İstiklal Marşımızı Anlamak, Bayrağımızla Yaşamak

Yusuf KILIÇ  / BOR HABER-NET        12 Mart 2012,

Birçok milletin milli marşı vardır. Bizim marşımızın adı bile diğerlerinden ne derece anlamlı olduğunun kanıtıdır.

Bir de bayrakla bütünlük gösterdiği zaman anlamların zirvesi.

Marşımızın anlamını gerçekleri ifade etmesi bakımından tekrar ele aldığımızda Türk milletinin tarihi seyir içerisinde kendisine yüklediği misyonun farkına varabiliriz.

Mustafa Kemal Atatürk yeni kurulan bir devletin bütün sosyo-ekonomik yapılanmalarını yaparken Osmanlı devleti ile bağlantılı bütün kurumların devamlılığını ortadan kaldırmıştı. Amaç çağdaş bir devlet yapılanmasını yaparak muasır medeniyetlerin üzerine çıkmak. Yalnız III. Selimden itibaren Osmanlı bayrağında yer alan motiflere dokunmamıştı. Evet. Yıldız, hilal ve Kırmızı renk. Bunlar Türk milletinin yüklediği anlamları ihtiva eden yegâne sembollerdir.

Bayrağımızdaki bu sembollerin anlamını bildiğimiz zaman Akif’in yazdığı marşın ise ne derece mükemmeliyet taşıdığı ortaya çıkacaktır.

Bayrağımızdaki yıldız motifinin taşıdığı anlam üzerinde yapılan en anlamlı ve gerçeği yansıtan yorumu, yıldızın ve hilalin ne anlamda olduğu Sait Başer hocam kitabında şu şekilde ifade etmiştir:

Bayraklar, aid oldukları milletlerin şahsiyetlerinin, misyonlarının, istiklallerinin alametleridir. Zahirde bir bez parçasına verilen büyük değerin sebebi budur. Aslında bayrağa saygı göstermek o milletin bütününe, istiklaline, devletine, imanına, saygı göstermektedir. Bazı bayraklarda ona sahip olan kavmin en derin tarihi tecrübeleri, varlıklarını sürdürüşlerinin sırları sembolleşmiştir. Yani bayraklar asla rastgele şekiller değildirler.(1)
Hilal’in İslam Dini’nin tevhid Ruhunu temsil ettiği hususu tartışılmazdır. Çünkü bu remiz, tarih boyunca İslam’ın sembollü haline gelmiştir.
Mesela Haçlı Seferleri’nde İslam’ın getirdiği Tevhid akîdesisinin timsali olarak kullanılmıştır. Haçlı seferlerinin diğer adı Hilal-Salip (Haç) mücadelesidir ki, Tevhid-Teslis mücadelesi manasındadır.

Yıldız’a gelince: İsmail Hakkı Bursevî’nin Ruhu-l-Beyan’daki nakline göre Hz Peygamber (S.A.V) Cebrail’e yaşını sorar, Cebrail ise: “Ben yaşımı bilmem”;bir yıldızı göstererek: “Belki yararı olur. Bu yıldız her yetmiş bin senede bir parlar. Ben bu yıldızın binlerce defa parladığına şahit oldum.” Der. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V); o yıldız kendisi olduğunu söyler. Ayrıca kendi sahabîsinin, her birinin bir yıldız gibi olduğunu belirten hadis-i şerifi malumdur.

Keza En Necm Sûresi’nde üzerine and içilen Yıldız’ın Hz Peygamber (S.A.V) olduğuna Hasan Basri Çantay ve Ömer Nasûhi Bilmem işaret etmektedirler.

Burada bayrağımızın üzerindeki Hilal ve Yıldız’ın aslında Kelime-Tevhid’i anlattığını söylemek icab ediyor.
Renkler Türk dünyasında olduğu gibi tasavvuf da bazı anlamlar ihtiva etmektedir. Kımızının ruhlar âlemini, Hakikati, Tevhid-i Zat şuhûdunu, Şahadetini ifade ettiği ise bir gerçektir.

Böylece bayrağımızdaki beyaz renk ile işlenen ay ve yıldız tevhidi, kırmızı ise bu tevhidin şehâdet makamından zuhurunu anlatan remizler olmuşlardır. (2)

Hatta yıllarca Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında yaşayan Tunus, Cezayir gibi devletlerin bayraklarında da bu remizlerin görülmesi Osmanlıya duydukları hürmetten ileri geldiği aşikardır.

Şimdi marşımıza bu çerçeveden baktığımızda Akif “ Korkma, Sönmez bu şafaklar da yüzen al sancak” derken Allahın kelamında buyurduğu gibi tevhid ruhunun kıyamete kadar bizzat Rabbimiz tarafından korunacağına işaret etmektedir. Akif bir İslam şairidir. Aynı zamanda millî.

Marşımızın yöneltilen eleştirilerden biri de “Bir milletin marşı nasıl Korkma ile başlar? Evet Akif burada aslında İslam tarihinde bir olaya işaret etmektedir. Yıl 622 Hz Peygamber (S.A.V) Mekke’den Medine’ye hicret ederken Serv Mağarası’nda müşriklerin mağarayı sarması üzerine Peygamberimizin (S.A.V) Hz. Ebubekir’e “Korkma! Üzülme, Allah bizimledir.” sözlerine telmihte bulunmaktadır. Mehmet Akif ise dünyada iman, ahlak ve adaleti üç kıtaya hâkim kılan ve Allah yolunda en fazla kan akıtan bir millete korkmamalarını söylemesi de bu olayın 20. yüzyıldaki tezahürüdür. Dün mağarayı çevirenlerle o tarihlerde Anadolu’yu işgal edenler arasın da bir noktada fark görmemektedir.

Adı Mehmetçiğe çıkan, kutlu hadisine mazhar olmuş bir millete, bayrağımızda Yıldız remzi ile temsil olunan Peygamberimiz (S.A.V) için,

“O, benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.” sözleriyle sahiplenmesi yaşadığı inancın bir yansımasıdır.

Gerçekten de Peygamberlik kıyamete kadar baki değil midir? Türk milleti de kıyamete kadar varlığını sürdürecektir.
Akif’teki derin duyguların yansıması bütün iştihamıyla her mısrasında hisseder ve hissettirmeye çalışır.. İlk kıtada kullandığı “şafak” kelimesi ile son kıtada kullandığı “şafak” kelimesi arasın da mükemmel bir bağlantı kurmaktadır. Şafak kelimesi güneşin batışı anlamındaki kızıllığı kastetmektedir. Ülke her taraftan işgal altında iken gerçekten de bir batış anındaki kızıllığı yansıtmaktadır. İlk mısradan son mısraya kadar bayrağa seranad şeklinde yazılan marşımızdaki son kıtadaki “şafak” kelimesi ise İlk kıtadaki anlamın tersi olarak güneşin doğduğu andaki aydınlık anlamında kullanmış, bir inanç olarak mutlaka bu milletin bu sınavdan başarı ile çıkacağı vurgusunu yapmıştır. Peki Âkif yanılmış mıdır? Asla! Bağımsızlık savaşı en sonunda kazanılmış, inançlı Âkif yanılmamıştır.
Bütün asil ruh ile Marşımıza dönüp baktığımızda her mısrasının Türk milletinin tarih sahnesinden çıkışından beri çeşitleri motifleri yansıttığının farkına varabiliriz. Demir dağları eritmesi, tarihi seyir içerisinde bu topraklar için dökülen kanların, İzmir’e çıkan –ki Anadolu’ya medeniyet götürüyoruz yaftası altında- Anadolu’yu işgal eden medeniyetin…
Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı’nı yazdırmasın diyen Akif’in duasının ardından, Allah bu millete marşımızla birlikte bayrağımızın kıyamete kadar derin manasıyla sürdürmesi duasını eklemek yerinde olacaktır.
Bayrak ve Marşımızın bütünlüğünün bozulmaması, bu noktada girişilecek hain emellerin asla gündeme getirilmemesi en büyük duamız olmalıdır.
Umarım bayrağımızın, bayrağımızla birlikte marşımızın anlamlı bir şekilde sahip çıkılması her Türk vatandaşının en büyük görevi olur. Bu yazıya ek olarak bir de Akif’in şahsiyetinden bahsetmek yararlı olacaktır.
BÜYÜK ŞAİR AKİF:

Bazı insanlar için bu tarihte burada doğdu bu tarihte burada öldü diye bir ifade kullanılır. İstiklal şairimiz Mehmet Akif için bu sözler ne kadar doğrudur sizce.

Bugün, yazdığı şiiri eserine koymayacak kadar ince bir ruha sahip Mehmet Akif Ersoy’u anıyor, İstiklal Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmesini kutluyorsak bu Akif’in ölmediğinin bir işaretidir. Evet, Akif ölmedi. Bu eser sürekli okunuyorsa, okurken de iliklerine kadar Türk milletinin mücadele ruhu canlandırabiliyorsa asımın nesli, onun ölmediğinin, en büyük kanıtıdır bence.

Akif bir Şahsiyet abidesiydi. İnandığı gibi yaşayan. Zulüm, haksızlık karşısında hep dimdik durmuştu. Hani bazı insanlar vardır ufak bir menfaat gördükleri zaman şekilden şekle giren. Akif mi, zerre kadar bir menfaat için eğilmemiştir. Gelin bunu, Akif’in en yakın arkadaşı bizlere ifade etsin. Mithat Cemal Kuntay derki: “Hiçbir kapı, altından geçerken Âkif’i eğilmeye mecbur edemedi.” Akif eğilmedi. Karakterinden, fikirlerinden, şahsiyetinden ve sanatından asla taviz vermedi.
Dedik ya, doğruluk onun prensibi. Yazdıkları ile doğrulardan bahsetti, kalemini oynatırken de gerçekleri yazdı.

Muzdaripti. Yalnız, muzdaripliği kendi hayatındaki yaşadıkları ile asla ilgisi yoktu. Milleti, milletinin maddi ve manevi dünyası yıkılırken, devleti, tek dişi kalmış canavarların hain emelleriyle yıkılma tehlikesi karşısındayken, nasıl gülebilirdi.

Bülbül şiirinde, Yunalı bir komutanın Yıldırım Han’ın mezarını tekmeleyip, tükürmesi karşısında haykıran da oydu. Ecdadına karşı saldırılara ise asla izin vermiyordu.

Yetiştiği ruh iklimi “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” demiyor muydu? Paraya ihtiyacı olduğu halde, yirmi yıllık meslek hayatına, arkadaşının uğradığı haksızlık üzerine, istifa ederek son veriyordu.

O, İstanbul halkına, Boğaz tepelerindeki romantik köşklerden değil, sefaletin içinden ve aynı seviyeden bakmıştır.

Sabah evden çıkıyor, mahallesinde, öksüz, 13 yaşındaki Hasan’ın, babasının ölümüne sebep gördüğü, annesi ve kardeşinin geçimi için yüreğinden büyük bir küfenin altında ezilişini dile getiriyordu. Zıtlıklar içerisindeki İstanbul’a, çocuk dünyasına hisli bir bakış.

Akşam eve geldiğinde, Seyfi Baba’nın hastalandığı haberini alıyor, ziyaretine gidiyor, elinden bir şey gelmemesinin üzüntüsü içerisinde, birkaç kuruş bırakmak istiyor ama cebinde parasının olmadığının farkına varıyordu. Üzüntü ile şiirinde “Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!” dizesiyle iç geçiriyordu. Yoksulluk karşısında biçare ve yaradılışça gamlı insan.

Milli mücadele döneminde ayağında çarık Anadolu’yu karış karış gezen ve Anadolu insanını kurtuluşa çağıran da oydu.

Çanakkale Zaferi kazanılmıştı. Devletin en ücra köşelerine zafer telgrafları çekilmişti. Akif Mısır dönüşü bu zaferi El Muazzam istasyonunda almıştır… Orada bulunanlardan biri haberi duyunca Kuşçubaşı Eşref Beyin boynuna sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamağa başladı. Bu hıçkıran vatanperver, yüreği yanık memleket evladının adı, Mehmet Âkif’ti… ve kalabalık arasından sıyrılıp hurmalıklar arasında ağlayan Mehmet Akif’in kaleminden Çanakkale’ye layık o büyük destan meydana geldi…

Soğuk Ankara günlerinde üzerine giyecek bir kabanı yoktur. Daha doğrusu kaban alacak parası yoktur Akif’in. Bu durumda bile, ilk başta İstiklal Marşı’nı ödüllü olduğu için yazmaktan çekinmiştir. Bir gece Tacettin Dergâhı’nda, aklına gelen mısrayı yazmak için kalem bulamayan ve bu mısrayı çiviyle duvara yazan da diriliş timsali Akif’ti.

Marşımızın Türkiye büyük millet meclisinde defalarca okunması ve ayakta alkışlanması sırasında, kafasını iki elinin arasına alıp mahcubiyetini gizleyemeyen ve utangaç tavırla dışarı çıkan da o.

Vatan hasretiyle yurduna dönen Akif’i bir fukara ölüsü gibi –ki Akif bundan övünürdü- sessiz ve gizlice gömmek istedikleri zaman, o zamanın çığ gibi kopup gelen gençliği tarafın tabutu, zafer gemisi edasında, omuzlar üzerinde götürülüp, Edirnekapı Şehitliğinde defnedildi. O gençlik, mezarı başında ve büyük ürpermeler eşliğinde birkaç kere İstiklal Marşı’nı okudular. Türk milletine, kıyamete kadar hak yolunu göstermeye devam edecek marşımızı.
Kaynak:
KABAKLI ,Ahmet – Mehmet Akif, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları
(1) BAŞER Sait , Türk İnanma ve Anlama Modeline Dair, İrfan Yayınları,sy.105,2011 İstanbul
(2) BAŞER Sait ,Türk İnanma ve Anlama Modeline Dair, İrfan Yayınları,sy.107,2011 İstanbul

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s