Damlalar – 462

Hüzün ve tövbe mü’minin ayrılmaz kalp duyuşları…
Hüznümüz de tövbemiz de Hakk’a râcî.
Hüzün, Hz. Mevlânâ’nın “ayrılıklardan doğan şikâyeti”ne; tövbe ise, yeniden yeniden Tevhid etme, ontolojik aslına dönme hamlesine işaret!

“Kâf ü nûn hitâbı izhar olmadan
Biz bu kâinâtın ibtidâsıyız”

diyen âşığımızın dile geldiği yerden bakarsak, o “ilk hal”de ne hüzün vardır ne de tövbeye hâcet!
Bizde tövbe ve hüzne yol açan temel sebep âlem-i kesrete doğmuş olmaklığımız. Vâkıâ: “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn” hükmü bir müjdedir inananlara. Ancak mesele, insanın unutkanlığı sebebiyle o kusursuzluğun mahiyetini kestiremeyişinde!
“Anlama” ve “bilme/bilgi”nin bir kesret imkanı olarak zuhur edişini göze aldığımızda ise bu “unutuş” çok normal!
Akledişlerimizle şekillenen bizler, bu yapılma’yı da kesretteki cüziyyete düşmüşlükle elde ediyoruz.

Nâgehân bir şâra vardım
Ol şârı yapılır buldum
Ben dahî yapılır oldum
Taş ü toprak arasında

diyor Hacı Bayram Sultan…
Yapılma, kemâle yürüyüş, Hakk’ı âfak ve enfüsde buluş… Nereye dönsen bir ilahi yüz ile buluşma…
İnsaniyete hüzün ve tövbe eşiğinde anlamak yaraşır. Daima noksan daima tamamlanmaya muhtaç, daima kusurda durduğunu unutmamak en değerli yolda durma, istikamet koruma imkanı olduğundan dolayı…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s