Mâzî Kanat mı, Ayak Bağı mı?

Birçoğumuz mâzîmizde yaşamaya devam ederiz. Ya oralarda bir yerde dona kalmışızdır veya bütünüyle yaşanmışlıklarımızın ışığıyla bakarız geleceğimize. Oysa hem fizik âlem bazında hem de anlam dünyalarımızda, VAR OLMAK HAREKET ŞARTINA TÂBÎ BULUNDUĞUNDAN ÖTÜRÜ durağan, sabit bir değer olmaz, olamaz…
Elbette insan bu tamamıyle göreceli dünyada bir sabiteye de muhtaç. O sabiteyi “mâzî”den imal etse ne mahzuru vardır?
Bu kabul edilmesi de reddi de imkansız bir soru.
Evet insan anlamasında tecrübî bir plan olmadan “anlam” teşekkül edemez. Tefekkür esnasında, anlama birikimimize yani tarihimize mahkumuz!
Lâkin tarihi dondurmak, tarihi aslında hiç görmemiş olmak da demektir. Geçen zamanları sahiden ne ise o olarak idrak edebilseydik, o zamanlarda da “durağanlık” bulunmadığını görürdük…
Tarihe dayanıyorum diyen kimseler, esasen tarihe değil, seçilmiş zamanların yeniden kurgulanmış zihinsel formlarını tarih yerine koymakta ve ona yaslanmaktadırlar…
(Tabiî burada, ideolojik kimlikçi siyasetlerin toplumsal şizofreni yaratan uygulamalarını hariçte tutarak konuşuyoruz.)
Bir sabit kriter ihtiyacından kurtuluş imkanımız yoksa, tarihe dayanmak da sıkıntılara yol açıyorsa, biz anlam kâinâtımızı kurarken o ilk değeri nereden bulacağız?
Bu “rakip ve düşmanlarla sarılı olduğumuz hayat(!)”a karşı direnç ve muvaffakiyetin temel basamağı nerde aranmalı?
Esasen fizik âlemde “değer” bulunmadığı gibi “anlam” da yok!
Onlar bizim icatlarımız!
Yani “rakip ve düşmanlık” da bizim ürettiğimiz, bir yanlış tarih algısının ürünü olan kavramlar.
Belki o muhtaç olunan sabiteyi başka bir zeminde üretmek lazım.
Belki rakip ve düşman yerine, “bir ve aynı”, “ne ayrı ne gayrı olmaklık” gibi, daha gerçekçi, yaşanılanları ve geleceği “daha anlamlı kılacak bir bakış açısı” bulmalıyız…

Daha anlamlı ve daha sevgili!..
Yoksa bu gidişle, bireysel olarak da toplumca da “üretilmiş, düşmanlık ürünü varlık algısı bağlamında bir tarih(!)” kavrayışının içinde, şimdimizi de geleceğimizi de zehirlemeye, tüketmeye devam ederiz…
Oysa sanıyorum bir vakitler ecdad bu paradoksun çözümünü bulmuş! BİR fikrini hayatının merkez kavramı haline getirmiş!

Bir gün de bu son cümleye dair yazarız inşaallah.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s