Kendini Bilmek!?

İnsan kendisini nasıl bilir?
Nesi ile bilir?
Nerede bilir?
Kendinde olması gerekmez mi kendini bilirken?
Kendini bilmesi için, bilen yönünün aktif olması sebebiyle bilinen tarafı uykuda kalmaz mı?
Bilinen taraf kendini “açmadıkça” o biliş sahici olur mu?
Bilmenin karakterinde, dışlaştırma, yabancılaştırma, hariçte nesneleştirme varken, her biliş hali bir uzaklaşma ve yabancılığa sebeb olmaz mı?
Hariçte bilinenin, bilmeyle bir iç inşaya muhatap oluşu bir vâkıa ise, o bilgi, bilme nesnesine ne kadar tekabül eder?
Bilen yanı ile bilinen yanı arasında bir “yabancılık” mı vardır? Bu durum insanın “ferdiyeti”ne halel getirmez mi?
Bilme anında, ölüm tecrübesine benzer bir “kendinden geçme” hali yaşamak mukadder değil mi? Kendinde olmayanın bilmesi ne demek olur?
“Bilme” işlemi akla ait bir işlemse, “aklıyla bilmekte olan” kendinde kalmadan o biliş gerçekleşir mi? Kendinde kalacaksa da o “bilme” ne anlama gelecektir?
Bulduğunu farz edelim, bulunanı hangi malum imkan ve tecrübeyle kıyaslayıp tanımlıyacaktır? O “kıyas imkanı” zaten bir tür zımnî biliş değil midir?


Yoksa bilmenin karakterindeki nesneleştirme, dışlama, çoğaltma, yabancılaştırma… gibi olumsuzluklara çare “aşkla bilmek, aşkta tevhid etmek” midir?
Yahut, aşkını bilmek mi saymalıdır, ilm-i küll mü addetmelidir âdemoğlu?!..

Nesnel bilişlerden uzaklık çıkıyorsa, aşkında buluşun sır olması mı gerekir, bu ilim bir sır ve sükût ilmi midir, deyip bağlayalım mı?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s