Hüsran Yahut Mülkiyet!


Yarının, bütün yarınların geldiğine, geleceğine emin kimseye, kendi rûhaniyetindeki gerçeklikle temas etmemişse, ölüm karşısında söylenecek ne olabilir? Bir sonsuz boşluk, farkındalık ve duyuşların tamamen söndüğü bir karanlık bekleyenlere hangi tesellî kâr eder?
*
🙂
Mülk! Mülke “sahip” olmak!
Her an içten dönüşmekte olanın elde tutulma çabası… Işığı avuçlamaktan farkı sadece bir nisbet göreceliliğinden ibaret bir “malikiyet”!
Hele insana sahip olmak ne demek? Kalplere hükmedebilseydik belki bir “kendine katma” değeriyle bakılabilirdi.
Kendine katmak! İnsanlık geçmişinde “kendine katma”nın zahir iktidarlarla elde edilmiş bir tek örneğini bulamıyoruz…
Bunun, aksi yönde bir örneği var ama:
Sevebilmek!
Ancak sevginin son durağı, “kendine katma”ya değil; severken kendinden geçmeye, “sevdiğine katılma”ya varıyor!
🙂
İnsanlığa ölümsüz izler bırakan her devrin, bütün coğrafyaların mistikleri, sahib olmaya aynı kayıtsızlıkla baka gelmiş. Eğer onlardaki anlamda farkındalığa âşinâ iseniz size de mülkiyet aynı manasızlıkta görünecektir. Değilseniz de onca emeğin ölüm kapısında bomboş kalacağını görmez mi akıl?
O halde onca ihtiras ve kırıp dökmek, mülkiyetin hangi faydası uğrundadır?
Malik olma hırsı, çok defâ ihtiyaç temini gibi bir sebebden doğmuyor. İhtiyaçla sınırlı kalsaydı, belki de aslı olmasa bile mazur görülebilirdi…
*
Sahip olma iddiası taşıdığımız ne varsa soralım, o şeyler bize ait olduklarından haberdar mıdır?
🙂
Eşyalara, paraya pula, hattâ bedenimize soralım. Bizden ne kadar haberliler?
*
Acaba mülkiyet, insandaki “cüziyette olmaklık” duyuşunu, aczi, bir “kendini verme” yoluyla “kurbiyyet” için “kurban olma” şartını red edişin örtülü bir ifadesi olmasın?
Cüz’î varlığımızın şartlarına isyan ederken, negatif yoldan maddî hükümranlıklar tesisiyle, ruhunun derinliklerinden tanıdığı “tamlığı fetih” aldanışı yani?
*
Bir de müstakilen incelenmeye değer bir konu var: Bir muhayyel “tamlık” adına o hükümranlığı elde etmişlerin psikolojileri…
“Daha daha” dedikleri ne varsa ulaşmış oldukları halde geldikleri inkisar, şaşkınlık!
Uyuşturucuya, sapık ilişkilere… saplanıp kalmış Neroncuklar!..
*
Bu nasıl bir körleşme, bu nasıl bir boşlukta uğunuştur?
Ölüme kadar tamamen sanal iktidar aldanışlarıyla biten ömürlerle o “büyük boşluk” kapısına dayanmak! Hüsrâna bakar mısınız!
*
Ölüm de, o an geldiğinde “hak edilmiş” olmalı diyorum…
Yalan ve sanal kimliklerle o hüsran anına varmak… Yahut, sevgileri, hizmetleriyle Hakk’a vüsul haliyle, o mukadder ana mesud bekleyişlerin ödülü olarak erişmek…
Şuna kesinlikle inanıyorum: “Kişi sevdiğiyle beraberdir”. Burası, orası diye ayıranlar yanılıyorlar.
Beraberliğe yetecek arıtan ve hâlis sevgilerin visal halinde “orası” “burası” olmamalı… 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s