Sorular ve Cevapları

Şükür ve hamd ediyoruz Allah’ın verdiklerine daima, bunu nasıl anlamamız gerekiyor?

Sait Başer: Ya vermedikleri? Asıl vermediklerine şükretmeli! Yoksa kemal yürüyüşü olmazdı. Dostluk, muhabbet olmazdı. Makam denen şey anlamaktan ibaret güzel kardeşim. Hamd etmek ise kendi noksanlığını idrak üzerinden, o noksanlığı giderecek mükemmele bakmak değil mi? O noksanlığı giderecek mükemmele bakmak gerek. Bakınca anladığın zaman noksanlık fikren tamamlanmış oluyor… Aranan ruhî kemal ise, matlub ele geçmiş oluyor. “Bütün”lüğü yani Tevhid’i bir hamlede görmek çok olağanüstü istidatlara has. O sebeble bir “Bilge”nin perspektifine gözünü ayarlayıp, onun gördüğünü görmeye çalışagelmiş insanlık.

İstidad sınırlı gibi görünür başlangıçta.

Aslında “anlama”larımız arttıkça istidadımız da genişliyor sanıyorum. Yani insana kemal yolunu şart koşan, onun hakiki cevherindeki vüsati de biliyor.

Ancak bu “genişleme” adamına göre şartlar ve zaman istiyor elbette. Rıza ve şükür niyetiyle bakınca her taraftan hayır görürsünüz…

Bunu gerçekleştiren cenneti bu dünyada bulmuş mu olur efendim?

Sait Başer: Evet efendim. Herkes kendi halinin mukabelesini yaşar işte.

İslam tasavvufu ile uzak doğu bilgeliği arasında büyük bir benzeşme soz konusu olabilir mi efendim?

Sait Başer: Uzak Doğu düşüncelerinde “adalet” fikri yoktur. Ayrıca reankarnasyon fikrine itilen kitlelerin direnme güçleri hiç olamamıştır.

Bir insanın yolunu bulabilmesi için ezelden ona istidad verilmiş olması mı gereklidir efendim?

Sait Başer: Tüm hayat tecrübelerimizin hepsi biricik ve sırf yaşayana has! Orijinal bir “kitap”, yani “okumak” lazım değil mi? Yaşamak, yaratarak yürümektir. Her an bir kararla yaratılışa katılmıyor muyuz?

Düşünceden başlıyarak fiil ve niyetlerimizin yaratıcısı biziz. Bu yaratıcılık, bizde varlığını izhar eden ve aslında bizde yaşayan Hakk’ın tasarrufu aynı zamanda.

Yani hakikatte “yaşayan” Cenab-ı Hakk.

Her bir tecelli, kendine düşen o Hakk ile var ve yaşar.

Bu yaşamada biz izafi benlerimizi varlık sanmakla O’ndan nasibimizi göremiyoruz.

O ise daima yaratarak devam ediyor.

Ve tekrarsızca, hep orijinal ve taze olarak.

Bir gördüğümüzü aslında “aynen” bir daha görmüyor, bir duyduğumuzu bir daha duymuyor, yediğimizi yemiyor, sevdiğimizi sevmiyoruz. Her an taze, her an yeni!

Peki efendim bu yolda aşk nedir?

Sait Başer: Can cana bir sevgide, şeriatın muhafazası! İşte buradaki en önemli hazım yeri.

Evet! Şeriata hürmetten asla çıkılamaz.

O halde, hem herşeyini sevdiğin için ortaya koyacak, hem de herşeyini Hakk namına koruyacaksın.

“Hakk namına” diye, tüketen sahte ocakları da unutmamak ve her an dikkatli olmak gerek.

Ama bu sahteliklere bakıp “yol”un nimetlerini reddetmek de olacak iş değil.

Hem verecek aşık nesi varsa, hem de verdiğini Hakk’a vermek dolayısıyla emanet olarak kendisini muhafaza edecek.

Ölmeden evvel ölmek bu noktada bu çizgiye sadakat olacak.

Ne öyle ne böyle, hem öyle hem böyle yani. Müslüman daima “arada” durur zaten.

Korku-ümit, dünya-ahret, varlık-yokluk, tenzih teşbih… arasında ve “teyakkuz”da!

Terazi bir tarafa ağdırdığı an sırat köprüsünden yuvarlanmış olursun… !

Nefs insanı taaa seyr-i sülukunun sonuna kadar bırakmaz… nefsler her an bir çatlak bulup yapıya sızmak isteyecekler.Bu sebeple her an teyakkuz hali diyoruz …

Hem sevgini kainata sığdıramıyacaksın, canan bellediğine bir an vuslat için bin can vermeyi kabul edeceksin, hem de Şeriat-i Peygamberi’ye hürmetini asla kaybetmiyeceksin…

Ya Aşk’a nefs kurban edilir, yahut nefs aşkı katleder!

Denir ki:

“İnsana bu kapıya geldiği zaman bir “aşk hil’ati” giydirilir. Bu hil’at onda iken nefsin işini bitiren kolayca yol alır. O Hil’at üzerindeyken nefs zor nefes alır. O hil’at alınmadan işini bitirene ne mutlu”

Eğer hil’at alındığı zaman nefs bütün zırtabozluğuyla sırıtıyorsa!.. İşte asıl “müflis” odur.

Peki efendim; salik heva ile olan ilşkisini nasıl düzenleyecek? Netice itibariyle o da bu dünyada yaşayan bir aciz kul…

Sait Başer: Nasıl “nefs”, bütünle ilişkisinden gafil bir “aşk kıvılcımı” ise ve nefs de Hakk’ı harice atıp, bencil bir hırsla tesirini-gücünü büyütme derdinde bir karakterdeyse, bu kavramı da o bağlamdan görmek lazım. Parçayı asıl sanınca, o “parça” adına isteklere de heva deniyor. Tabiatıyla heva ne kadar etkili ise Tevhid idrakine de o derece uzaklaştırıyor insanı.

Yoksa bütün sevgiler O’ndadır ve O’nadır. Aradaki fark, Tevhid esaslı hissedemeyişte..

Hevalarımızla, aslında temiz yönelişleri kirletir, imanın önünde engel yaparız.

Tabii bu esnada derin bir ayrılık huzursuzluğundan da kurtulmak imkanını kaybederiz.

Helaller ve haramlar bu zeminde anlamını buluyor.

Tevhid’e engel olan, parçalayıp nefsi firavunlaştıran herşey haram

Aksine Tevhid’e götüren ve nefsin egoizmini küçülten şeyler ise helal oluyor.

Sevgiyi anlamada hareket noktasını nasıl anlayacağız efendim?

Sait Başer: Suya atılan taşın etrafındaki dalgaların halka halka yayılması gibi, her şeyde sevgini büyüteceksin.

Merkezdeki sevgisini koruyabilirse insan, o ufuklar onu bekliyor.

Sevgiyle anlamak, Tevhid’e giden en emin yoldur.

Öfke ve menfi duygular ise kesret üretir ve kaosa sevk eder.

Seven kusur görmez. Öfke nefret, haset vs. ise daima kusur üretmeye sevk ediyor.

Kusur ve kesret aynı ksr kökünden geliyor.

Tevhid mükemmeliyete, kesret kusur ve acze yol açıyor.

Niyazi-i Mısrî Hz.leri der ki: “Önce ben O’nu istediğimi sanırdım, meğer O imiş asıl isteyen!”

Ama bazen kötü şeyler de oluyor hayatta, sevgiden muaf haller sanki?

Sait Başer: Allah hep güzel işler yapar da, biz nefsden bakınca o güzelliği göremeyiz.

Kesret mantığıyla bakınca Vahdet görülemez ki!

Peki hocam Toplumsal Aklı Anlamak kitabınızda “insan dışındaki canlılar, sanki tabiatın kendilerine sunduklarıyla yetinen bir kanaatkarlık göstermektedirler…” diyorsunuz. Oysa insan dışında sevgi ve muhabbet duyan canlı var mıdır? Her durumda insan nasıl gafil olur bundan?

Sait Başer: Hayvanlar aleminde bizdeki gibi ruh unutması, aldanması veya kendindekine yabancılaşma hali yok. İnsan parçalı algıya yenikken, kendi özünü ve alemi nefse göre anlıyor. Bu ise nefsin özündeki Hakk’ın nitelikleri olan tamlık ve ekmelliği o “parça” adına maddi iktidarla elde etme yanılgısını doğuruyor.

İşte bu mağlubiyet kişiliği ile yeniden tanrısallık istiyor, Yine aynı nokta o zaman, nefs engeli, akıla da engel gönüle de engel…!

Firavunlaşmalar hırslar tamahlar buradan besleniyor unutmayalım…

Akıl o “öz”ün hissiyatına tabi bir imkan. Ancak kuvvetli şoklarla parçada bütünü görürse akıl da Tevhid etmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor.

O şok herkesde aynı olmuyor. Kimisi bir kayıpla, ölümle, kimisi bir mağlubiyetle, kimisi ise aşkla uyanıyor.

Çoğunluk ise uyanamıyor ne yazık ki…

Bir varlıktan tecrid edilmiş “kral tanrı”dan torpil bekliyor insanlar. Bazen bu torpil bekliyenler en koyu dindarlardan bile çıkabiliyor. Ama “uyanmamış” dindarlar!

Oysa herkes kendi geleceğini kendi inşa edecek.

Hayat bunun için.

İnsanlar için elleriyle hazırladıklarından başkası yoktur der ya!

Tanrı sendeki “öz” ile zaten baştan her şeyi vermiştir.

Burada vahdet devreye giriyor sanırım, vahdet-i vücud…?

Sait Başer: Kul ile Rab iki ayrı varlık değil .

Kulluk, cüziyyette olma hali ve bilinci, Rabblik ise o cüz’ün bütünde olarak ve kalarak mümkün olduğunu anlayınca ortaya çıkan üst şuur.

Bu tabii yapı sebebiyle de piyangocu müslümanlıklar abes!

Yani sürekli bir gelecek inşa ediyor herkes. Sonra o geleceklerle karşılaşınca da şaşkınlıkla hani büyük ikramiye, diye döğünüyorlar.

“El eli yıkar, el döner yüzü yıkar” der ya halk atasözümüz. Hayatın asıl yüzü bu.

Manası da maddesi de dahil.

Nasıl akıl gönül ikiliği bir yanılsama ise, madde mana ayrımı da bir yanılsamadır. Madde manadır, mana madde!

Madde ve mana durmadan birbirlerine dönüşüyorlar sürekli….

Ama her attığın taş, söylediğin fikir, dönüp seni bulur. Etme bulma dünyasıdır yani.

Bumerang gibi, attığın her adım sana döner.

Ahret bundan hariç değil.

Burda kurulan anlama modeline olan iman, ölünce de devam edeceği için, ölenin neye inanarak öldüğü önemlidir.

Bu durumda hasta, sıkıntılı, muhtaç insanları nasıl değerlendirmek gerekiyor efendim?

Sait Başer: Dünya bağımlılığıyla var olmak fikrine şartlı, nefsine Hak penceresinden baktıramadan ölen adam, gene dünya mahkumu olarak kalır. Al sana cehennem!

Burda asıl olan inanma ve anlamalarımızdır. Bedenler değil.

Bir kötürümün bahtı bu manada bir olimpiyat şampiyonundan daha parlaktır…!

Başımıza sonradan gelen sıkıntılar peki efendim?

Sait Başer: Allah daima mühlet veriyor. Sonuna kadar ve sayısız defa. Bela daima “geliyorum” der. Feraseti olan görüp rotasını düzeltir. Olmıyan ise, ilahi ikazı ciddiye almaz, başına gelenden de şikayet eder.

Bu durumda teyakkuz yine giriyor devreye, bakış ve değerlendirmelerimizde de hocam değil mi, çünkü nefs konuşuyor sürekli?

Sait Başer: Her müsbet hasleti de kullanmaktan bir an tereddüd etmez bu nefs denen bela.

İçimizde kötülük potansiyeli bulunması ihtimal değil, gerçektir.

Hiç şüphe etmemeli ve ipin ucunu bırakmamalı. Nefsin varlığı ve mahiyetini görebilmek ne devlettir…

Yani dertlerimize de nefsden feragat ederek bakmaya mı çalışacağız?

Sait Başer: Çile hayatın en değerli öğreticisi.

Rabb ismi (terbiye edicilik) çileyle ulaşıyor insan idrakine.

Ve tabii tövbe geliyor akla hemen? Nedir tövbe?

Sait Başer: Yaşarken tövbe etmeli ve tövbeye sadık kalmayı da niyaz etmeli…

Tövbe, asıl öznemiz olan Elest Bezmi’ndeki saf ruhaniyete geri dönmek demektir.

Yani aslında “Ölmeden evvel ölmek” tövbenin gerçeği. Tövbe-i istiğfar, hem o safiyete dönüş, hem de Gufran-ı İlahi’ye iltica etmek demek.

Ancak Elest Bezmi’nin vakti yoktur. Olsa nasıl “dönülür”?

O meclis el’an kurulu duruyor. Tövbe, şu anki “Ben senin Rabbin değil miyim?” sorusunu duyunca “dönme hali’’. Burdaki “duymak” ise Tevhid hakikatinin anlaşılması ve ona bağlı olarak egoya sırt dönülmesi demek. Gene efsaneleştirmemek lazım.

Mümin korkuyu da yaşıyor ama bu yolda? Hatta bazen korku ağır basıyor, doğru yolda mıyım diye?

Sait Başer: “Mü’min korku ile ümit arasında durur” diyor ayet.

İman “arada durmak” demek bir bakıma. Bu bir gerilim yaratıyor elbette. Ama bu gerilimden doğuyor ahlak da, fikir de, medeniyet de…

Hep şükürde kalarak bir mümin dengede duracak o zaman öyle mi efendim?

Sait Başer: Tevhid sırrı rıza halinden bakılmadıkça çözülmüyor.

Sabır bile değil. Sabırda, “istenmeyen”e katlanma boyutu saklıdır. Asıl olan rıza!

Beceremezsen sabır. Ama sabır, faili Hakk görememek riskini içinde taşıyor.

Peki efendim kitabınıza ve topluma dönersek, her şey gün gibi açıkken insanlığa Hakk yolunda; bunca güçlü inanç sistemleri varken nasıl oluyor da altı doldurulmamış, sadece bilimsel yaklaşımlar ya da bir avuç kadar olan pozitivistler koskoca insanlığı tehdit eder hale gelebiliyor, ve bugünkü hali alıyoruz?

Sait Başer: Bir “sosyal hipnotizma” yapıldı ve bu devam ediyor.

Medya!

İnsanın inanmayla ve çileyle elde ettiğini “görmek” seviye gerektiriyor. Buna, sürekli beyin yıkama ile imkan verilmiyor.

Efendim af nedir?

Sait Başer: Af etmek, insandaki o Öz’e hayatiyet hakkını iade etmek demek. Tövbe de O’na geri dönmek zaten.

Resim neden günah sayılır efendim?

Sait Başer: Her an bir yeni haldeki Hakk’ı bir anlık bir tecelliye sığdırma ahmaklığına yer bırakmamak için. Bir mazharı mutlaklaştırırsa Bütün’e aşinalık olamaz. O bütün ki, her an başka! Bu zaafın farkında olana göre değil bu mesele elbette.

Hakk dan gayrı olanı insan neye göre ayırd edebilir? Ve salik iken nefsi halen uyanık ise bu durumda yolunu nasıl bulacak hayata karşı hocam?

Sait Başer: İtidal, dengede kalmak demek. Dünyadaki en dinamik kavram budur. Mümin teyakkuz halinde olmalıdır, derken Hz. Peygamber sırat-ı müstakim anlamına da gelen bu kavramın canlı tutulmasına işaret etmekteydi. Miskinlik değil, bilakis, tam bir uyanıklık ve aksiyon halidir itidal. Yılanı tanımak, koynuna almamaktır itidal!..

Hakk olmayan yok. Sen Hakk’da durursan tabii.

Hak olmamak, nefsini O’na rağmen ve karşıt bir mahiyete bağlamaktır.Tabii ki Tevhid asla bozulmaz. O tür bir bağlayışın sahibi mahrum kalır, öyleleri alemin düzeni bakımından Tevhid’e hizmet ettiğini bilmez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s