HIRSIZ VAAARRRR!!!!!

.facebook_1514877364702

Şimdimize yabancılaşmış vuslat hikayeleri, bize özgüven, yaşama ve hamle gücü vermesi dışında, modern zaman putlarına dönmemeli. Eski vuslat hikayeleri, şimdiye alternatif birer var oluş imkanı değillerdir. “Şimdi”, şu ana hükmedecek fikir, şuur ve karar kimdeyse ona tapulu!

Biz “eskilerin masallarında” uyuşurken…

Lutfen dikkat!

Vaktimizi çalanlar var!

Biz eski hikayelerle hipnozdayken, şimdilerimize hükmeden hırsızlar var!

Sevgiliye hediye alma, filana başlama, feşmekandan kaçma, annelere şöyle, babalara, kadınlara, …

Suret-i Hakk’tan görünerek, bizim değer yargılarımızın hayat alanını ve işleyeceği zamanları tüketiyorlar!

*

Evet dostlar!.. ZOMBİ medeniyetine yeterince kurban verdik. Yeni kurbanlar vermiyelim… O Noel çuvalının içinde çocuklarımızın gönülleri var!… Onları bu zombiye esir etmemeli… Tutsakları kurtarmalı… Gücü yeten bu kutlu kavgada yerini almalı…

“Babalık” baba yerine geçen “üvey baba” demek… Noel ne Hristiyan ne Musevi ne de Müslümandır. Uydurma ve pagan bir PİÇ ürüne babalık gözüyle bakanlara, irfanımızın engin hikemi derinliklerini görmeleri için dua etmeli… Böylesine bir süfli eğlence çılgınlığındaki “yoldan EĞLEYEN” mahiyeti göstermeli…

Yemen ve benzeri yerlerde hiç olmazsa şehadet ve gazilik gibi şerefler vardı. Kayıplarımızın ardından boynumuz eğrilmeden Yemen türküsü gibi, kendi gönül yanığımızın sesiyle türküler ağıtlar okurduk. Kalbimiz hâlâ bizimdi! Ya yılbaşı, yaş günü gibi gönül ve şuur iptali savaşlarındaki kayıplarımızı hangi türkülerle yad etmeli…:(((

Çocuklarımızın en güzel çocukluk hayalleri arasına sokuşturulan bu yılan figürlerinin ayıklanması ne güçtür. Bu sinsi ihanetin önünü kesmek ve çocuklarımızı korumak zorundayız… Yerine irfanımızda hazır duran (Dede Korkut’undan Nasreddin Hoca’ya, Merkez Efendi’sinden Hızır figürüne…) binbir güzelliği koymalıyız.

*

Karar verme inisiyatifimiz, ruhumuz duymadan elimizden alınıyor!

Verilmiş kararların piyonları oluyoruz, üretilen modaların taşıyıcısı olduğumuz gibi…

Şeytanın modern taktikleri pek o kadar sade değil artık. Önümüze çıkan/çıkartılan sistemlerin işleyişlerini, etkilerini iyi görmek gerekiyor. İkinci üçüncü adımda kendimizi kafeslenmiş, canımız üzerine pazarlık yapılırken bulabiliriz.

Devir, eskilerin düz taraftarlık, ideolojik kimliklerle kendini kurtarma devri olmaktan çıktı. Hattâ o kimliklerimiz, kafeslerimiz olarak planlanıyor artık. İster Türkçü olun, ister İslamcı veya bilmem neci! İşte o yönünüz düşmanın tutup yere çalacağı zaafınıza döner oldu.

Bu can pazarının oyunları bildik eski oyunlar değil artık!

İnsan duyguları ve fikir dünyaları analiz edilmekte, tasnif edilmekte, standartlaştırılmaktadır. Artık sevinçlerin sebepleri de belirlenmiştir, tezahürlerinin hangi kalıplarla icra edileceği de! Öfkeleriniz aleyhinize nasıl kullanılır, mensubiyet bağları nasıl tahrik edilir ve o tahrikten sonra nasıl boşaltılır, belirlenebilmektedir.

Bakın etrafınıza. Kim kimle neden döğüşüyor?

Çaresizlik halleri dahi “öğretilmiş” olabiliyor. Böylece çerçevelenmiş her duygu ve düşünce elemanını kontrol için özel bir program icadı artık hiç zor değildir. Medyanın da yardımıyla rakip toplumlar ya saldırgan taraf adına kazanılmakta veya kendi değerleri boşaltılarak onlar uğruna mücadele edemez duruma düşürülmektedir…

Mücadele azmini bırakmayanları da ya ti’ye alarak gülünç bir yere itiyorlar veyâ kendi toplumundan devşirilenlerin toplu düşmanı ilan ediyorlar!… Yaşasın maşalar!

Bu “masum” “yılbaşı” kutlama(!) programlarını bizim reddedişimiz bazı iyi niyetli dostlar tarafından “anlaşılamıyor”muş…

Bu yazı o kardeşlerimizi kararlarından vaz geçiremeyebilir.

Umulur ki bir sakin zamanlarında, güncel kültürlerin üretme yeteneğinin  aynı zamanda bize nefes aldırmamak görevinin de bulunduğunu görürler. Yaş günü, sevgililer günü vs. suret-i haktan görünümlü hırsızlıklarla kaybettiğimizin sadece takvim günleri kaybıyla sınırlı kalmayacağını, kalmadığını; onların değerler dünyamızda bize ait ana elemanları tüketerek baş köşeye kurulmak isteyen yabancı bir ontolojinin öncü kuvvet görevleri bulunduğunu, yani  bir iman değiştirme operasyonuna muhatap tutulduğumuzu da görürler…

Aslında bu Haçlı/Siyonist makro planı eskiden bir paranoya sanılabiliyordu. Şimdi son Orta-Doğu uygulamaları bize, Batı denen alemin nasıl bir yekpare siyaset güttüğünü göstermiyor mu?

Oryantalist bir “otantizm”e fit olmamız bile artık onlara yetmiyor!

AB’nin kültürümüz sebebiyle bize reva gördüğü muameledeki genellik de gözümüzü açmıyorsa, kendimize gelmek için daha ne bekliyeceğiz? Namusumuz, ahlakımız paymal ediliyor. Suriyeli muhacirlerin başına gelenlerden daha aşağılık ne olabilir? Hâlâ bu gavurcuklara sempatik görünme uğruna kendimizi reddedişlerden nasıl bir istikbal umuyoruz?

Hepimiz dikkatli olmak, hepimiz diğerlerini gayrileştirmeden kişiliğimizi inşa etmek, hepimiz birbirimizle var olabileceğimizi görmek zorundayız…

*

“Yaktın nice cânları o nezaketle tebessüm

Şîr’in dahî kasdetmesi câna gülerektir”…

 

demiş Ziya Paşa…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s