HİZMET EHLİ NANKÖRLÜKTEN YILMAYACAK

FB_IMG_1508130384823

Hayatın en güzel ve verimli değerlendirilmesi ,  onu saf hayır niyetlere bağlı eylem eşliğinde yaşamak. O yaşama tarzı, yaşarken temas edilen bütün unsurlara hoş muameleyi kendiliğinden getirecektir. Hizmet kavramının ruhu bu. Tabiatıyla, etrafımızdaki mahlûkat ile ortak bir varoluş mayası taşıdığımıza göre, hizmetin reel anlamda Tevhid menziline kavuşturan  niteliğini görmemek olmaz.

Geleneğimizdeki ifadesiyle: “-Baba himmet, oğul hizmet!”…

 Ancak hayır ve hizmet halinde iken, kendilerine hizmette bulunulan ham ervah, bize, tahakküm ve mülk edinilecek eşya muamelesi yapmaktan geri durmaz. Bu da pek eski bir kural! Eğer o süflî emeller adına sahiplenilmeye direnecek olursanız da, bu sefer hased ve husumetlerine muhatap olursunuz. Hz. Yusuf’un arkadan yırtılan gömleği tipik sembollerdendir. Böyle bir noktada akla gelmez suçlama veya iftirâlara mâruz kalınmasının sayısız örneği  var. Hizmet ehli, ne yazık ki, gayelerinin dinamosu olan muhabbetlerinden yakalanır, hizmetine soyundukları kimseler tarafından köleleştirilmek istenirler…

 Hz. Ali’nin, tanımadığı birisinin kendisi aleyhine konuştuğu nakledildiği vakit:

“-Ama ben ona iyilik yapmamıştım ki! O neden aleyhimde bulunsun!”

şeklindeki cümlesi, kanaat-i âcizânemce tam bu noktada zuhur eden bir evrensel hal… Bir kadim beşer zaafı!.. Evet “evrensellik” denince akla çoğunlukla müsbet fikirler gelse bile, evrenselliğin bir de menfî boyutu var. Yusuf Has Hâcib’in “çiğ gönül” dediği haldekilerin, pişme süreçlerinden geçerken uğradıkları duraklardan bir durak burası. Eğer “pişme süreci”nden çıkılmaz, yoldan çıkmamak ısrarıyla devam edilirse o durak  geride bırakılabilir.

Peki kendisini hizmete memur hisseden kimsenin hali ne olacak? Uzattığı yardım eline kelepçe vurmaya kalkanlar karşısındaki hayal kırıklığı, üzüntü?

Çiğ gönüllülerdeki tahakküm tehdidini görmekle, hikmet ve Tevhid istihsal çabamızı terk mi etmeliyiz? Tabii ki hayır.

Ama hedefini kaybetmeden yürümek isteyen hikmet yolcusu, tevazu ve halâvetini muhafazayı, yaralarını iyileştirmeyi öğrenmekte daha hızlı davranmak zorunda…

 Kesreti vahdet yapmanın en müşkil yeri işte burası!

Çünkü ham ruhların algı sapmalarından hemence kurtulmasını beklemek hatâ.

Nefislerin, o seviyedeki algıya mahkumken; şartlı oldukları devam, kemal ve beka sırrını nefsânî mülkiyet ve dünyevî iktidar türlerinde görme halinden kurtulmaları; kendindeki kudret ve irâdede Hakk’ı buluncaya/görünceye kadar, o sevimsiz taleplerde ısrarcı olacakları muhakkak.

Sizin, etrâfınıza hasbetenlillah hizmetiniz dahî, o nefsi sürdürme iktidarına payanda kılınacak, yardım duygularınız sonuna kadar zorlanarak, tapulanmaya gayret gösterilecek bir imkân olarak değerlendirilmekten kurtulamayacak!

Bu hâle muhâtap olduğunuz ilk örneklerde bir yılgınlık, nankörlükten kaçma adına hizmet nöbetini terk etme duygularına kapılmak işten bile değil.

Hikmet adına hizmete soyunmuş mefkûre fedâileri,  Tanrı erleri ise, karşılaştıkları böyle olumsuzluklara da olgunlukla bakmayı başarmak zorundadırlar.

Karşılaştıkları “nankörlük”, nefslerin beka çığlıkları, imdat çağrılarıdır aslında.

O sancılı merhaleyi elinden tuttuğu talibe/muhtâca atlattırabilenlere ne saadet. Çünkü haset ve nankörlük imhâ edildiği an, hizmet fedâîsinin yanına, gönüllü olarak Hakk dâvâsına vakfedilmiş bir ömür daha katılacaktır.

Ancak hizmet gayretine sâhip kişi bu hesâbı yapmaya dahî, böyle bir “çıkar” beklentisine tutunmaya dahî mezun değildir!

Hizmet eri, kalbinde bulduğu derin memnuniyet ve tatmin dışında hiç bir yerden ve kimseden meded beklemeyecek, “gayrı”ya umut bağlamayacaktır…

 “Allah bana kâfidir” diyecek…

Bu deyiş, o kifâyet ve tatmini vicdânında duymak, hâzır nâzır bulmaktır…

Nankörlük, hizmet ehlinin yollarını bağlayan, onu yeniden kesret kaosuna çeken son tuzaklardan birisi, şeytanıdır.

Şeytana uymayacak.

Deniz fenerleri gibi, verdiği hizmetin muhatabını hiç görmeyecek, bir karşılık aramayacak…

Aksi halde “hizmet kervanı” yürüyüşünün hiçbir teminatı olamaz. Hizmet adamı, ham nefsin hallerini unutmadan, verilen desteğin de nefse gıda olmasına izin vermeden yürüyecek…  İnsanlığın devam garantisi olacak böyle bir temînâtı hiçbir zâhir kurum veya hukukî yaptırımda bulamayız.

İnsanlığın gelecek garantisi, insânî kemalden başka hiçbir şey değil.

*

Taşlıcalı Yahyâ hikmet söylüyor:

Bir demür tağı delüp boynına almak gibidür

Her kişi âşık olurdı eger âsân olsa.

*

Yeni haftada, yeni sınavlara, yeni keşiflere, yeni zaferlere inşaallah azizler… Gazamız mübârek olsun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s