Damlalar – 487

Kuşbakışı Süleymaniye! Görüldüğü gibi yerleşim planı OK şeklinde.

Bilindiği gibi ok, kulluk ve bağlılık anlamına gelirdi. O sebeble Töre boylarına da “ok” denmiş, çoğul biçimi olan “OĞUZ” kelimesi milletimizin isimlerinden biri derecesine yükselmiştir. Yay ise İlahî Kudret’in, Zât-ı İlahî’nin remizlerindendi.
Hz. Sinan’ın bu bilgiyle hareket ettiği anlaşılıyor. Tabii burada ok’un istikameti de Kâbe-i Muazzama’dır. Hac günlerine yakışacağını düşündüm.
Malum ikindiden sonra gün değişir bizim geleneğimizde. Şu saat itibarıyle “Hayırlı Cumalar” demek meşrudur.
Şu makalede ok-yay sembolizmi hakkında genişçe bir kısım var:
https://saitbaser.com/2013/12/18/medeniyetin-ordusu-veya-ordunun-medeniyeti/
Bu yönü bilinmez Süleymaniye’nin. Alemlerimiz de YAYdır.

Ok-Yay ve Onikili Boy Teşkilatı

Ok ve yay Türkler’in en sevdikleri silahlar arasında ön almaktadır. Türk yayının önemli bir şöhreti bulunuyor. Düşmanı uzakta iken, göğüs göğüse gelmeden etkisizleştiren bir silah oluşu sevilmesinin başlıca sebebidir. Baskın muharebelerinde ve avlanma esnasında önemi bir kat daha artmaktadır. Türk yayının imalatı uzun bir zaman almaktadır. Çeşitli metaller ve alaşımlar, kemikler, muhtelif cinslerde ve sayıda ahşap aksamın belli bir teknolojiyle bütünleştirilmesi suretiyle elde edilmektedir. Bir yayda kullanılan parça sayısının yüzlerle ifade edildiğini görüyoruz. Yayın iki ucunu bağlayan bağa “kiriş” denmektedir.Ok takılmamış yay “kurulmamış yay”, “bozuk” diye nitelendirilir. Bozuk denilmesi ok takılmamış yayın kavsinin zıt yöne dönmesinden ileri gelir. Ok takıldığında “kurulmuş” olur. Kavis kirişin gerilmesiyle kullanıcıya doğru döner. Böylece Türk yayının fırlatma gücü ve etkili menzili yüzlerce metreyi bulabilmektedir.44 Bir Türk yayının ömrü ikiyüz seneyi ulaşmaktadır. Tabiatıyla yay hareketsizdir; ama okun hareketi ondandır. Hareketsiz olmasına rağmen, yaydan kaynaklanan ve oka hükmeden güç, yaya soyutlama yoluyla Türkler tarafından muhtelif seviyelerde “irade” anlamı yükletmiştir. Ok ise, gücünü yaydan alan; ama ona tabi, bağlı; yayın belirlediği istikamete doğru hareket edişi sebebiyle kulluk, bağlılık, itaat, iradeye râm oluş anlamları kazanmıştır. Kiriş ise, Tarısal irade ile kulluğun buluştuğu çizgidir. Bu sebeple idamı gereken hakan ailesi mensupları, yay’a nisbetleri sebebiyle, ancak kendi yaylarının kirişiyle boğularak idam edilebilirdi. Aksine davranmak Töre’ye aykırıydı…45

Çok kabaca tasvir edilen ok ve yay ilişkisi Türkler’in evren, Tanrı, devlet, halk, boy ve şahsî kimlik anlayışlarına uygulanmış ve Arab’ın devesine benzer yaygınlıkta Türk kültürünü ifade eden bir sembol kudretine yükselmiştir:

Tanrı (Kök Tengri) yaydır, kainat ona göre oktur. Gökyüzü yay, yeryüzü ona göre oktur. Yeryüzünde, yüzü güne dönük olan doğu ve güney yay, batı ve kuzey ok sayılır. Doğu ve güney, göğe nispet edilen boylara, yani Bozoklar’a tahsis edilmiştir. Kuzey ve batı ise, yeryüzüne nispet edilen Üçoklar’a …Burada bir tavzihte bulunmak gerekiyor. “Bozok” telaffuzu, ses benzerliği dolayısıyla uzun zaman kelimenin ok kökünden geldiği zannını uyandırmıştır. Oysa son zamanlarda Bozoklar’ın yayla temsil edilmelerine mukabil, kurulmamış yaya da bozuk denilmesi arasındaki ilişki fark edilmiştir. Bozuk kelimesi, zamanın ve Türkçe ses uyumunun etkisiyle Bozok halini almış olsa da, kelimenin aslı bizce bozuk’tur (kelimenin galat-ı meşhur haline gelişinden ötürü biz de bunu kullanmaktayız). Yay iradedir ama, bu irade kendisini görünür ve etkin kılan okla bütünleşmedikçe anlamını kazanamamaktadır. Hakanın idaresindeki devletin sağ kanadı yayı, yabgunun idaresindeki sol kanat ise okları teşkil eder. Ancak ister Üçok, ister Bozok grubuna mensup olsun, her boyda bey yay, boy halkı ok durumundadır. Ailede de baba yaydır, diğer fertler ok sayılır. Babanın ölümü halinde miras varisler nezdinde her bir hissesine ok gözüyle bakılarak tanzim edilir. Nişanlı genç kıza “oklu” denir.46 Ferdî planda ise “gönül yay, vücut oktur”. “Gönül yay, akıl ok” şeklinde de tavsif olunmaktadır… 47

Burada dikkat edilmesi gereken husus, yayın daima “Tanrısal irade”yi temsil ederken okla “kulluk” ve “tabi oluş”un belirlenmesidir. Hatta, ok ve yay bütünleşmesi Türk mantalitesinde bir kozmik birliğe delalet ede gelmiştir. Büyük Türk devletlerinin tam teşekküllü olgunluk devirleri için Çin kaynaklarında: “Ok ve yay birleşti” geleneksel ifadesine rastlanmaktadır.48 Bu anlayış İslâm’ın kabulünden sonra da devam etmiştir. Üçoklar’a bağlı Kınık boyunun kurduğu Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bayrağında ok ve yaya tesadüf edilmektedir. Selçuklular’ın ok ve yaydan anladıklarıyla Büyük Hun devletinin ok ve yaydan anladıkları aynı şeydir. Daha ötesi, Selçuklu Tuğrul Bey’in Bizans’ta Emevîler’in yaptırdığı Arap Camii’ni tamir ettirdiği, mihrabına da “Allah” ve “Muhammed” kelimeleri yerine ok ile yay nakşettirdiğini biliyoruz…49 Çok sonraları Sultan II. Abdülhamid’in şahsî servetiyle inşa ettirdiği Beşiktaş’taki Ertuğrul Tekke Camii’nin mihrabına altınla ay yıldız resmettirmesi gibi…50

Eski Türkçe’de bugün kullandığımız –ler,-lar çoğul eklerinin görevini yapan bir ek daha vardı. Bu ek –z harfiyle yapılmaktaydı. İkiden ikiz, üçten üçüz, omuz, göz, biz, siz…kelimelerinde olduğu gibi. Bu çoğul ekinin ok kelimesine de getirildiğini ve çok meşhur bir kelimenin bu yolla teşkil edildiğini görüyoruz: Oğuz! Oğuz kelimesindeki ğ harfi Türkçe’nin zaman içerisinde yaptığı bir tasarrufla başlangıçta k iken, ikinci aşamada g, sonra da ğ sesine dönüşmüştür. Yani bugün Türklüğün sembol adlarından sayılan bu kelime aslında Töre’ye, “İl”e tabi, yani devlete ve hakana bağlı boy-lar demekti.51

Gök-yer, sağ-sol, Bozok-Üçok nitelemelerini belirgin bir biçimde Oğuz Kağan Destanı’nda saklı duran şemada bulabiliyoruz. Belirtmeliyiz ki Oğuz Kağan Destanı’nın sembolizmi bir hayli yoğundur: Kağan iki ayrı evlilik yapmıştır. İlk evliliği gökten bir ışığın içinde inen hatunuyla olmuş ve ondan büyük oğulları ve Bozoklar’ın ataları diye bilinen Günhan, Ayhan ve Yıldızhan doğmuştur. İkinci evliliği ise bir ulu ağacın içinden çıkan kız iledir ve ondan da Üçoklar’ın ataları sayılan Dağhan, Denizhan, Gölhan doğmuşlardır. İlk hatununun göğe nispet edilmesine mukabil, ikincisi yere mensuptur. Oğuz, böylece ailesinde gök ve yeri bütünleştirmektedir. Oğuz adı bir şahsın adı olmayıp bir geleneğin, Töre’nin toplumuna gönderme yapıyorsa eğer; bu, bir tür tevhid toplumunu anlatıyor olabilir.

Prof. Dr. Faruk Sümer’in bir dev sabrıyla toplayıp Oğuzlar adlı eserinde isabet ve dirayetle yorumladığı bilgiler bize göstermektedir ki, bu at çobanı topluluklar kendi aralarında son derece sağlam ve muazzam bir hiyerarşi oluşturmuşlar ve binlerce yıl bu büyük bir tarih yaratan geleneklerini kıskançlıkla korumuşlardır.

Yukarıdaki ifadelerden anlaşılmış olacağını ümit ettiğimiz boy teşkilatı ve her bir biriminin işleyiş mekanizması, en geniş Türk devletlerinin işleyişine paralel ancak ölçekçe farklıdır. Merkezin kaybolduğu dönemlerde, bazen en uzak coğrafyalardaki Türk boylarının bile aynı model ve anlayışta devletler kurabilmeleri, o yapının ve Türk kimliği taşıyan toplulukların o yapıya olan inançlarının eseridir. Çünkü kozmik yaklaşıma dayalı hiyerarşi bellidir. Töre bellidir. Kimin kime ne ile hükmedeceği, kimin kime ne için itaat edeceği bellidir.

Bu konu sadece görünen bir biçim konusundan ibaret değildir. O biçimi ayakta tutan ve en az biçim kadar uzun ömürlü olduğunu açıkça gördüğümüz bir inancın üzerine oturmuştur. Hatta o inanç, biçime ruhunu veren, ondan daha güçlü bir potansiyeli ifade etmektedir. Şamanizmin imkansızlığı bu noktadan bakıldığında da açıkça anlaşılır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s