAN ANCAK NEFSİNİ TANIR” YÂHUT DEĞER ÜRETEN NEFS!

53639411_2766138326734806_2058883124133101568_nHayır, taklit ve ezberi küçümsemiyorum.

Tecrübesine sahip olamadığımız konularda başka çâremiz yok.

Taklit ve ezberden başlamak, bazı hallerde ve çocukluk çağında kaçınılmaz bir yöntem olabilir. Ancak bütün o ezber ve taklitlerin bizde kişilik unsuru olabilmesi, ancak onları bizim kendi dünyamızda yarattığımız anlamlandırma ve anlamayla imkan hudutlarına girebilir. Ezberlerimizi kendi dünyamızda yeniden yaratmak, yani anlamak kaçınılmazdır. Anlam kimseye kimse tarafından empoze veya zerk edilemez. Ediliyor görünümlü öğretim programlarının tamamında, asıl maksadın tahakkuku, sadece o “anlamlar”ın bizde “yeniden anlaşılma” umut ve şartına bağlıdır. Yeniden anlaşılma halinde ise kimsenin bir başkasıyla simetrik anlamaya ulaşması kabil olmaz.

Duyu ve duygularımızdaki muhtevâya bakalım. Onların da anlamlarını bizdeki anlam birikiminden aldıkları âşikârdır. Öfkelerimiz, sevgilerimiz, hüzünlerimiz… gibi görüş, duyuş, dokunuş, koklama, tad almalarımız da aynı hazneden beslenerek “anlam” kazanmaktadırlar. Meselâ kimsenin “ekşi” algısının ikinci bir kopyası bulunup bulunmadığını bilemiyoruz.

Yani aslında insanî farkındalıkların hepsinde mânâyı kendimizden veririz.
Şimdi gelin şu Âyet-i Kerîme’nin derinliği önünde rükû hissine kapılmayın (Kıyâmet 14):
1. bel(i): hayır, ancak, muhakkak ki, sâdece
2. el insânu: insan
3. alâ: … e
4. nefsi-hî : onun nefsi, kendi nefsi
5. basîratun: basirdir, görendir, şahittir.

Elmalılı Hamdi Efendi şöyle veriyor meali: Doğrusu insan kendi nefsini görür.
Buradaki “doğrusu” kelimesi “bel(i)” kelimesinin karşılığı. Hani Kalû belâ’daki belî! “Ancak, elbette, muhakkak ki, aksi düşünülemez ki, sâdece” anlamlarına gelen belî!…
O halde aynı metni “Muhakkak ki insan ancak ve sadece kendi nefsini görebilir, bilebilir; diğer bütün bilişler, tanımalar oradan değer yüklenir” diye anlayan birisine diyecek sözümüz olamaz.

Nefs, bir nesne değildir! Nefse dâir “görüş”, bir anlamlandırma olmalıdır. O halde her insan için ölçü bizzat kendisidir ve “görüş”teki değer o “anlamlandırış”tır…
Anlam’ın, insandaki yaratma yeteneğinin ürünü oluşunu unutmadan bakarsak da, “hilâfet” kavramının bir haricî atıyye/lutuf değil; bizzat ruhun eylemi olarak insan varlığındaki “zımnî imkan” olduğu hükmüne varılabilir.

Evet!
İnsan, eğer ancak kendi nefsine şâhit ise, diğer şehâdetlerin hepsini o nefsinde bilişten yola çıkarak aramak icab edecektir… Buradaki “aramak” kelimesine bakıp da haricî bir eşya kaybının tarassutu diye görmek de mevzuu ciddiye almamak olur… O arayış, kendinde inşâ, inşâ edilenlerin ikmâli anlamından başka neye delâlet edebilir ki?
“Nefsini bilen rabbini bilir”

Esasen insan ne bilirse, o bilişi nefsinden tanımanın verdiği imkanla tarif etmektedir. Kendimizden yola çıkmaktayız. Her an yeniden gıdalanarak , her adımda dış dünyada gördüklerimizin anlamını nefsimizden sora sora yürümekteyiz… Görmek sıradan bir optik olay, bilmek bir hart diske kaydediş değil! Gören ve bilen özne olarak “değer üreten nefs”i ihmal, bir imkansıza /yokluğa bakmaktır.

Genellikle nefse verilen olumsuz değer sebebiyle şaşırıyoruz. Onu varlıktan ayrı/gayrı saymak bizi yabancılaştırsa da, âleme ve unsurlarına nefsimizdeki yekûndan faydalanmadan bakabilme şansımız da yok!
Ayırmadan bakanlardan Tevhid’e doğru bir hayat çizgisi şekillenirken, nefsini putlaştıranlardan ise kaotik bir âlem ve insan tasavvuru doğuyor.

Çâresiz…

Allah’ı da, Peygamber’i de, dini de, hikmeti de, vatanı da, milleti de, tarihi de, coğrafyayı da… Çünki, anlam yoksa bunların özne indinde var olabilmesi mümkün değil … Gerek “Nefsini bilen Rabbini bilir”deki, gerek Nûr-ı Muhammedî kavramındaki atıflara bir de buradan bakılmalı.

Nûr-ı Muhammedî!

Varlığın ilk değeri olduğunu söyler bâzı düşünürlerimiz.
Onu neyle anlayacağız, tanıyacağız!?
Gene “nefsimizi biliş”, “nefsimizde biliş”ten çıkardığımız imkanla!

Yâni takdis ettiğimizde de aslında neyi takdis etmekteyiz?

Bazı cesur hükemânın dedikleri gibi, insanın dini de kendi (anlaması) kadar vesselam…
*
Sabahlar hayr ola yârâna…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s