“Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre” Kitabı Üzerine…

“Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre”, Muhterem Dr. Sait Başer Hocamızın “İrfan Yayıncılık” tarafından neşredilmiş, “kök bilgisine” dayanan “özün özü” mahiyetinde çok kıymetli bir eseridir. Ancak, bu eserden istifade edile bilinmesi için yanında bir de –doğru okuma ve anlama kılavuzu- mahiyetinde taze bir “şuur” edinilmesinin zaruri olduğunu düşünmekteyim.

Kitabın girizgâhında, “Türk Kültürü ve ona hayat veren değerler manzumesi (milli tarih, Türkçe, din, örf ve âdetler, milli dünya görüşü ve millî san’atlar) tahlîle davetle başlanırken, fikir dünyamızdaki fakirliği, bu kavramlara duyduğumuz yabancılık ve anlamalarımızdaki kısırlıktan hemen hissede biliyoruz. Çünkü Türk kültürünün unsurlarını tahlîl edebilmemiz için iki kaynağı çok iyi anlayıp hazmetmiş olmamız lâzım geliyor ki eserin bundan sonra temas ettiği konuların anlaşılması mümkün olsun. “Birincisi; târihin ilk devirlerinden beri süregelen Türklük, (Kut ve Töre kavramları) ikincisi ise onuncu yy.daki stratejik kararla Müslümanlığın kabulünden sonraki İslâmiyettir.”

Cumhuriyetten sonra bizden birkaç kuşak evvelinin altmışsekiz kuşağı, seksen kuşağı da denilen zemîndeki fikrî ve ideolojik yapıyı tahlîl etmeden bu iki aslî kaynağın bugün hangi mecrada seyrettiğini anlamamız mümkün görünmüyor.

“Kutadgu Bilig” şüphesiz köklerimizin zaman nehri içerisindeki tarihinin izlerini keşfetmemiz ve takip etmemiz bakımından önemli bir kaynak eser. Türk entelijansiyası ontolojik kavrayışını bu eserler üzerinden yapmak zorundadır. Eğer şimdiye dek yapamamış ise bunun altındaki sebebi iyi tespit etmemiz gerekmektedir.

Altmışsekiz kuşağı, seksen kuşağı ve ardından bugüne gelen seyr içinde bu zeminden hulûl eden fikir ve ideolojinin bir akıl ve düşünce olmaktan ziyâde, hikmet geleneğinden kopuk bir hamaset olduğunu kim inkâr edebilir? Kutadgu Bilig’de ifâde edilen “Kut, töre, hikmet, vatan, millet” kavramlarını doğru analiz edecek bir terminolojisi dahî yoktur. Kendine dair öz değerleri, Batı’nın kavram ve terminolojisi üzerinden anlamaya çalışan bir entelijansiyanın ne yazık ki bize bıraktıkları en övülesi miras da, bol bol millî duyguları mehter marşları ve kahramanlık türküleriyle harekete geçirmektir. Toplumsal aklımız akıl değil, bilâkis bize ezberletilen birkaç millî hassasiyetimiz ve bu hassasiyetlerin sinir uçlarına dokunulduğunda hep birlikte çıkardığımız ezber reflekslerden ibaret. Geçmiş kuşağın ürettikleri fikirden çok, karşı oldukları fikirlerle kör dövüşleri, kavgaları, polemiklerdir.

Karl Marx, Engels ve Hegel amcaların bu ülkenin sosyalistlerine tek himmeti ise belki de bir fikrî hiç olmazsa bir teoriye dayandırmayı öğretmeleri olmuştu. Fakat bunun da cılkını çıkarmakta gecikmemiş sosyalist entelijansiya! Onlara da tahrif eli uzatmış ve anarşist bir ruh hediye etmiş ülkeye!

Hülâsa; geçmişine ve kaynaklarına yabancı kuşakların talihsiz nesli olarak bizden sonrakilere bırakacağımız haysiyetli bir kendi kültürünü, köklerini kaynaklarını ve kavramlarını yeniden anlama ve güncelleme modeli olmalıdır.

Son asır Türk entelijansiyası içinde tarihine ve kaynaklarına bigane kalmamış ve gelecek nesillere bir “anlama ve kavrama modeli” inşâ etmiş olan Yahya Kemâl’in de bu hastalıklı zemîn üzerinde hırpalanmaya, üzeri örtülmeye hatta her fırsatta çamur atılmaya çalışıldığı ise ayrı bir vakıa ve faciadır!

Mes’eleyi fazla dağıtmadan tekrar hülâsa edelim ki “Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre” kitabını okumadan evvel, toplumsal aklımıza serpilmiş hamaset ve ezber toprağından sıyrılmamız icâb etmektedir. Çünkü bizden evvelki nesiller bu aşırı hamaset yahut kendini inkâr hastalığına Batı’nın karanlık elleri ve üfürükleri sayesinde tutulduklarını fark edemediler. Hâlâ da ettikleri yok! Üstelik bu hastalıklarını yeni nesillere bir övünç gibi bırakmanın garip gururu ve kibri içindeler.

Bu hastalıklı neslin şu an gelmiş olduklarına inandıkları en ileri nokta; senfoni orkestrası eşliğinde Yûnus ilâhileri icrâsı dinleyen hamaset edebiyatçılarının ilericilik mesrûriyeti… İlericilerin ise, Mevlâna ve Yunus’u hümanist bir vecdle dillerine dolayarak, tekke musîkisini icrâ edebilecek olgunluğa ve tevazuya ermiş garip nirvana halleri…

Onlara bu sal âleminde mutlu ve mesrur bir hayat dilerken bu kitabın okuyucusuna şahsi tavsiyemiz işbu hamaset ve kök bilgisinden yoksun, ezberci, ısrarcı her fikre ve kıpırtıya angaje ve hipnoz hâlinden arınmış olarak, gerçekten “anlama ve kavrama” niyeti ile “besmele” çekerek okumaya başlamalarıdır.

Çünkü içinde bulunduğumuz Üçüncü Cihan Harbi, kola ve marka satın alıp almama ve günlük siyaset kavgaları değil, bir MEDENİYYET savaşıdır.

Kadirşinaslıkla efendim…

Saliha MALHUN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s