Ufkumuzda Doğum Sancıları

Sait Başer, “Ufkumuzda Doğum Sancıları”, aynı adlı Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1990-1991 Açık Oturum Programı Takdim Yazısı, İstanbul, 1990, s.1-4.

Bir müddetten beri Türk milleti, tarihinin ve milli karakterinin tabii seyrini bilenleri şaşırtan ciddi bir tezatlar devri yaşamaktadır. Hele son asırdaki barış devri zarfında en çok milli kültür sahalarında mahiyet değiştirmeyi hedef alan gayretler gündemde tutulmuş ve bu çabalar ise tamamen Batı’yla bütünleşme ana fikrine bağlanan garip bir milliyetçilik düşüncesine gore yönlendirilmiştir. Gerçek manada kendine gelme, kalkınma ve milli varlığı canlandırma siyaseti yerine, bugün yanlışlığı bir çok sahada itiraf edilmiş, pek çok sahada da reddi ilmen imkansız hale gelmiş sathi ideolojik saplantılardan yakın tarihimiz geçilmez olmuştur.Bir tarihten sonra oynanan demokrasi oyununda ise halkın tercih ettiği zihniyet ve kadrolar ancak o ideolojik zeminde söz hakkı elde ettiklerinden, ciddi neticelere ulaşılamamış, maalesef milli enerji uzun süredir heba olmuştur.Yirminci asırda dünya dengeleri bir kaç defa yeniden kurulduğu halde biz ya yerimizde saymak veya gerilemek zorunda bırakılmışızdır. Başlıca sebep ise Türk’ün tarihi şahsiyetine kavuşmasını önlemeye yönelik komplolar ve bunu görmeyen -görmemezlikden gelen –aydınları-mızın tutumudur. Nüfus, coğrafya, tabii imkanlar, tarih ve kültür birikimi bakımından dünyanın ilk birkaç milleti arasındaki Türklüğün halihazırdaki durumu elbette ki düşmanlarımızın başarısı sayılır.

***

Yukarıdaki gerçekler muvacehesinde Kubbealtı‘nın yirmi senelik akademik faaliyet geleneği milli kültürümüze yönelik olarak sürdürülmüştür. Geçmişi olmayan bir gelecek mümkün müdür? Şüphesiz hiç bir geçmiş de tekrar ihya edilemez. Onu ancak “bugün”ün gözlüğüyle, değer hükümleriyle anlarız. Zaten normal şartlar altında “bugün”, geçmişin yekunu olarak düşünülürse, geçmişe bakmak, bir yeniden durum muhakemesi mahiyeti taşır. Gerçi bizde “normal şartlar” aksamıştır; fakat son senelerde aydın yelpazemizdeki kendine geliş umut vericidir. Eğer her konuda yüzde yüz mutabık bir aydın kitle beklemiyecek ve genel durumdaki müspet ağırlığı kafi sayacaksak, zamanla ortaya çıkacak fiili durumlar, geri kalan ısrarlı menfi zümreyi ister istemez ya bize katılmaya veya toplum içinde bir kör barsak gibi kalmaya mecbur ve mahkum edecektir.

Dolayısıyle artık kendimizi ispatlamak için yapagelmekte olduğumuz savunmalardan, aşağılık duygusundan uzaklaşmalı; kendi gerçeklerimiz ve tezlerimiz doğrultusunda bir geleceğe yönelmeliyiz.

Evet, henüz kültür sahasında eksiklerimiz pek çoktur. Ama kültürün azameti düşünülürse, eksik daima bulunacaktır. İstikbale yönelmek mevcut eksiklerin tamamlanması gayretlerinin bırakılacağı manası da taşımaz. Hatta şimdi ağır aksak giden çalışmalar, müşahhas neticelere ulaşma ümidinin hedef alınmasıyle daha da ehemmiyet ve şevk kazanacaktır.

Geleceğimiz sadece kendi gayretlerimizle kurulacaktır. Artık Doğu yahut Batı tercihli aydın zümrelerimizin, dünyanın umumi dengelerindeki gelişmeler sebebiyle bize hiç bir taraftan sabit destek verilmeyeceğini görmüş olmaları gerekiyor. Dünyamızda bloklar sadece geçici tehlikeler karşısında kurulan mevzii menfaat gruplarıdır. “Batı” diye statüsü sabit bir dünya yoktur. Bu husus yalnızca iki Almanya’nın birleşmesi karşısında en çok kaygılanan devletlerin yine batılılar arasında bulunmasıyla sabit olmuştur.

Keza NATO ve AT de, Doğu Bloku’ndaki çözülme dolayısıyle esastan değişikliklere uğramaktadır. Sürat gerçekten baş döndürücüdür. Geçen seneki program girişinde “bloklar arası uzlaşma” dan söz etmiştik. Bugün Doğu Bloku erimiştir. Mevcut siyasi birliklerin ne şekil alacağı meçhuldür. Doğu Bloku’ndaki gelişmelerin bir benzeri İslam dünyasında olacakmış gibi görünüyor. Yani mevcut durumu dikkatle takip etmekle birlikte, değişen ve daha da değişecek bir dünyada varlığımızı sürdürmenin tek yolu kendi geleceğimizi derhal kurmaya başlamamızdan geçiyor.

Türkiye doğusunda ve batısında meydana gelen bu sosyal ve siyasi depremler karşısında bir taraftan ciddi zararlara uğramak tehlikesine maruzdur, diğer taraftan da Orta-Doğu, Türk Dünyası, Balkanlar kaynarken bunlara kayıtsız kalmama durumu ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Sözün kısası Türkiye yakın tarihindeki en ciddi yol ayrımına gelmiştir. Yürümekte olduğu yolun ilerisinde tatsız emrivaki ve tehlikeler bekliyor. Diğer taraftan yeni gelişmeler, ciddi riskler taşımakla birlikte fevkalade imkanlar ve geçmişimize, karakterimize yaraşır bir gelecek vaad etmektedir.

Vakfımız bu noktada yaşanan sıkıntıların bir doğum sancısı olmasını temenni etmektedir. Dertlerimizi bölüşmek, birlikte yaşayacak milli hassasiyeti kazanmak o dertlerin devası olacaktır.

Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı manevî kurucusu ve mütevellîsi merhuma Samiha Ayverdi’nin tensip ve onayı ile Sait Başer tarafından projelendirilip gerçekleştirilen Ufkumuzda Doğum Sancıları başlıklı 1989- 1990 açık oturum programı:

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s