Yabancı Dille Eğitim Konusu Bir Sistemin Parçasıdır

Sait Başer, “Yabancı Dille Eğitim Konusu Bir Sistemin Parçasıdır”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, Sayı:3, İstanbul 1992, s.27-29.

 

Türkiye’de büyük bir oyun oynanıyor. Türk halkı kendi aydınlarına henüz kavuşabilmiş değil. Neredeyse asra yakın zamandır Türk kültürü gayet sistematik bir siyâsetle mecra değiştirmeya zorlanıyor. Alfebesinden mûsıkîsine, mîmârîsinden hukûkuna kadar Türk medeniyeti gözlerden uzak tutulmaya çalışıldı. Sosyal değişme, toplumlar için mukadderdir. Ancak türkiye’de olup bitenler, Türk milletine rağmen, Batı destekli resmî devlet ideolojisiyle tahakkuk ettirilmiş bir kültür ihtilâlidir. Olay sâdece mevcut kültür birikiminde yapı değiştirme zorlaması olarak kalmıyor. Aynı zamanda Türk halkının tabiî muhakemesini değiştirmeye de yöneliyor. Bu iş için eğitim sistemi kullanılıyor. Diğer dünya milletlerine göre çok zengin, unsurları kendi içinde tutarlı ve insanlık âilesine gayet orijinal huzur reçeteleri sunabilecek olgunluktaki kültür birikimimizle temâsımız kesilmiştir.

Harf İnkilâbıyla başlayan, dil inkilâbıyle devam eden, din eğitimini tamâmen yasaklayan, Türk sanatlarını ve mîmârîsini eğitimden kaldırmakla yetinmeyip, güftelerdeki mesajlardan rahatsız olarak mûsıkîmizi reddeden zihniyet, bu tedbirleri tamamlamak üzere mitoloji ve Latinceyi mecbûrî ders yapmıştır. Edebiyatımızı horlamış; tarihimizi, muhtevâsı Batılı dostlarımızca tâyin edilmiş ilkel bir Orta Asya çerçevesi içinde sunmuştur.  Buna rağmen Orta Asya dönemiyle ilgili olarak yapılan araştırmalar neticesinde, zamanla resmî ideolojiyi rahatsız edecek dinamikler ortaya çıkınca da bu defa “Anadolu Medeniyetleri” hikâyesine sarılmıştır. Son zamanlarda sosyalizmin iflas bayrağını çekmesiyle bu seferde cinsellik ve rock fonunda tertiplenmiş garip bir “Evrensellik” tezine sarılmışlardır.

Özetle Türk’ü aslî kimliğinden koparacak her şey bu zümrenin baş tâcıdır.

Bu satırları okuyan bâzı resmî ulemâ mutlaka çok sevinecek: “-Demek ki maksad hâsıl oldu, arzuladığımız sonuca ulaştık!” diyeceklerdir. Maalesef haklıdırlar, zira müstemlekecilerin alenî sömürgelerinde bile cesâret edemedikleri işler, sosyetemizin  arasında yaratılmış bulunan mistik bir moda ve yabancı dilin  statü belirleyici bir niteliği kazanmasıyla, Türkiye’de Türk isimli okumuşlarımızca yapılıyor. Artık yüksek ve orta eğitimden vaz geçtik, kreşlerde bile İngilizce eğitim başlamıştır.

Bir yabancı dil öğrenmenin gereğine inanmak başka, bütün eğitim sistemini yabancı dil esâsına bağlamak çok daha başka bir şeydir. Bütün öğretimi yabancı dille yapar duruma düşmek, hakîkatte korkunç bir yok oluş işâretidir. Çünkü dil, zımnen bir milletin dünya görüşü, kâinâtı kavrayışı ve muhakeme sistemidir aynı zamanda…

Kendi dilini, kültürünü ve tabiatıyle insanını öğrenememiş, onları ilkel diye kabul etmiş, onlardan utanan; bir batı dili öğrenmekle Batıyla özdeşleşip bu utançtan kurtulabileceğini sanan  bir yığın insan bugün Türkiye’de aydın sayılıyorlar. İçinden çıktıkları halkın bütün değer yargılarını küçümseyen, âdetâ Batı adına kendi insanlarını yargılayan, hattâ mahkûm eden (üstelik hangi Batı?) bir zümredir bu…

Boğaziçi Üniversitesi gibi Amerikalı medeniyet elçilerinin kurup ta bize hediye etmek lütfunda bulundukları, hem de İngilizce eğitim yapan; geçmişinde misyoner papazlar tarafından irşad edilmiş nice şöhret bulunan bir üniversitede oruç tutan bir öğrenci de ne demektir? Aktüel dergisinin 2. sayısındaki haberden öğrendiğimize göre bu gerici müslüman Türkler mutlaka ehlileştirilmeli, Amerikan kültürü ve İngilizce ile aydınlatılmalı, bu memleketin sâhiplerine çırak verilmelidirler. Abdest alan gençleri ürkütmek için aynı anda lavobalarda popo yıkayan ve boyunlarına haç takanlar tercih edilmelidirler.

Bilindiği gibi Kırım Harbi (1853-1856) sırasında Osmanlılar’a yardım bahanesiyle gelen Amerikan heyetinde bir misyoner papaz vardı: Hamlin Hall! Mr. Hiristifer Rinlender Robert Adlı Newyork’lu iş adamının desteğiyle, onun adına Robert Kolej’i kurmuştu. Bir de ideali vardı. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmek için attığı ilk adım olan Rumali Hisarı’na nazire yapmak. Bunun için de kolej binaları için gereken taşları Hisar’ın yapımında kullanılan taş ocağından (o ocağı bularak) çıkartmıştır. Tedrîsat İngilizce olacak, hocaları ise özel yetiştirilmiş papazlardan seçilecekti. Böylece İstanbul’u yeniden kendi kültürüne kazandıracaktı.

O Aktüel haberine bakılırsa manzara ortada.

Türkiye’deki gençlik için baştan başa tuzak hâline getirilmiş eğitim sisteminden ve yetiştirdiği bu yılgın, bu yabancı, bu mağlup aydınlardan utanç duyuyorum.

Hassâsiyetlerini hâlâ koruyanlara, koruyabilenlere gönül dolusu selâm.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s