Nermin Suner Pekin

Mehmet Nuri Yardım / Sanatalemi.net  16.07.2007

Bir yaz günü… 1974 yılı olmalı. Şair Faruk Nâfiz Çamlıbel, Nihad Sâmi Banarlı’nın Bebek’deki evinin çalışma odasına telâşla girer ve elindeki çantadan bir çok kâğıt çıkarıp şöyle der: “Yahya Kemal’i unutulmaktan kurtaran sensin. Benim şiirlerim de senindir. Aksi takdirde bunlar da unutulacaktır.”

Bu görüşmeden kısa bir süre sonra Han Duvarları şairi vefat eder. Çamlıbel’in cenazesinden dönen Banarlı hüzünlüdür ve arabada yanında bulunan Uğur Derman’a büyük bir teessürle, “Artık böyle kuvvetli şâirler çıkar mı acaba?” diye ümitsizce sorar. Ardından vefalı talebesi Nermin Suner’e döner ve “Herhalde öldükten sonra da beni hatırlayan olmayacak.” der. Bu sözlere çok üzülen Nermin Hanım, “Merak etmeyin Hocam ben sizin kaldığınız yerden devam ederek unutulmanıza izin vermeyeceğim” diye cevap verir. Ve hakikaten sözünde durur. Nihad Sâmi Bey’in vefatından sonra son bölümü yarım kalan Resimli Türk Edebiyatı Tarihi’ni tamamlar. Bununla yetinmez, hocasının hayatı, şahsiyeti ve eserleri üzerine bir kitap hazırlamaya başlar. Ne var ki ömrü, bu eserini görmeye yetmez. Bugünlerde İstanbul Fetih Cemiyeti, “Nihad Sâmi Banarlı” kitabını yayımladı. Banarlı hakkındaki ilk biyografik eser olma özelliği taşıyan kitap, Nermin Suner Hanım’ın hâtıralar, anekdotlar, mektuplar, şiirler ve araştırmalarla süslediği çok hoş ve istifadeli bir kitap. Hocasının vefatından sonra gazete ve dergilerdeki makalelerini toplayarak Said Başer Beyle birlikte kitaplaştıran da Nermin Suner Hanımdır. O, böylece sözünde durdu ve hocası Banarlı’yı unutturmadı. Bakalım, bizler Nermin Suner gibi idealist edebiyat hocalarını yeni nesillere tanıtabilecek miyiz?

Çeyrek yüzyıl önce Çarşıkapı’daki Karamustafapaşa Medresesi’ndeki sohbetlerde onu capcanlı ve hizmet aşkıyla dolu görürdüm. Minyon, yüzü ışıltılı ve mütebessim… Bu, müslüman Türk’ün bütün değerlerine sahip çıkan hamiyetli kadın Nihad Sâmi Banarlı’nın biricik talebesi Nermin Suner Pekin’di. Denilebilir ki, ömrü İstanbul Fetih Cemiyeti, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı ile Türk Edebiyatı Vakfı arasında geçmiştir.

1969 yılında Kemal Batanay ve Yusuf Ömürlü tarafından başlatılan, daha sonra Münir Nureddin Selçuk ve Câhid Gözkan’ın uzun yıllar hocalık yaptığı Kubbealtı musiki kurslarında edebiyât ve metin açıklamaları dersleri verirdi. Ömrünün son yıllarında ise Edebiyat Vakfı’mızda Osmanlı Türkçesi okutuyordu. Muhtar Tevfikoğlu ile birlikte Yahya Kemal Mecmuası’nı, Latifî’nin “Evsâf-ı İstanbul”unu neşre hazırladı. Nihal Nomer Karaman ile birlikte hacimli bir eser olan Temel Edebiyat Bilgileri’ni kültürümüze kazandırdı. Kubbealtı Akademi Mecmuası’nda “Ahmed Mithad Efendi’nin Türkçeciliği”, “Ömer Seyfeddin Ve Türkçe’nin Sadeleşmesi”, “XVI. Asırda Bir Adâb-ı Muaşeret kitabı”, “Kâmus-u Türkî Mukaddimesi Ve Şemseddin Sami”, “Gülzâr-ı Hakîkat”, “Evsâf-ı İstanbul”, “Aziz Hocamız Nihad Sâmi Banarlı”, “Milli Kültür ve Milli Terbiye”, “Yahya Kemâl’in Bitmemiş Şiirleri ve Neşre Hazırlanan Son Kitapları”, “Çocuk Edebiyatı”, “Yahya Kemal Külliyâtı’nın 13. Eseri”, “Doktor Kunoş’un Konferanslarından Notlar”, “Ferhad ve Şerife Hanım Hikâyesi”, “Ferhad Ve Şerife Hanım Hikâyesi”, “Tanzimat Devrinde Solculuğa Karşı Çıkanlar”, “Dil Tabiî Bir Varlıktır”, “Nihad Sâmi Banarlı’ya Mektup”, “Fevziye Abdullah Tansel Ve Bir Destan Toplaması”, “Ayverdi Mektebi”, “Yahya Kemâl’in Türk Evi Hülyası ve Aşkı ve Roman Denemesi” isimli makaleleri yayımlandı. Onun hakkında da Ahmet Güner Sayar ve Said Başer yazılar yazdılar.

1997 yılında Türkiye gazetesinin kültür sayfasını idare ediyorum. Mehmet Göze’den Nermin Suner Hanımefendiyle dil ve lugat üzerine bir görüşme yapmasını istedim. Mülâkat gerçekleşmiş ve Nermin hanım, Mehmet’e Kubbealtı Lugatı’nın hazırlanış mâcerasını ve İlhan Ayverdi’nin gayretlerini anlatmıştı. Konuşma 11 Kasım 1997 tarihinde gazetede yayımlanmıştı. Rahmetli edebiyatçımız, lugatın Türk dilinin bir keşmekeşlikten kurtarılması için yapıldığını belirttiği bu konuşmasında şöyle demişti:

“Dil tabii, canlı bir varlıktır. Bir toplum doğuşundan itibaren kendisine mahsus bir dile sahiptir. Dil insanlara Allah tarafından verilmiş bir nimettir. Bir dilin varlığını onu konuşan millet meydana getirmiştir. Dil bir milletin ruhudur. Dil sadece bir konuşma anlaşma vasıtası değildir. Varolduğundan beri onu konuşan milletin hususiyetlerini taşır. Bir milletin varlığını maddi ve manevi sahada geliştirecek canlı bir varlıktır. Şu halde herhangi bir tabii varlık gibi onun da kendi kanunları içinde gelişebileceğini düşünmek lâzımdır. Dilin yaşama ve gelişme kanunları kendi içinde mevcuttur. Bunlardan istifade etmek bu kanunları öğrenmek ve bilmek dilbilgisidir. Dilbilgisini biz suni olarak yapamayız. Bu kanunlar onun tabii bünyesi içindedir.”

Mülâkatın ilerleyen bölümlerinde dil ağacının hastalandığına dikkat çeken Nermin Suner Pekin, uydurma kelimelerin ve tasfiyeciliğin tahribatına da temas etmiş, eline kalem alanların bir kısmının dil ağacının dallarını kırdıklarını, yapraklarını kopardıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etmişti:

“Biz Türk dilinin devam eden ıstırabının sebebini bu dilin dünya dileri arasındaki mevkiin karakterini bilmemek ve hesaplayamamak gibi vahim bir hatada bulunmuşuz. Çünkü Türk dili herhangi bir dil değildir. Daha ilk oluşumundan beri bir imparatorluk dilidir. Her dil imparatorluk dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz. İslâm medeniyeti asırlarında ise Türkler dünyanın üç kıtasına hâkim olmuşlardır. Aldıkları topraklardan vergi alır gibi kelime de almışlardır. Böylelikle bütün ülkelere yalnız kılıç kuvvetiyle değil kültür kuvvetiyle de söz geçirmişlerdir. Bu topraklarda hüküm süren Türkçeleşmiş kelimeler, bizim zafer ve şan asırlarımızın canlı mirasları ve aziz hatıralarıdır.”
Bu mülâkatın yayımlanmasından kısa bir süre sonra Türk Edebiyatı Vakfı’nda bir Çarşamba sohbetinden sonra kendisiyle görüşmüş ve bir hâtıra fotoğrafı çektirmiştim. Yukarıda bahsettiğim röportajın yayımlanmasından 6 gün sonra yani 17 kasım 1997 tarihinde Nermin Suner Hanım Hakka yürümüş ve sevdiklerinin yanında, Merkezefendi Mezarlığı’nda toprağa verilmişti.

Nermin Suner Pekin, hayırlı ve vefalı bir talebe, millî edebiyatı âşık ve öğretmekten lezzet alan mübarek bir hocaydı. Görüşmesi sırasında Mehmet Göze’ye “Oğlum fazla ömrüm kalmadığını hissediyorum. Bir an evvel bana gel de sana eski Türkçe öğreteyim.” demiş. Nasip olmamış. Ama o, ömrünün son günlerine kadar yüzlerce belki de binlerce gence Osmanlı Türkçe’sini en mükemmel şekilde öğretmişti. Türkçe’nin büyük âşığı, Nihad Sâmi Bey’in efsanevî talebesi, güzel insan Nermin Suner Hanım biz de sizi unutmadık ve inanız ki, istesek de unutamayız. Çünkü hizmetleriniz her zaman, bilhassa edebiyat muhitlerinde sık sık konuşuluyor. Ruhunuz şad, mekânınız cennet olsun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s