Neden “Türk Münevverinin Müşterek Fikir ve Îman Zemîni” ?”

Sait Başer, “Neden “Türk Münevverinin Müşterek Fikir ve Îman Zemîni” ?” ,Türk Münevverinin Müşterek Fikir ve Îman Zemîni, Hazırlayan: Sait Başer, İstanbul, 1988, s.5-7.

“Ayağımızın altından zemin kayıyor!” sözü, son senelerde memleketimizin kültür hayatıyla ilgilenen, cereyan halindeki kültür ve ahlak erozyonu karşısında elem duyan pek çok vatan evladından işittiğimiz bir deyim haline gelmiştir. Bu, maalesef doğru bir tespittir. Gerçekten de, zaman zaman bastığımız toprağın ayağımızın altından âdeta çekildiğini hep hissetmez miyiz?

*     *     *

Her türlü beşerî davranış ve ortaya konan eserin başlangıçta bir fikir yahut duyguya dayandığı nasıl inkâr olunur? “Kuvveden fiile çıkmak” dediğimiz oluş bunu anlatır. Fert planında da “kuvve”; fikirler, değer ölçüleri ve hislerdir.

Cemiyetlerin yükselişleri, bu kuvve’nin insicam ve kuvvetine bağlıdır. Birbirini nötrleştiren yönlere doğru hareket ettirilen cemiyet potansiyellerinin, yükselmek bir yana, gerileme sebebi olduğu açıktır. Hele müesseseler dünyasında yaşayan günümüz toplumları için, her biri ötekini nakzeden düşüncelere dayanılarak kurulup yaşatılmaya çalışılan bir takım teşekküller elinde ilerlemek mümkün mü?

Artık “Bilgi Çağı” diye anılan zamanımızda, toplumlara önayak olacak zümreler ister istemez yine münevverlerdir. Türkiye bu kaidenin dışında kalamaz. Ancak, maalesef Türk aydınları kaskatı kamplara ayrılmış durumdadır. Halkının değer yargılarına saygılı, fakat çağa da açık aydınlara ihtiyacımız ne kadar büyüktür!

“Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi kendi milletinin ölçülerinden sapmadan kalkınmak ve dünya milletleri arasındaki yerini almaktır. Yani bir numaralı meselemiz kalkınmaktır. Bu noktada “kalkınma” ve “müesseseleşme” devlet hayatında yapışık ikizler gibidir. Çünkü aslında devlet de bir müessesedir; kendisini meydana getiren müesseseler manzumesi içinde bir “merkez müessese” hüviyetindedir.

Kervansaraylarımızın, an’anevî Türk misafirperverliğine dayanarak bina edilip asırlarca yaşaması gibi; müesseseler, ait oldukları milletin müspet, istikrarlı haslet ve faziletlerine dayanırlar; ancak bu sayede uzun ömürlü ve verimli olabilirler.

Fakat millî hasletlerdeki mâhiyet ve mânâ birliği, istikrar, millet fertlerinin tamâmında hakim olan müşterek fikir ve iman zemininin eseridir. Nitekim mazimizin parlak devirlerine dikkatle bakarsak görürüz ki, o zamanlar bütün milletçe olduğu gibi münevverler tarafından da kabul edilmiş, yaşanmış, devlete temel teşkil etmiş bir ortak fikir ve iman zemini vardı. Eski müesseselerimiz arasındaki gaye birliği, verim yüksekliği ve bilhassa bugün eksikliğini kuvvetle hissettiğimiz devlet-millet kaynaşmasının temeli o zemine yerleştirilmişti.

Elbette insanların yaratılışları, bünye ve mizaçları birbirlerinden farklıdır. Fertlerin fikir ve iman dünyaları diğer insanlarla yüzde yüz intibak halinde değildir. Bu tabiidir. Ancak fertlerde aynı milletin mensubu olmanın getirdiği bir çok birleşme ve iştirak noktaları vardır ki, bunlar bir arada mütalaa edildiği takdirde müşterek bir zemin teşekkül eder. Bir takım yenilenmeler bu zemin için de mukadderdir. Fakat yeni nesillere esas unsurlarını kazandıracağımız bu zemin, aynı zamanda milli canlılığımızın teminatı olacaktır.

Aslında millete bu zemini tanıtıp kazandırması gereken müessese milli eğitim mekanizmasıdır. Ama, milli eğitimimiz maalesef bu işi bir türlü hakkıyla yerine getirememiştir. Çünkü iş başına geçen her kadronun kendisine has fikirleri vardır ve kadrolar değiştikçe politikalar da değişmiştir. Dolayısıyla, mevzu milli eğitim de olsa işi görecek olan zümre nihayet münevver zümresidir ve bu noktada devlet demek adeta münevver demektir.

1986-1987 konferans programımızı “Türk Münevverinin Müşterek Fikir ve İman Zemini Nedir? Suali çerçevesinde meydana getiren açık oturumlar serisi şeklinde tertipleyişimizin sebebi budur. Kubbealtı böylece asırlık kargaşalıklar içindeki fikir dünyamızın, son senelerde girdiği kendine geliş vetiresini göz önüne alarak, mütevazı bir adım atmayı düşünmüştür. Çünkü bu açıdan bakıldığı takdirde yapılacak ilk iş, münevverlerimizin fikir ve iman anlayışını tespit etmek ve ancak ondan sonra, bu tespitler ışığında bütün diğer meselelerimizle birlikte milli eğitim meselesine dönmek olmalıdır. Dolayısıyla senelerdir şikâyetçi oluğumuz halkımızın devletine ve münevverine karşı küskünlüğünün önü alınmış olacaktır. Ayrıca, tamamen ilmî usullerle yapılmasına gayret ettiğimiz böyle bir çalışmanın, müesseseleşme ve istikbale doğru atacağımız adımlar için de sağlam bir zemin meydana getireceği ümidindeyiz.

*     *     *

Fakat biz bir kültür kuruluşuyuz. Bir takım hata-sevap cetvelleri tutmak mevkiinde değiliz. Vazifemiz milli irfanımıza gücümüz ölçüsünde katkıda bulunmaktır. Yaptığımız çalışmalar mesul mevkilerde vazife yapan kadrolara ışık tutar, onların kararlarını daha bir isabetle vermelerine yardımcı olursa kendimizi bahtiyar addederiz.

Saygılarımızla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s