Artık Çelişkiler Çözülsün!

Sait Başer, “Artık Çelişkiler Çözülsün!”, Türkiye’ deki Temel Çelişkiler, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1989-1980 Açık Oturum Programı Takdim Yazısı, İstanbul, 1989, s.1-4

Haberleşme ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmelerin demir perdeyi erittiği şu yıllarda, bütün dünya insanlığı köklü arayışların doğurduğu büyük sosyal çalkantılar içerisinde yaşıyor. Zamanımızda bir yandan siyasi rejimler ekonomik ve teknolojik sistemlerden tecrid edilemezken, öte yanda da insanlık ailesi hayatındaki bariz tenakuzlara artık tahammülünü yitirmiştir. Her yönüyle şeffaflaşan dünya şartlarının baskıcı ve vurdumduymaz yönetimlere tahammülü kalmamış görünüyor.İkinci dünya harbi sonrası soğuk savaş devri icabları birçok haksızlığa göz yummak zarureti getiriyordu. Ancak, 1950 sonrası nükleer silahlara dayalı dehşet dengesinin maliyet ve korkunçluğu yanında yukarıda belirtilen teknoloji ve haberleşme imkanları süper güçlerin dünyayı sımsıkı tutmak gayretlerini hükümsüz kılmaktadır… Dolayısıyla artık her millet kendi kültür gerçekleri istikametinde ilerlemek istiyor. Bunun için bazen hayli yüklü faturalar ödemesi gerekse de milletler sağlıklı bir yürüyüş ve dengeli sosyal nizamlar kurabilmek arzusuyla ne kadar çelişkili müessese fikir ve rejim varsa teker teker çözmek gayretine düşüyor. Macaristan, Polonya ve Azerbaycan örneklerinde olduğu gibi…Çünkü farklı felsefelere dayanan müesseselerin icraatı, cemiyetlerdeki ictimai canlılığı, istikbale ümitle bakabilmeyi öldürmektedir. Hele müzminleşmiş resmi çelişkiler toplumları kahretmekte, gençliğin enerjisini fuzuli şeylere yönelterek ziyan olmasına yol açmaktadır.Gerçi, mevzii durumlarda elde olmayan tezatlar bulunması anlaşılabilir; geçici olarak kabul de edilebilir. Ancak, doğrudan doğruya millet hayatını ilgilendiren temel mevzulardaki terslikleri bütün topluma devamlı olarak benimsetmek imkansız değilse bile, neticeleri hiçbir vakit iyi ve guzel olmamakta, hayatın her cephesi yozlaşmaktadır.21. asrın eşiğindeki Türkiye’nin şeffaflaşan dünya şartlannda varlığını kendini kaybetmeden devam ettirmesi, milli varlığının tabii ihtiyaç ve kültür değerlerini esas alacağı umumi siyaset sayesinde olacaktır. Zira, hürriyetçi rejimler ancak idaresindeki milletin tabii gücünü harekete geçirerek dünya rekabet şartlarına ayak uydurabilmektedirler. Bizde ise, maalesef toplumumuzun tarihi gelişme seyrini şaşırtan, tabii temayüllerine aykırı müesseseler tesis edilmiştir. Milli eğitimden hukuki sistemlere, sanat hayatından eğlence müesseselerine varıncaya kadar birbirini nakzeden yüzlerce teşekkül ortaya çıkmış, kültürümüzün temel değerlerindeki aşınma ve karışıklıklar sonunda Türk aydını kimlik krizine düşmüştür. Arka arkaya gelen ilim, siyaset hatta spor bozgunları çarpık şehir hayatının şaşırttığı büyük kitleler milletimizin uzun zamandır yaşadığı çok ciddi buhranların neticeleridir.

Yani milletimize kendi ölçülerinin iade edilmesı ve onun fıtri kabiliyetlerine meydan açılması gerekiyor. Artık, iyi niyetten bile doğsa, gizli hesapların uzun ömürlü olmadığı günümüz dünyasında Türk milleti bin türlü çelişkilerle -bazen şuurlu olarak- elini kolunu bağlayan mekanizmalardan kurtarılmalıdır.

Kubbealtı’nın 1989-90 seminer mevsiminde böylesine mühim bir sosyal yaraya neşter vurması elde edilecek faydanın büyüklüğüne ve hayrına inanması sebebiyledir.

Programa şöyle bir göz atan dostlarımızın derhal görecekleri gibi bu sene ilim ve fikir hayatımızdaki görüşlerin hemen büyük bir kısmını kürsümüzden dinlemek mümkün olacaktır. Aydınlarımız, aynı vatanda birbirinden ayrı milletler gibi yaşamanın daha nereye kadar devam edeceğini düşünmek zorundadırlar. Uzlaşma ve anlaşma anafikri blokları bile yaklaştırırken Türkiye’nin en temel meselesi zaten çok az sayıdaki  yetişmiş, vatan ve kültür endişesine sahip samimi elemanlarının düşman kardeşler gibi davranmaya devam etmesi değil midir?

Fikir ayrılıklarımız milli hayatiyet işareti sayılmalı fakat bazen zulüm derecesini bulan resmi gayr-ı resmi, çelişkilerimiz de artık görülmeli ve lütfen çözülmelidir.

Dolayısıyle programın ilk neticesi Vakıf kürsüsünde yan yana gelmeyi kabul eden aydınlarımıza karşılıklı konuşabilme imkanının açılmasıdır.

Ve biz burada konuşmacı olmayı kabul eden değerli ilim ve fikir adamlarımıza günümüzün bu acı gerçeğini dile getirdikleri için şükranlanınızı sunuyoruz. Onlardan Vakfımızın en mühim ricası ikili çekişmelerden ziyade acıda olsa hakikatleri dile getirmeleridir. Vanlacak neticeler ve açığa çıkacak gerçekler, ileride şartların müsadesi halinde kitaplaştığı takdirde yapılan hizmetin çapı daha iyi görülecektir.

Biz akademik bir kültür kuruluşuyuz ve maksadımız hata sevap cetvelleri tutmak değildir. Gayemiz milli irfanımıza, insanımızın ve devletimizin geleceğine ışık tutmak, gücümüz ölçüsünde katkıda bulunmaktır.

Saygılarımızla …

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s