TARİHÎ-SOSYOLOJİK İSLAMLAR VEYÂ HİKMETSİZ İLÂHİYAT!..

 

FB_IMG_1505541270964

İslam havada asılı, soyutlanmış bir topluma gelmedi. Tarihin çetin coğrafyalardan birine mahkum Arap toplumuna geldi. Ekonomisi, iklimi, sosyal düzeni hiç de gıpta edilecek bir toplum değildi Araplar o sırada. Bir dil kullanıyorlardı ve o dil, bir köleci toplumda, sınıflı tarihte kavramlarını kurmuştu. Gelenekleri  güçlüye göreydi, kadının değeri yoktu…

Kur’an ve Hz. Peygamber’in tebliğ yöntemi, dili, öncelikleri bu yapıdan bağımsız olamazdı. Bu cahil ve vahşi kitleye çok da nezaket ve zarafet diliyle konuşulamazdı. Tehdit temelli müjdeler de vardı o dilde korkutma da… Bazı vahim hallere ister istemez boyun eğme de vardı: Köleliğe rıza gibi…

Ama Tevhid kavramının eşsiz ilhamları, Hikmet’in kapılarını açan gücü o toplumda bile harikalar yarattı tabii… Maalesef, daha Hz. Peygamber’in irtihalleriyle beraber de eski alışkanlıklar ve saltanat hırsının en tepelerde kol gezmesine engel olunamadı.

Sonra sonra nisbeten kalıcı bir düzen tesisine rağmen, o günler çokca takdis edilmekle, dine dair düşünce üretenler bir sınırlandırılmış alandan çıkamadılar. “Asr-ı saadet”e dil uzatılamaz, “her biri gökteki yıldız” olan sahabelerin o vahşet devrindeki, akla hayale gelmez yanlış tutum ve davranışları analiz edilemezdi. İnsan inanamıyor; ama belli çevrelerde el’an da bu fiilî yasak devam ediyor, görmemezliklerle bir selamet sâhiline ulaşılabileceği hayal ediliyor… Belli bir kurgu üzerinden “istenen” yorumların hududlarının aşılmasına İslam toplumu hâlâ hazır değil!

Hem “İslam’ın bir adalet toplumu istediği”ni söyleriz, hem de hâlâ köleliğin en tepedeki halifelerin bile kullanımında bulunduğu, yaşandığı devirleri idealize etmekteki tenakuzu görmeyiz!

Halbuki İslam konuşulacağı zaman, gerçekçilik zemininde buluşmadan mesafe alamayız.

Bu “sistem” tarihte ortaya çıkmış, bir tarihî dil ile meramını anlatmıştır. Yoksa tefsirdeki, sebeb-i nüzul arayışlarındaki, ayetlerin ve surelerin tertibine dair ihtilaflar… bitmez miydi 1500 senedir?

Bu tutum İslam toplumlarında reşid olmayı geciktirmiştir…

Eskiden rakip medeniyetlerin de aynı kaotik yaklaşımda devam etmesi, sıkıntıyı yeterince görmeyi zorlaştırıyordu sanırım. Maalesef bugün, hem doğu hem batı gelenek ve dinî toplumlarında kendilerine dair şöyle veya böyle bir hesaplaşma yapılmış, bir istikamet seçilmişken; biz ise en ufak meselelerde bile, ciddî bir analiz ve teşhis yapmaktansa, yarayı örtmekten, itirazları susturmaktan, pisliklerimizi hâlâ halının altına süpürmekten yanayız. Alttan alta o yaralı konular zamanla gangren oluyormuş!.. Ümmet-i Muhammed’in beka meselesi haline geliyormuş! Ne gam? Biz “deve sidiği, yanmayan kefen” parantezindeyken atı alanlar Üsküdar’ı geçiyor…

Artık Bağdad’da Şam’da bile Haçlı orduları kol geziyor!

Elbette bu durum, yani gerçekle barışık rasyonel toplumların av sahası olmak, bu eski ezberlerin hücresinden çıkmamakta direnen ümmetin ulaşacağı tabii sonuçtur!

İslam adıyla önümüzde duran birikimin tarihsel teşekkül şartları ve yer yer zaman içinde biçimlenmiş, eklemlenmiş unsurları teker teker görülmek istenmemiştir. Bu “dinî sistem”in zamanda dolaşırken içine girdiği sosyolojik yapılara göre biçimler kazandığını, bunun da son derece normal olduğunu görmek istememişizdir.

Bazen tarihsellikleriyle sosyolojik dönüşümleri ayıklanmadan bu 1500 senelik birikim ve âdetleşmiş, çok zaman taşlaşmış, kalıplaşmış tutumların ardındaki “Tevhidî Hikmet”in artık “ümmet”e hiç dokunamadığını düşünmeden edemiyor insan.

Gönül şu “Tarihî ve Sosyolojik İslamlar”ın ağırlığından, taşlaşmış kalıplarından kurtulsaydı, bu Âlî Hikmet’in bize neler verebileceğini de görmek istiyor.

Artık genel olarak mahkûmu olduğumuz, uğruna kavgalar ettiğimiz en alt seviyedeki suçlu ve zayıf karakterlere göre biçimlenmiş “Fıkıh İslamları”nın da adamakıllı imbiklenmesi gereği ayrı ve başlı başına bir mesele!

Hâlâ yığınla şekil şartında debelenip sadede gelinemediğine bakıp ümitlerimiz yerle bir olsa da, gayretten, en azından meselelere kökten bakma çabasından vaz geçmemek lazım…

Hayat akıp gidiyor.  Asırlarca yaşamıyoruz.

Bizim Hak ve Hakikat’le temas imkanı sağlasın diye en ileri fedâkârlıklarla yaşattığımız yapı, bize destek vermeyi bırakın, birbirimizi tüketmenin gerekçesine dönüyor.

Eğer din adına konuşanlar, derli toplu bir durum muhakemesi yapmazlarsa, yeni kuşakların itibarlarına ihtiyaçlarına dokunmayan bu “zorlu sistem” hayatın dışında kalmaktadır.

Bakın koca koca adamlar “Deizm Tehlikesi” diye yazılar yazıyorlar…

*

Cumamız mübarek olsun Erenler…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s