Yeniden Anlamaya Kurulan Pusu: Takdîs Tuzağı

Nesnel varlık aleminde “anlam” yoktur. Onu insan “anlarken yaratmakta”dır. Anlamın mucidi insan yani. Bu meyanda “TAKDİS” kelimesi ve kavramı da bizim icadımız.

Takdis: “kudsama, yüceltme, ilahileştirme, kudsiyetin kaynağına nisbet etme…” anlamlarıyla donattığımız; kutsalı belirleme hissiyle ululaştırdığımız, değer icad ettiğimiz zamanlardaki psikolojimizle yüklü bir kelimedir.
Takdis ile yüceler yücesi haline getirdiğimiz pek çok kavramımız var. Bunların genellikle çoğu da o takdis edilmeyi hak etmiş değerlerdir.
Takdis, toplumsal bir koruma, değerler hiyerarşisi oluşturma alanında çok işimize yarar.
Şehid, türbe, din, iman, vatan, bayrak, ayet, sure, peygamber, veli, analık, atalar, eski büyükler, siyasi önderler, kanaat önderleri… gibi pek çok takdis edilmiş kavramımız var.
Kudsileştirdiğimiz kavramlar, bir manada yeni kuşaklar ve cahiller tarafından hırpalanması men edilmiş kıymetler haline de gelirler. Bu yönüyle toplumsal hayatın emniyet süpabı, nirengi noktaları değerini kazanırlar.
Korumak maksadlı bu tasarrufumuzun etkisi tarihen sabit.
Bunu keşfettikçe istismar çaresini aramaz mı insanoğlu?
Aramış da!
Mesuliyetinden kurtulmak isteyip hakkından gelemediği zamanlar, insanımız, gerçekten yüce nitelikli bir çok ilke ve büyük insanı takdis yöntemiyle dokunulmaz hale de getirmiştir.
Başta Kur’an, Peygamber, evliyâ olmak üzere hayatımızdan çıkarmak isteyip de aşikar edemediğimiz tercihleri hadden aşırı yücelterek, dokunma şartlarını olağanüstü zorlaştırarak bunları hayatımızdan tecrid etmişizdir.
***
Kudsamanın bir yüzü yok. Siyasette, tarihte, dilde, edebiyatta, sanatta… takdis edilmiş konular, isimler, formüller gırladır. Burada da “değerin hakkını teslim etmek” yönüyle ulvileştirmenin bir yeri olmasını yadırgamıyorum. Aşırılaştığı yerde artık “anlamayı imkansızlaştıran bir terane”ye dönmesindeki kaybımıza yanıyorum. “Beylik söz”e dönüşmekle, takdis, imha mekanizmasına da dönüşmüş olmuyor mu?
Siz şimdi gelin Fatih’e dair yeni bir eleştiri yapın! Dede Efendi’ye gözün üzerinde kaşın var, deyin. Atatürk’ü Koruma Kanunu(!)nu dikkatle bir didikleyin!..
Hafazanallah!
Hem takdis edilmiş değerlerin “algı yönetimi”ni çok kolaylaştıran sevkiyat kodları olduğuna da dikkat edelim!

Muhiddin Arabî (ki o dahi bir takdis kurbanıdır bence) Cenab-ı Hakk’ı anlamaya çalışan kimsenin daima “TENZİH İLE TEŞBİH ARASINDA DURMASI” gerektiğini söyler ya! İşte bize böyle yeni bir formül daha gerekiyor: “TAKDİS İLE TENKİD ARASINDA DURABİLMEK!”

Aksi halde değerlerimizin ruhuna dokunmanın asgari şartı olan “anlamaya konu edebilmek”, şüphelenmek, onları “yeniden anlamaya uğraşmak”(yani yeniden inşa!) imkanına hiç bir zaman kavuşamayacağız… Ezberlerin tükendiği yerde hareket kabiliyetimizi de sıfırlamış olacağız. Allah korusun, tabiat boşluk kabul etmediğinden ötürü, o boşluk rakip medeniyetlerin üretimlerine yönelen yeni ezberlerle doldurulacak, yani aslında o takdis ettiklerimizin tamamını ufka gömmekle sonuçlanacaktır…

Lütfen ulvileştirdiğimiz her ne varsa yeniden anlamayı ihmal etmeyelim. Bu konu bir hayat memat meselesidir!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s