Genelkurmay’ın Dergisinde Ufuk Bağışlayan Bir Makale Hakkında

SEZER,Emin, Önce Vatan Gazetesi, İstanbul, 29 Ekim 2007, Cumartesi, s.2
Dr. Emin Sezer

Akademik hayatta, özellikle sosyal sahada araştırmanın bir konu çerçevelemesi düşünülmeden tasarlanması, konulara eğilinmesi elbette düşünülemez. Uzmanlaşmanın teşekkül sebeplerinden en önemlisi de bu çerçeveleme ihtiyacı olmalıdır. Ne var ki konu çerçevelemek, varlık aleminin ve hayatın genelliği ve bütünlükçü işleyişi bakımından çok önemli bir zaaf sebebine de dönüşmektedir. Her sosyal olgu bir toplumsal realiteler yekununun eseri olarak vücut kazanmaktadır. Ele alınan konu küçük de olsa kendisini meydana getiren yapıcı elemanlara doğru halka halka genişlemek ve bütün varlık içerisinde anlamlı bir yer işgal etmek durumundadır. Dolayısıyla işlenen başlık genel çerçevenin darala darala özelleşmesiyle biçimlenirken, anlamını ise dışa açılan halkalarla kuracağı ilişkilerde bulur. Bizdeki alan uzmanlıkları ne yazık ki bu genel – özel ilişkilerini kavrama çabasına pek itibar etmemektedir. Ele alınan dar çerçeveler adeta mutlaklaştırılarak sosyal olaylardaki yapıcı alt elemanlara doğru analitik, hüküm ve sonuçlara doğru sentetik yaklaşımlar, olmazsa olmaz değerlerine rağmen, yeterince dikkate alınmamaktadır. Ne, ne zaman, nerede gibi soruların cevapları araştırılırken bilhassa nasıl ve niçin soruları çoğunlukla yokmuş gibi davranılmaktadır. Bu tutum, hepimizin şiddetle tenkit ettiğimiz skolastik anlayışın dogmatizmine yol açıyor.
Hüküm vermekten kaçınan araştırmalar giderek “eskilerin hikayeleri”ni tekrar eden bir literatüre dönüşmektedir. Dolayısıyla günü ve toplumun yarınki ihtiyacını ıskalayan hastalıklı bir akademizm, bilimsel platformlarda serazat, monolog yapabiliyor.Bu ızdırap verici bilimsel metodoloji(!)yi hayli ayrıntılı işleyerek okuyucunun üzüntüsünü şiddetlendirmek mümkün. Bilim adamının toplumsal geleceği sağlıklı bir zeminde inşa etme görevini kesinlikle ifa etmeyecek, hatta daha doğrusu edemeyecek bir zihniyete mahkumiyeti, didiklendikçe okuyucunun gelecek ümitleriyle oynanmış olur. Halbuki bizim amacımız bu yazıyla okuyucunun moralini bozmak değil; bir sosyal diriliş ümidi bulduğumuz gerçek bir çalışmayı kutlu bir müjde gibi verebilmektir.Genelkurmay Başkanlığımız adeta tarihi misyonunu hatırlar ve hatırlatır biçimde Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları arasında Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu adına 38 ülkede dağıtımı yapılan Uluslararası Askeri Tarih Dergisi’nin 87. sayısını üstlenmiş ve basmış bulunuyor. Dergide Türk Ordusu ile Türk Kültürü arasındaki ilişkileri irdeleyen, tanıtan önemli yazılar var. Dergide İlhami Durmuş, Saadettin Gömeç, Erdal Yurdakul, Hülya Toker, Yusuf Halaçoğlu, Yusuf Sarınay, Halil İnalcık, Ömer Turan, Ahmet Tetik ve Zekeriya Türkmen gibi birçok değerli imzanın makalelerini görüyoruz. Yazıların her biri dikkate değer. Bizim sevincimize ve bu sevinci sizinle paylaşmak istememize sebep olan araştırma ise değerli kültür ve düşünce tarihçimiz Sn. Sait Başer’e ait.”Medeniyetin Ordusu veya Ordunun Medeniyeti” başlıklı bir yazı bu. Daha önce Gök Tanrı’nın Sıfatları, Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre, Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı, Toplumsal Aklı Anlamak gibi her biri gerçek birer tez ortaya koyan ve fikir hayatımıza mal olan eserleriyle tanıdığımız Sn. Başer, bu yazıda yetkin ve tam bir disiplinler arası çalışma örneği sergilemiş. Bir metinlerarası okuma yapmış.

Bu makalede Sait bey bir yönüyle anlamanın coğrafi, iktisadi ve kültürel temellerine inmiş; bir Türk anlama ve inanma modelinin olabileceğini göstermiş. Yazı yeni bir yaklaşım sonucu önümüze açtığı bu teziyle heyecan verici. Genellikle toplumumuzu: “Etrak-ı bi idrak” diye nitelendirmekten zevk alanların küçümseyici bir tavırla “Türk aklı!” dedikleri bir kavramın gerçekten mevcut olduğunu gösteriyor. Ama binlerce yıllık toplumsal mesai sonunda bir  uyumcu titizliğiyle örülmüş, defalarca elde edilmiş cihan hakimiyeti tecrübeleriyle doldurulmuş, sürat kavramına endeksli; değiştiren, dönüştüren ve toplumu hikmete kanatlandıran bir akıl bu. Belli ki kavramı küçültmek isteyenler, aslında olağanüstü enerjik bir değerin yeniden harekete geçmesini önlemek adına bunu yapmışlar…

Başer şöyle diyor:

“…..Ataya saygı ve hizmet Kut kazanmanın en önemli sebeplerindendir. Türk atasözleri bu toplumda baştan beri birer davranış ilkesi görevi yüklenmişlerdir. Bu yaklaşım Türk düşünce hayatında önemli bir işleve sahiptir. Modern hermenötik anlama ve kültürün tarihselliğini yirminci yüzyılda kuvvetle ilan etmiştir. Gerçekten anlama, anlamlandırma ve yeni çözümler üretme imkanı olarak tecrübe birikimi vazgeçilmez değerde malzememizdir. Dolayısıyla Türkler’in atalarına gösterdikleri saygı, toplumda tarih bilincinin ne kadar önemsendiğini ve “yeni durum”lara o birikimi harmanlayarak yürümenin kazandırdığı millî devamlılık ilkesine verilen değeri tespit ediyor.”

Diğer yandan kültürdeki herhangi bir elemanın nasıl harekete geçtiği, nelere sebep olduğu ve niçin yeniden farkedilmesi gerektiğine çarpıcı örnekler buluyorsunuz. Bir at motifinin Türk kültüründeki yaratıcı rolü, yukarıdaki hükmümüzün isabetini ispatlar biçimde gösterilmiş. Attan örgütlenmeye, beslenmeye, devlete, Türkçeye ve hatta düşünceye sıçrayan ve tarihi Türk dinamizminin gerekçesini gösteren; ama bunu bilimsellikten taviz vermeden yapan bir yaklaşımla karşılaşıyoruz. Coğrafya ve iklimden toplumsal anlamaya, ekonomiye, siyasete doğru açılırken, sözün kaçınılmaz bir biçimde “Türk inanma modeli”ne ve bu modelin rasyonalitesine sıçradığını görüyorsunuz. Yazar bu makalede bize yeni bir Türk tarih kurgusu teklif etmektedir. Buna göre tarihimizin yekpareliği ve kültürel özdeki kaybolmayan belirleyici devamlılık önemle göz önünde tutulmalıdır. Bu kurgu bize yaratıcı bir Türk prototipi de göstermektedir ki günümüzün Türk kimliği tartışmaları bu bağlamda mutlaka tekrar gözden geçirilmek zorundadır. Felsefe, siyasi tarih, kültür tarihi, sanat tarihi, Türkçe nosyonu, din tarihi… verileri ışığında; bir devlet felsefesi eşliğinde Türk tarihinin nasıl bir kopmaz akışla İslam öncesi – sonrası ayrımı olmadan ve bir hikmet tahtında gerçekleştiği iddiasıyla karşı karşıyayız.

“…..Burada derinden bir bakışla yaklaştığımızda, Türk kültüründe karşımıza adeta genetik kodlamaya benzer başka bir yapılanma daha çıkar: Eski Türkçe’de şehir anlamına gelen orijini Türkçe yahut diğer dillerden alınma Balıg, Kent, Şar gibi birkaç kelime var. “Ordu” kelimesi bunlardandır. Evet!.. Ordu kelimesi eski Türkçe’de “başşehir” demekti. Yani Araplar’ın “Medine” dedikleri. Bilindiği gibi medeniyet kelimesi Medine’ye gönderme yapılarak oluşturulmuştur. Batı dünyası aynı kavramı “civilisation” kelimesiyle adlandırmaktadır. Civilisation kelimesi, sivilleşme-sivilleştirme süreci olarak anlaşılabilir. Sivil, asker olmayan demektir. Yani Batı dünyasının mantalitesinde, medeniyet ile askerliğin bağdaşmadığı kabulü yatar görünmektedir. Tabii biraz Batı tarihi bilen herkes bu adlandırmada bir çifte yüzlülük bulacaktır. Ama en azından dıştan bakıldığında Batılı entellektüel, asker veya askerî olandan bir barbarlık ve zulüm zuhur ede geldiğini düşünmüş. Barbarlık yani gayr-ı medenîlik yani ilkellik, yani hak-hukuk tanımama…Halbuki medeniyet kelimesinin kökündeki şehir kavramı adaleti, incelmiş insânî yaklaşımları, refahı, ilerlemeyi, zevki, huzuru temsil etmekteydi. Yani Batı dillerindeki sivil kavramı gayr-ı askerîlik; Arapça’daki Medîne kavramı ise, şehirlilik vurgusu taşıyordu….Batılı entelektüel kendi tarihi tecrübesi bağlamında askerin, üst sınıfların bekçi köpekliğini yapmasından hareketle askerliği barbarlık ve ilkellikle eş değer görmekte mazur sayılabilir. Arap da bedevîye göre şehri daha insanî bulmakta haklıdır. Ama varlığını toplumun Töre’ye olan inancından, meşruiyetini de Töre’ye bağlılığından alan Türk ordusu için adalet, varlık, devam ve beka şartı idi…..

….Ordu şehrinde, hakanın yanı sıra, yukarıda Toy bahsini işlerken söylediğimiz dokuz kişilik “Buyruklar Heyeti” (Bakanlar Kurulu), yargı sistemi de faaliyet gösterirdi. Devrin en muktedir şairleri, düşünürleri, sanatkarları, bilginleri bu çevrenin doğal unsurlarıydı. Türk dilinin en üstün telaffuzu bu çevrelerde şekillenir, musikînin en makbul örnekleri bu çevrede muhatap bulur, icra edilir, bedelini alırdı. “Hazerde ve seferde” hükümdarla birlikte hareket eden, dünyanın en etkili elitleridir bunlar. Türk kültür tarihinin tanınmış isimlerinden çok büyük bir kısmı bu çevrenin mensubu hatta yetiştirmesidir. Oğuz Destanı’ndaki Uluğ Türük’den Orhun Kitabeleri’nin editörü Yolluğ-Tigin’e, Ali Şir Nevâî’ye, Meragalı Abdülkadir’e, İbn-i Sînâ’ya, El-Birûnî’ye, Ali Kuşcu’ya, Mevlânâ’ya, Muhyiddîn Arabî’ye kadar….”

diyen Başer, Oğuz, boy örgütlenmesi, ok – yay sembolizmi, Kut, Töre, bilgelik, toy, könilik(adalet), şehir hayatı, göçebelik, Türk Müslümanlığı, Maturidilik ve varlığın birliği esaslı tasavvuf gibi bir takım kavramları temele alarak bir toplum, tarih ve felsefe okuması yapmaktadır. Ulaşılan sonuçlar bağlamında günümüzün yaklaşımlarına yöneltilmiş son derece ciddi birtakım eleştirilerin bulunduğunu da eklemeliyiz:

“Askerlik bir canını ortaya koymak mesleğidir. Dolayısıyla bir asker, neyi koruduğunu, canını neden ortaya koyduğunu, ne veya neler uğruna savaştığını kesin bir şekilde bilmek zorundadır. Aksi halde hiçbir zorlama gönüllü serden geçtiliğin etkisini yaratamaz. Bilmenin de ötesinde uğruna savaştığı değerlerden en küçük bir şüphe duymayacak derecede emin olacağı bir inanç taşımalıdır.

Tarihte görülmektedir ki, Türk askeri gerek zahiren, gerek ruhî formasyon itibariyle istenen alt yapıya sahiptir. Başarısının sırrı da budur. Mustafa Kemal Paşa’nın Anafartalar’da “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” komutunu verdiği zaman bu emrin sebebi zahirdeki imkansızlıklardı. Ama buna rağmen o asker komutanına itaat etmiş, tereddütsüz canını ortaya koymuştu. Anafartalar zaferi, o ruhî formasyonun zaferidir. Mustafa Kemal Paşa, o birliğe henüz tayin edilmişti. Yani hazır bir alt yapıya hükmetmekteydi….

Türk Ordusu şüphesiz ölmesini bugün de biliyor. Bu hüneri kurumun genetiğindeki gaza ve cihat kodlarında aramak, Türk neferindeki derin adalet duygusunu, o baş koyuşun gerekçesi saymak kaçınılmazdır. Tabiiki reel-politiğin farkına varmak, komuta heyeti için vaz geçilmez değerdedir. Zaten hüner, adalet arayışını o acımasız reel-politiğin merkezine yerleştirmek değil midir?

…..bu fedâi kurum, önce kendi varlığını, sonra da koruduğu toplumu yaşatabilmenin çareleri üzerinde sürekli arayış halinde bulunmalıdır. Kendisine ölmeyi emredeceği askerin, bu kokuşmuş dünyada komutanına dönüp “ne adına, kimin için” sorularına muhatap olmamak için onun ruhî ve kültürel formasyonunu canlı ve güncel halde tutabilmeyi seferden önce hazarda iken halletmelidir. Bu ise, sentetik formüllerle olmaz. Mensuplarını ve personel kaynağını tabii ve kültürel kodları içerisinde mütalaa etmek gerekir. X ila XVI. Yüzyıllar arasındaki büyük şahlanışın arkasındaki yeni ile gelenekseli imtizaç ettiren başarılı felsefî stratejinin günümüz dünyasında bir bakış açısı yöntemi olarak kullanılması, şayânı itibâr bir tekliftir. Ancak, X. Asır dünyasındaki çok sayıda müfrit anlayışa rağmen kendi geleneği ile yeninin buluştuğu bir terkip yaratma işi, toplumuna yabancılaşmamış bir entellektüel tabakayla gerçekleşmişti. Bugün Ordumuz aynı fikrî desteği aydınlarından bulabiliyor mu? Kurumsal geleneğin gücü kurumun moral cephesine daha ne kadar süre katkı yapabilir?” Yukarıdaki ifadeler bağlamında bakarsak, bu yazıda gerçek bir eleştirel yaklaşım da sergilenmektedir.

Böyle bir yazıyı adeta bir özeleştiri yaparcasına bu resmi yayın organına alabilen askeri yetkililerimizi, başta ATASE başkanı sayın Korgeneral Eyüp Kaptan olmak üzere, ilme ve fikre gösterdikleri derin saygı ve takdir için gerçekten tebrik ediyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s