Damlalar – 548

“Senin dinin sana, benim dinim bana” hükmü, bir lûtufkarlığa davet değil bana göre. Bir fiilî durumun tasviri.
Kim kimin “tuttuğu fikir ve iman hattı”nı gerçekten bilebilir ve denetleyebilir ki?
Aynı inanç ve felsefeye bağlı dahî olsanız, aynı anlamayla görme şansınız yok! Yok!
Farklarımızın anlamalarımızı belirleyici rolünü görmeye mecburuz. Bu TABİÎ hali de hazm etmek zorundayız.
İnandığımız metinlerin de bu kurala tâbî bulunduğunu ise asla unutmamak lazım. Metinler ne kadar ilahî kaynaklı olurlarsa olsunlar, anlamadaki beşerîliğe mahkum!!!
Farklarımızı kaldırabilsek de kişiliğimiz, tercihlerimiz, özel hallerimiz ve elbette öznelliğimiz, yani insaniyetimiz olamaz.
Hayat değişim ve harekete bağlı aktığı müddetçe fark üretecek ve her anımız özel ve öznel olacak! Bu değişime itiraz sadedindeki her hamle, “uğruna yaşanan, iman edilen kudret” ile savaşmak demek olacak tabiatıyla.
Marifet bir TEVHİD- BİRLİK âleminde bulunduğumuz gerçeğiyle, farklılaşarak yaşanabildiği gerçeğine beraberce “BARIŞ” ilan etmek sanırım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s