Damlalar – 471

Hatâlarımızı seviyoruz çok defa!
Sanki fenâ huy ve alışkanlıklarımızdan ayrılırsak, hayatın tadı kalmazmış gibi bir endişeyle, o huylara sımsıkı tutunuyoruz.
Bir yandan da, o huyların maliyetlerini ve bize ödettiği bedelleri görüyoruz. İstiyoruz ki, Allah bizi affetsin. Affetsin de, biz vaz geçmeden affetsin!
Tövbe etmeye hiç heveskâr değiliz! Asıl tövbenin, masumiyete tekrar ve kesin dönüşe dair bir iç kararı olduğunu bilmeyenimiz var mıdır?
I ıhh! Tövbe etmeden af isteriz biz!..
Ama tövbesiz af yok!
Af!
Bir hakimin mahkumu affetmesini örnek alırız sanırım.
Ama gerçek bir pişmanlık olmadan af!
Hariçteki bir hakim sizi affetse bile, sahici bir hatâsını idrakle, mahkum pişman değilse, o af af olmuyor ki!
İlk fırsatta, yeniden o menfi işlere dalıp geri dönüyor mahkumiyet şartlarına.
Affın asgarî şartı, hatamızı anlamak.
Anlayıp gerçekten pişman olmak.
Af, asıl bizden bize değil mi! Affı uzağımızdaki bir ilahtan istemek ne kadar gerçekçi; buna da pek kafa yormaya lüzum görmeyiz.
“Kendimizi egomuzun heveslerinden affettiğimiz vakit elimize ne geçecek? Şurada gönül eğlendirip gidiyoruz işte!”, mi diyelim?
Azizler, kendimizi affettikten sonra, içerden o iptilalara taviz vermeden bir yönelelim Hakk’a da, O ne diyormuş, önce onu bir duyalım, desek!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s