Sevgisizlikten Ölüyoruz!

Bu devrin en önemli hastalığı dostluğun hayatımızdan çıkışı olmalı.
Yalnızlık ve sevgisizlikten kavruluyoruz.
Belki bütün meselelerimizin temeline bu hastalığı koysak hata etmiş olmayız.
İnsan, fıtratı itibarıyla ünsiyet ve alaka varlığı. Nisbet kelimesinde de o ilgiler, ilişkiler mevzuubahistir. “Nasip” kelimesinin nisbetlendiklerimize atıf yapması da bundan dolayı.
İster nasip ister muhabbet deyin, insanın saadetini temin eden şey dostluklarla, birbirinin varlığını manalandıran feragat ve yakınlıklarla şekilleniyor.
Çocuklarımızı kim yapayalnız bir hayata mahkum görmek ister? Hani biz birbirimizle Hakk’a şahit olacaktık? Birbirimizde O’na şehadet edecektik?
Feragatin tek taraflı işlediği bir dünyada cennet kokusu duyulur mu?
Aldıklarımızı imkanlar olgunlaştığında iade etmeyi düşünmeden, bize gösterilen yakınlık ve ihsanlara bizden bir cevap zuhur etmeden, ihsan kapılarının daima açık kalacağını vehmetmek nasıl bir aymazlıktır?
Elinden tutulmadan belini doğrultabilen kaç kişi var? Ana babasından, eşinden arkadaşından, ustasından, hocasından aldıklarını unutanlar!
Unutanlar yaa!
Evet bir ünsiyetini kaybetmeyenler var(mış!), bir de “unutanlar”…
Bizler “verici dost”larımızın kadir ve kıymetini bilmez, o “veren el”lerin ilelebet vermeye devam edeceği kuruntusuyla, gelgeç mevziî saltanatımızın, aldıklarımızın süregideceği aldanışıyla uyur gezer dolaşırız.
O “veren el” dediklerimizdeki vericiliğin bir Hak cezbesiyle hesapsızca bize ihsan olunduğunu, bozdurup bozdurup harcamaya devam edebileceğimizi sanmaya devam etsek bile, o veren ellerin fisebilullah uzanışındaki masumiyetle hesap sormıyacağını da düşünsek, bir “mizan günü”nün, bir “âmme dâvâsı”nın bizi beklemediğini mi sanırız?..
Fedakarlık esasen maddi zenginlikten doğmaz!
Elimizden tutanlara bir bakın, kaçı sahiden bir maddî zenginliği sebebiyle uzattı ellerini? …VE ŞİMDİ ONLAR NERELERDELER?..
Gönüldeki muhabbetin serpilmesi olmadan, dünyanın en zengin kişileri bile etraflarına zerrece fayda veremezler.
Saadetin devam şartı, aldığı gibi vermesini de bilmeye bağlıdır. Elimize geçen ne varsa nefsimize tapuladığımız zaman ne nefsin karnı doyar, ne de saadet devam eder.
Bize yönelen ihsandaki dostluğu görüp, ihsanla beraber dostluğu da almayı başarsak, vericilik bizde de devam ederdi… Veremiyor, bize uzanan ellerin kadrini bilmiyorsak, ne aldıklarımız bizim yüzümüzü güldürecek, ne de etrafımıza o bize saçılan saadeti gösterebilecek, tattırabileceğiz…
Yalnızlık uğuntusunda boğulurken, dostluğun zenginliğini de ufuklarımızdan çekilmiş bulacağız…
Kadir bilmeze insan denir mi?
Gelin bugün, bize uzanan o ellerden birinin sahibine bir vefâ göstermeyi deneyelim.
Buradakilerin gönlünü almayı deneyelim, göçenlere Fatihalar yollayalım…
Günümüz de böylece azıcık hayra boyansın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s