“Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı” İsimli Esere Dair

Dr.Yaşar Kalafat, “”Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı” İsimli Esere Dair”, Bilge, S:18, Güz 1998, s.72-73

Dr. Sait Başer’in Seyran Yayınevi neşriyatından 410 sahifeden oluşan “Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı” (İstanbul 1998) eseri çıktı.

Dr. Başer’i bazı makaleleri ve “Gök Tanrı’nın Sıfatlarına Esmaü’l Hüsna Açısından Bakış” (İstanbul 1991), “Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre” (Ankara 1990), “Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre’den Sevgi Toplumuna” (İstanbul 1995) gibi eserlerinden tanıyorduk. Bu son eseri münasebeti ile “Takdim”, “Banarlı Nihat Sami, İman ve Yaşama Uslubu” (İstanbul 1986) isimli çalışmasının da varlığını öğrendik .

Dr. S. Başer, bize göre Kutadgu Bilig’in iç dünyasını belki de batıni cihetini en iyi yansıtan araştırmacıdır. Muhtemeldir ki, bu tür eserlerin özlemini duyduğumdan susuzluğumun giderilmesinde etkili oluyor. “Kaşgarlı Mahmud’a Göre XI.yüzyılda Türk Dünyası” isimli eser de mahiyeti ve muhtevası itibariyle, Türk Milli Kültürünün bu soylu kaynağının farklı boyutları ile ele alınmış başka bir kıymetli çalışmasıdır.

Sait Başer’in, bu ve bilhassa ismini andığım ilk iki eseri, bizim üzerinde durmaya çalıştığımız “Türk Adının Mistik Muhtevası”, “Türklüğün Kutsiyeti” gibi konularda çok yararlandığımız araştırmalar olmuştur. Hissettiğimiz, düşündüğümüz ve fakat yeterince yerli yerine koymakta zorlandığımız çalışmalarımızda, bu çalışmalardan büyük istifade etmişizdir.

Bu münasebetle değindiğim çalışmalarla anlatmaya çalıştığım düşüncelerimi aktarmaya çalışayım. Bu kısa açıklamaya tanıtmaya başlıyaçağım S. Başer’in son eseri münasebeti ile ihtiyaç duyuyorum. Bu yöntemle sözü geçen eseri daha iyi tanıtacağımı düşünüyorum. Bana göre; Milletimize isim olan Türk adı kut bulmuştu. Zira o ad milletimize ad olmadan evvel Türklerin mensubu oldukları ilahi mevzuatın adı idi. Bu mevzuata tabi olanların ismi idi ve mevzuatı duyuran elçinin isminden ismini alıyordu. Bunun içindir ki, kutlu idi. Bu isim Türk halk inanlarında da varlığını sürdüren Türk Ata’dan geliyordu. Hz. Adem ile başlayan İslam süreci Hz. Türk ile tekamülünü geliştirmiş Hz. Muhammed ile en gelişmiş ve en son şeklini almıştır. Bu anlamda Türk olmak, Türk olmanın güzelliklerini yaşamak ve yaşatmakla mümkündür. Özetle; Türklük ilkel bir kavmiyet veya nufus kayıtları olayı değildir. Nice Türkçe konuşup Türk bilinenler vardır, yaşayış ve yaşatışları ile Türklük dairesine ters düşerler.

S. Başer, Yahya Kemal eksenli açıklamalarında Osmanlı mülkünde yaşayan ve mahalli isimlerle tanınan nice toplumu Türklükten sayarken çıkış noktası bu olmuştur, sanıyorum .(S. 365)

S. Başer ile, eski Türk dinin Gök Tengri inanç sistemi olduğu ve bu dinin de semavi bir inanç olduğu noktasında hem fikiriz, dahası var, bizdeki bu görüşlerin oluşmasında dayanak malzemsinin sahiplerinden birisi de Dr. S. Başer’in eserleridir. Ancak, ben Töre’nin Gök Tanrı dini karşılığında değil bu dinin akaidi veya şeriatı mumasili olduğunu düşünüyorum. Yahya Kemal “Kendi Gök Kubbemiz” derken Alemlerin sahibinin Türk olanlara ayırdığı Türk Gök Kubbeyi anlatıyordu. Bu bizim olandı. Biz bu imanı Mehmet Akif Ersoy’da da görüyoruz. “Bu senin ordundur” derken Akif, kut bulmuş, bu kut üzre iman etmiş , böyle olduğu için de Tanrı ‘nın ordusu olmuş bir ordudan bahsediyordu. Aksi halde olay sadece postal ve kasaturadan ibaret olsa, bütün orduların yaratıcısı aynı Allah’dı neden Türk ordusu özel olsun. Bu ordunun Allah’ın ordusu olması bunun içindi. Bu ordunun özelliği iman etmiş olması ve iman üzre yaşamış olması idi. Varlığının sırrı bu idi.

Dr. S. Başer’in fevkalade vukufiyetle ele aldıkları ve çok büyük çalışmalar gerektiren geniş alıntıları okuyucuya Din-Vatan-Milliyet…. bütünleştirilmesinde nefis ziyafetler sunmaktadır (98-135) (188-202) (233-249) (265-293). Eser; zamanın usta tarih edebiyat fikir ve devlet adamlarının açıklamaları her yaşta, her seviyede her kesimin okumaları gereken, günümüz aydınının açlık çektiği hususları içeriyor. Ancak, bizim bulmaya ihtiyaç duyduğumuz bir husus vardı. Yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız bir hususdu bu. Kendi Gök kubbesinde kut bulmuş milletin, Tanrının ordusu neden yenik düşmüştü. Kut veren Tanrı Kut’u geriye de alıyordu. Töre ihmal mi edilmişti. Kendi Gök Kubbelerinde galip gelen aynı Tanrının kulları esasda bir olan töreye daha mı gerektiği gibi davranmışlardı. Kısaca yapılması gerektiği halde yapılmayan ve yapılması gerekmediği halde yapılanın bilinmesi, ödenen faturanın mahiyetinin anlaşılması itibariyle önemlidir. Başka bir ifade ile Tanrının Türk kulları bugün ne yaparak kut bulabildiler. Kutlu Türklükten ne yaparak kurtlu Türklük olduk. Türklüğün varlığını koruyan zırh olduğu belirtilen din’den ayrılmış olmayı sadece Yesevi-Hanefi-Maturidi saç ayağından çıkmakla mı izah edeceğiz. Günümüz üçgeni veya beşgeni nedir? nasıl tesis edilebilir.

Şair soruyor:

“Niçin nur inmiyor artık semadan?”
“Dolaştım (Hu) deyüp dergah dergah” dedikten sonra”

“Aba var, post var, meydanda er yok;
Horasan erlerinden bir haber yok
Uzun yollarda durdum hiç eser yok
Diyar-ı Rum’a gelmiş evliyadan” diyerek neyi aradığını nerede aradığını, neden aradığını açıklıyor.

Dr. S. Başer’in eserinin birinci bölümünde kimlik münasebeti ile yaptığı açıklamayı merkeze alarak bence denilebilir ki?

Bu gün milletimiz de ad olan Türklüğe verilen kut geri alınmış olmalı. Kut’un kaynağı, kut’u tevzi eden kut dağıtıcıları, kut taşıyıcıları seferber etmiyor. Tekrar kut bulacakmıyız ne zaman bulacağız veya bulmak üzere miyiz? Bu soruların cevabını herkes kendi adına verebilir. Şurası muhak ki, Kut’a talip olan Töre’ye dönmelidir. Töre’ye dönmek için Türk Ata’nın Akaidini orjinal metni alarak tarihten günümüze taşımaya kalkmak da gerekmez. O’na yaşadığımız hayatta, her tutumuzla hayatiyet kazandırabiliriz.

Bu konuda yazar “Töreye verilen anlama göre de Türk kelimesinin manası değişebilmektedir. Yani anahtar kavram “Türk” kelimesi değil “Töre” kelimesidir, demektedir. Kut konusunda dair bilgi verirken de “Kut ise Tanrı ile insan arasında kurulan ilişki sonucu zuhüra çıkan bir değerdir” şeklinde açıklama yapmaktadır.

Türkün tanımı itibariyle bilgi verirken ise; “İşte Türk, Töreye uyarak Tanrı’nın her türlü ihsanına hem kafa, hem gönül, hem de maddi dünya nimetlerine yani Kut’a kavuşmuş kimsenin sıfatıydı. Yani felsefi platformda Türklük, belli bir ahlaka ulaşmak şartına bağlı olarak kazanılan bir değer hükmündeydi. Bir ırk adı değil , bir dünya görüşüne, yani Töre’ye bağlılığı ifade eden bir kavramdı.”

“Kut, her yerde mevcut olduğuna inanılan Kök Tengri’nin tecellisine derece derece ulaşmak demektir.”

“Misafir ağırlamak, bilgelere hürmet, diğer ganlık, cömertlik, vatan sevgisi, devlet reisine itaat, helal rızık… gibi faziletler, genel ifade ile içinden doğduğu cemiyete ve insanlığa hürmet kut kazanma sebebidir. Yani bu prensipler aynı zamanda Töre’nin hükümleri cümlesindendir.”

Bunun içindir ki, Yahya Kemal’e göre Türkler “Kalu Beladan beri müslümandırlar.”

Saygıdeğer dostum büyük araştırmacı Dr. Sait Başer’ı bu çalışması vesilesiyle tekrar kutluyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s