Kültür Harbi

Mehmed Niyazi, “Kültür Harbi”, Kültür, Zaman, İstanbul, 15.09.2014.

Rahmetli Peyami Safa’nın “Yirminci Asır Avrupa ve Biz” adlı kitabında şöyle bir makale var; Güzel Sanatlar Akademisi’nin bahçesine, öğrencilerin kültür adamına kıymet verildiği için büyük sanatkârımıza gıpta edecekleri düşünüldüğünden, Ahmet Haşim’in anısına mermer bir sütun dikilmesine karar verilir.
Ne yazık ki koskocaman akademinin bütçesinde yüz liralık bir pay ayrılamaz. Bu arada Yakup Kadri, Ahmet Haşim için bir kitap yazmıştır; onun telkiniyle eserini satarak bu küçük rakamı çıkarmak isterler. Akademi’de bir merasim yapılır ve ancak on yedi bin lira toplanabilir.

Yazıyı okurken aklıma şu husus geldi: Yıllar önce Beşiktaş ve Galatasaray kulüplerimiz kupa finalini İsmet Paşa’nın adının verildiği stadyumda oynuyorlardı. Ben, İsmet Paşa’nın hayatını spora verdiğini, milletler arası camiada ülkemizi bir yere getirdiğini bilmiyorum. Aynı gün Almanya’daki kupa finali de Fritz Walter Stadyumu’nda oynanıyordu. Fritz Walter, Alman milli takımını dünyada ciddi noktalara taşımış bir sporcuydu. Alman gençleri onun adına bakar, kendilerini spora verir, büyük şampiyonluklara imza atar, milletinin propagandasını yapardı. İsmet Paşa millete hizmet etmiş olabilir, harp sahalarına, bir baraja, bir havalimanına adı verilebilir; şahsen ben bile anıtına katkıda bulunabilirim. Fakat bir stadyuma İsmet Paşa’nın adı nasıl verilebilirdi? Hele bir eğitim yuvasına bu kadar ilim adamlarımız dururken, milletimizin içinde bulunduğumuz yüzyılda bunlara ihtiyacı olduğu halde neden politikacılarımızın adının verildiğini anlayamıyorum.

Yine aynı makalede Fransa’nın Sorbonne Üniversitesi’nde, cumhurbaşkanının katılımıyla Firdevsi’yle ilgili bir sergi açıldığı yazıyordu. Paris’te yer yerinden oynamış, gazetelerde, mecmualarda Firdevsi’yle alakalı yazılar yazılmış. Böyle bir sergi İstanbul’da açılmış olsaydı yankısı nasıl olurdu? Halbuki biz Firdevsi’nin kültürüne çok daha yakınız; hatta onun ‘Şehname’si bir Türk hakanının parası ve teşvikiyle yazılmıştır. Buna rağmen kamuoyumuzun bu konudaki tepkisinin Fransa’dakinden çok daha cılız olacağını düşünüyorum.

Almanya ile Türkiye’nin nüfusu atbaşıdır. Almanya’da günlük ‘Bild’ gazetesinin tirajı, bizim bütün gazetelerimizin tirajının üstündedir. Ayrıca orada yerel basının gücü çok daha fazladır, Almanlar, çevrelerindeki gelişmeleri, bölgelerinin günlük gazetelerinden takip ederler. İki buçuk milyon tiraja sahip ‘Der Spiegel’ dergisiyle bizim hangi dergimiz boy ölçüşebilir?

Almanya’da bir öğretim üyesi Yahya Kemal’in ‘Itri’ şiirinin tercümesini okumuş; parçanın bütünün habercisi olduğunu bildiğinden Yahya Kemal’in hayranı olmuş. Bir gün Türkiye’ye geldi ve beni bularak; ‘Sizin Goethe’niz Yahya Kemal’dir; beni onun müzesine götürür müsün?’ dedi. Hafızam beni yanıltmıyorsa Goethe, babasının Frankfurt’taki evinde 26 yaşına kadar yaşamış, daha sonra Weimar’a gitmişti. Ölümünden sonra Frankfurt Belediyesi, babasının evini müze yapmıştı. Frankfurt’a her gidişimde burayı ziyaret ederdim. Yine bir gün uğradığımda, bilet almak için beklerken, oradaki yetkiliye müzeyi her yıl kaç kişinin ziyaret ettiğini sormuş ve şu cevabı almıştım: ‘İlkokuldan üniversiteye kadar sadece Alman öğrencilerine parasızdır. Bunlar istatistiğe dahil değildir. Onun dışında her gün binlerce insan uğrar.’ Bu bizim memleketimiz için çok büyük bir sayıydı, zihnimde bir ölçü olarak kalmıştı.

Yahya Kemal’in elbiseleri, ufak tefek eşyaları, bazı yazılarını Fetih Cemiyeti bir araya toplayarak Yahya Kemal Müzesi yapmıştı. Müdürü, dostumuz Sait Başer’di; gittik, bizi karşıladı, müzeyi açtı, eşyaları, el yazmalarını, duvardaki bazı şiirlerinin taslaklarını gösterdi. Alman misafirimiz; ‘Burayı kaç kişi ziyaret ediyor?’ diye sordu. Türkçeye tercüme ettiğimde Sait Başer gülerek; ‘Bu yıl ilk defa siz geldiniz’ dedi. Kasım ayının sonlarıydı, dışarıda hafif bir yağmur çiseliyordu. Misafirimize dönüp yalan söylemek zorunda kaldım; ‘Günde iki yüze yakın ziyaretçisi oluyormuş.’

İstanbul’da onlarca üniversite, yüzlerce ilk ve ortaöğretim kurumu var. İlk ve ortaöğretimdeki edebiyat, diğer sosyal bilgiler hocaları yılda bir kere öğrencilerini bu kültür yuvalarına getirseler oralar şenlenirdi. Atalarımızın dediği gibi ‘Marifet iltifata tabidir.’

Şurası bir gerçektir ki, siyasetçiler devletin bütçesiyle bazı imkânları ellerinde bulunduruyorlar; kalabalıklar her bakımdan onları önde tutarlar. Ama bizde kültür adamları öyle değildir; onları kapı komşuları bile tanımaz. İçinde bulunduğumuz savaş kültür harbidir, milletin geleceği gelip buraya dayanır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s