İNATTAN KÜFRE, KÜÇÜMSERKEN KÜÇÜLMEYE…

27657365_2194082497273728_9191830013700854715_n.jpg

İslam’da da Töre’de de inat, küçümseme, istihzâ, aşağılama kınanmıştır.
*
Gördüğümüz eksiği kendi ayıbımızdan öğrendiğimiz ölçüyle tanırız. 
İrfan erbâbı kullandığımız dilden kalbimizdeki duyuşu görür.
Hayır yapmak istiyorsan, doğruyu doğru bir üslubla söyle!
Alay yolundan değil.
Küçümseme, hor ve hakir görme dili, genellikle insanların nefislerini temize çıkarma çabasından doğuyor.
Tabiî insanlar bir tür îtiraf olduğunu bilseler böyle bir üslubu benimsemezlerdi.
Hem aldandığına kail bulunduğumuz muhatapları hayırla güzellikle, mahremâne uyarmazsak onlara tesirimiz olmaz ki!
Kim aşağılanırken, küçümsenmeye muhatap olurken, kendini savunma derdiyle meşgulken uyanır? Yahut kınayan bir ikazla karşılaşanların yüzde kaçı nefsini hesaba çekme büyüklüğü gösterebilir? Uyarıda kınama değil; şefkat, merhamet ve muhabbet varsa, yanlışa düşenin kusurunu giderme niyeti öndeyse maksad yerini bulagelmiştir…
Hem kınadığımız ne varsa, Nebevî habere göre başımıza gelmek için kapımızda sıraya girermiş!..
Yüzümüze esen rüzgara tükürmek gibi…
İnsanların ayıplarını örtmek, muhataplarımızın kusurlarından mahcubiyet duymak, millî ahlâkımızın kök değerlerinden… Bize settar olmak yaraşır!
Asıl kınanması gereken, kınama ahlâkı…
*
Farkına varılamayan husus şu galiba:
Bu üslup, inat veya kıskançlığın beslemesiyle diri kalıyor!
*
Nasıl yollar muhabbetten ferâgate, feragatten nüfuz-ı nazar sahibi oluşa, anlamaya, bilgi ve hikmete çıkıyorsa; menfi duygular da birbirlerini tetikleye tetikleye insanı hüsran durağına zincirleyiveriyor!..
Kıskançlıkta, âşikâr ki; zerre kadar sâlim akıl olmadığı gibi, Allah’ın başka birini sana tercih etmesi yönündeki vehme isyan ve O’na akıl öğretme de gizli. Herhalde İnatta bir “dar kavrayış” teşhir ettiklerini bilselerdi, ısrarcı ve inatçılar dâvâlarını terk ederlerdi.

İnat, eğer yaptığı fenalığı görememe, yani idrak noksanından doğmuyorsa, muhataplarımızdaki yöneliş ve tercihlere hürmetsizlik, yani başkalarını nefsimize tâbî kılma bencilliğine dayanır. O bencillikteyse Hakk’ın mazharlarındaki farklılaşma hak ve zaruretini reddediş, onların seçimlerine mukabil egomuzun tercihinde ısrar var.
Menfi duygular da müsbet ve yapıcı duygular da doğurgan…
İstihzâ deyip geçmemeli… Arkasında kademe kademe uçurumlar var.
Hikemî nasihatler, uyarmalar yanlış mı peki?
Efendim başlı başına ele alınması gereken o fasılda dahî ısrar ve inat yok! Tebliğ ve teklif meşrû, ısrar ve inat yasak!
Kendimizi karşımızdaki kimsenin yerine koyabilmek ne kadar mühim ve insanlaştırıcı…
Hüzün “anlamayı” tetikliyor! Mahzun kalpte Hakk karargah kurar denilmesi de muhtemelen o sebepledir.
Bütün duygular, aslında yaşadığını hissetmeden ibaret ve birbirlerine dönüyorlar, karışıyorlar… Korkuyla hüzün, panikle kazanma hırsı… hepsi karışıyor… Allahualem!
İnsanın değeri Allah için olmaklığında!
Fakirin anladığı odur ki dostlar; insan saflık, şeref ve haysiyetin ne mânâ ifâde ettiğini yüz kızartan bir cürme batmadan tam anlıyamıyor. Allah kimseye muhâtabın gözüne bakamamak acısını yaşatmasın… Kalp sâfiyeti, dünya dolusu servete değişilemeyecek bir değer!
“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi Allah içindir.”
Enâm/162

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s