Tayyip Erdoğan’ın Ontolojisi

Sait Başer, “Tayyip Erdoğan’ın Ontolojisi”, Star-Açık Görüş, İstanbul, 11.07.2011

Ontoloji, felsefede diğer bütün disiplinlerin olmazsa olmaz zeminidir.

Varlık, hakikati itibariyle bu güne kadar hiçbir filozofun üstesinden geldiği bir konu değil. Dolayısıyla “ontos=varlık”a dair her türlü bilgimiz bir inanma temelinde, bir kabul üzerinde biçimlenmektedir. Bu kadar izafi bir konu olsa da “ontik algı” hem bilgi, hem ahlak, hem estetik hem de metafizik konuların tamamını ilzam eden, belirleyen bir ilk adım niteliği de taşır. Dolayısıyla çeşitli sanat, bilgi ve ahlak ekolleri, esas itibariyle geri plandaki, üzerinde vücut buldukları “ontolojik açıklama” bağlamında meşruluk kazanırlar.

Ontosa dair görüşün önemi, düşünmenin kaçınılmaz başlangıcı olarak bize Seyyid Nesimî’nin bir beytini hatırlatır:

İbtidalar ibtidadır ibtida,
İbtidadan hasıl olur intiha!..

(Başlangıçlar daima sonun belirleyicisidirler! Son, başlangıçtan doğar, elde edilir.)

Burada uzun boylu felsefe tartışmalarına girmenin anlamı yok. Ancak felsefenin her ekolü gibi, branşlarında da dayandığı “ontik algı”nın belirleyiciliği şüphe götürmez. Siyaset felsefesi de elbette bu kuralın dışında değildir. Sayın Başbakan’ın CHP’nin ontolojisinde problem görmesi bu bakımdan tam isabet kaydeden bir teşhistir. Özellikle varlık algısının belirleyici değeri bakımından.

Her siyasetin ‘onto’su farklıdır

CHP, 1920’lerde, 30’larda, 40’larda, kâh Durkheim’den, kâh Auguste Compte’tan, kah Mussuolini’den, kah Marks’tan esintilerle, küçük tanrıcıklar edasıyla, bir kültür ve millet yaratma hevesine kapılan ve milletimizin çocuklarının zihinlerini bilmem kaç kuşaktan beri bağlayan bir patolojik, kırk yamalı bohça zihniyeti temsil etmektedir. Toplumunun diline, dinine, örfüne, sanatlarına, hukukuna… muhaliftir. “Halka rağmen” halkçıdır, “tarihe rağmen” milliyetçidir, “Türk devlet geleneğini tahrip ederken” devletçidir, “milli ahlâk”ı buharlaştırırken, bürokratik oligarkları marifetiyle bir muhtevadan boşaltılmış toplumsal hayat önermektedir. Düşmanı Batıdadır ama o düşmanını Doğu’da arar…vb. Hiçbir zaman anlamamıştır ki, farklı ontosların siyaset felsefeleri de farklı olur. Farklı varlık algılarının bir arada bulunması halinde, içlerinden biri kazanıncaya kadar aralarındaki amansız mücadele bitmez, tükenmez. Osmanlı’nın Vahdet-i Vücut ile Vahdet-i Şuhut’un ontik ilkelerini birlikte yaşatma çabası, Eş’arî ve Mâturîdî itikatlarındaki ontik zeminleri koyun koyuna tutma hayali nasıl kendisini tükettiyse, bu CHP’nin yamalı bohça ontolojisinden de ancak bir tükeniş çıkacaktır.

Bundan zerre kadar şüphe yoktur.

Tabii konuya bazı dış mihrakların Türkiye’ye zaman kaybettirme, enerjisini tüketme stratejileri bağlamında daha anlamlı açıklamalar bulunabilir!.. Ancak burada önemli olan, Ankara’dan milletin yüzüne yüzüne “demokratik, halkçı” vs… söylemlerle nutuk irad edenler değil. Onlara hala yüzde 20 lerde de olsa inanabilenler…

Ancak ve ancak bizim derdimiz CHP değil!

CHP- Ergenekon- Demirel ekibinin ortak şaheseri olan Meclis’teki yemin boykotu kararı, iki ucu kirletilmiş değnek örneğini hatırlatıyor. Yapabilecekleri hiçbir ileri hamle kalmadığı için buldukları bu (güyâ) çözüm formülü, onları Meclis’ten toptan tardeden bir sonuç veriyor ve sistem, yüzyıldır yok etmeye çalıştığı Türkçü ve İslâmcı geleneğin parlemento grupları tarafından yürütülür hale geliyor.

CPH’nin bünyesi zayıf!

Mahpus vekilleri Meclis’e getirip yemin ettiremeyince kendileri de etmeyeceklermiş; ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir beyanına bakılırsa, yemin etmeden de vekillik yapabilirlermiş!..

Yemin metnindeki değerleri hiçe sayan bir CHP!!! Alın size bir “ontik problem” daha!

Bunların bu problemden rahatsız olmamaları ontolojilerine paralel bir ahlâk taşımalarındandır.

Tek çözümleri, Sayın Başbakan’ın onları kurtaracak hamle yapması!

Lisan-ı hal ile diyorlar ki; “Yeni çıkılmış bir örnek genel seçimin sonuçlarını çürütelim. Millete zehrimizi akıtmaya devam edelim istiyoruz; ama atak yapacak halimiz yok! biz bir intihar gösterisiyle size blöf yapalım. Bize bunun için fırsat hazırlayın. Suçumuza ortak olun. Sonra da bir kanun çıkarıp bizi kurtarın…”

Yani Tayyip Bey, milletin her kesimine kan kusturan, milyonların vebalinden korkmayan, fail-i meçhulleri önemsemeyen; Kürd’ünden Türk’üne, Alevî’sinden Sünnî’sine topluma asla saygı duymadan, toplum mühendisliğinde ısrar eden… Daha vahimi, bizzat Sayın Erdoğan’a sayısız suikastler hazırlamış ekiplere şemsiye tutanları affederse, o da kendi ontolojisini reddetmiş olacak ve millet de onu affetmeyecektir.

Bunları kurtarmanın ne kadar vahim bir mahiyet taşıdığını anlamak fazla da güç değil.

1950’de seçimleri kazandıkları vakit, merhum Menderes’in: “Devr-i sabık yaratmayacağız” deyip, CHP’nin tek parti dönemlerindeki zulümlerini görmemezlikten gelmekle ne kadar büyük bir siyasî gaf yaptığı tarihe mal oldu!.. Bedelini, 1960’ta, o CHP, Menderes’e ödetti. Ödetti de ceremesini bütün milletçe halâ yaşadığımız Ergenekon belâsının kökleri de ta o günlere kadar iniyor.

Benzer bir hatayı bugün Tayyip Bey tekrar edecek olursa, milletin ahının altından kalkamaz.

Böyle bir hata da Başbakan’ın ontolojisini bozar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s