Hilmi Yavuz’a…


Sait Başer, “Hilmi Yavuz’a Cevap” (Hilmi Yavuz, “Türk Müslümanlığı I-IV” Zaman, Şubat 1999) İstanbul, Mart 1999.

Sayın Hilmi Yavuz Beyefendi,

Sonuncusu 14.02.1999’da yayınlanan “Türk Müslümanlığı 1-4” başlıklı yazılarınızı okudum. Sn. Org. İlhan Kılıç’ın beyanatıyla kamuoyunun ilgi odağı haline gelen (veya getirilen!) bu konu hakkında yazılan yüzlerce yazı arasında olumlu-olumsuz görüş bildiren neşriyatı da imkanlarım ölçüsünde izledim.

Gördüğüm kadarıyla basındaki bu yayınlar birkaç grupta toplandı. Bir kısım kalem ve söz erbabı bu ismi, muhteva ve tarihî arka planına bakmadan mevcut durumlarını kuvvetlendirmek adına sloganlaştırdı. Bazıları “Türkçe ezan ve ibadet” konusuyla birleştirdi. Bir kısım sağ basın tamamen savunma reflexiyle “Olur mu öyle şey?..” anafikri(!) etrafında yazı üretti. Yine bir kısım aydınımız sırf başlıktan hareketle bu konuyu bir siyaset projesi ve “Amerikan sosyal psikoloji laboratuarlarında hazırlanmış şeytanî bir komplo” teorisi bağlamında değerlendirmeyi tercih etti. Bazı kalemler önce tasvib sonra red ve inkâr duygusuyla ve aktüel siyaset paralelinde görüş beyan ettiler.

Hasan Ünal, E. Ruhi Fığlalı, Durmuş Hocaoğlu, Nur Vergin, Mehmet Aydın, Beşır

Ayvazoğlu gibi bir çok değerli kalem ise konuya kendi ihtisasları açısından cidden önemli katkılarda bulundular.

Takdir edersiniz ki benim imkanlarım her birine cevap yetiştirmeye müsait değildir. Gerek maişet ve gerek sağlık problemlerim bana bu imkanı bağışlamıyor. Zaten yazılanların büyük çoğunluğunun muhatabı da değilim. Ancak sizin isim zikrederek şahsıma yönelttiğiniz tenkidleri ciddiye almamam Hilmi Yavuz’a duyduğum saygıya aykırı düşecektir.

Sn. Yavuz,

Siz Türk fikir hayatının gerçekten önemli bir elemanısınız. Tasavvuf ve felsefe eksenli şairliğiniz konumunuzu takviye ediyor. Mevcut itibarınızın uzun süredir devamına bakılırsa, yenilik ve değişime açık bir fikrî formasyona sahipsiniz.

Söz konusu yazılarınızın son ikisi benimle ilgili fikirlere tahsis edilmişti. Cevabını da yayınlarsanız memnun olurum.

Bu yazılarınızda iki husus dikkat çekmektedir. Bunların ilki benim yanıldığımı ispatlamaya dönük malzeme ve kurgu, diğeri ise bu kurguyu teşkil ederken zımnen benimsediğiniz fikrî zemin…

Birinci husustaki yönelişiniz bizim dile getirdiğimiz tesbit ve anafıkirleri çürütmekten ziyade bu ana fikrin tabiî olduğu, tarihteki durumun zaten öyle cereyan ettiği, Matüridî-Hanefi-Yesevî sac ayağına oturan anlayışın kesintiye uğramadığı; ancak kullandığım malzemede hatâ yaptığım istikametinde görünüyor.

İkinci olarak da gerek XVI. y.y. ile ilgili değerlendirmeniz ve gerek Zat-Sıfat konusundaki ifadeleriniz bizim dile getirdiğimiz anlayışı doğruluyor; ki vâkıâ da budur. Bu noktada yazılarınız tenkid görünümünde de olsa, esasta katkı sağlamaktadır. Bu örtülü katkınız için teşekkür etmeli miyim, bilmiyorum!..

Tenkidlerinizin zahirinde ise, sanıyorum aceleden, birkaç aksama bulunuyor. Aksamaların bir diğer sebebi ise konuyu bir kitap tanıtma röportajına dayandırışınızdır. İktibaslarınızı aldığınız ve “Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı” adlı kitabımızı tanıtan o röportaj, ne yazık ki hem bant çözümü hem de dizgi esnasında oluşan hayli hatâ ile basılmış bir yazıdır. Maalesef baskı öncesinde görme fırsatı bulamadım. Zât-ı alinize takdim olunmak üzere gönderilen kitabın elinize ulaşmaması dolayısıyla mahcubum. Sütun imkanlarınız sebebiyle mazur görülebilecek yer yer ve atlamalı -fakat röportajdaki konu bütünlüğünün kaybına yol açan- iktibaslar ise ayrıca okuyucu zihninde menfî tesir uyandırmış olmalıdır.

Sayın Yavuz,

O röportajda “Türk” kavramının nasıl değerlendirilmesi gerektiği ve kavmiyet fikrine dayandırmanın yanlışlığı hakkındaki beyanımızı kaale almadan, daha söze girerken kavmiyetçi bir din anlayışı öne sürdüğümüzü söylüyorsunuz. Bu haksızlıktır.

Keza İ. Gazalî’yi yeterince anlamadığım suçlamasını yöneltmişsiniz. Mümkündür. Öğrenmenin yaşı olmaz derler. Ancak Gazalî’nin düşünce tarihimizde felsefî kanalı tıkadığını en iyi bilenlerden biri de siz olmalısınız. İbn. Sînâ’ya ve onun şahsında “felâsife”ye dönük ve asırlarca süren tekfir mekanizmasının tek taraflı çalıştığı ortadadır. Baştan beri kamuoyu İbn. Sina’nın eserlerine aşina değil! Gazalî’nin bütün eserleri her seviye için sayısız alternatifiyle sunulurken, hâlâ İ. Sînâ’yı tanımıyoruz. Bu nasıl iştir? Aynı durum İmam Maturidî’nin eserleri için de söz konusu değil mi? Sn. Prof. Dr. Sait Yazıcoğlu’nun konuyla ilgili makale ve eserlerini topluca gördüyseniz aynı şikâyeti onda da bulursunuz, itikadî görüşleriyle Maturıdî birçok ilgili tarafından dahî bilinmiyor. Hüseyin Atay’ın “Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi (İst. 1983)” adlı eserinde Kelâm konusunun tek üstâdı olarak İmam Hasan el Eşarî gösterilirken, müderris silsilenâmelerinde İmam Maturidî Fıkıh imamı(!) olarak görünmektedir. Bu durumda zâhıren Maturidîlik devam ediyor sözünün kıymeti nedir?

Keza sizin hiç değinmediğiniz (Matbuat dergisindeki röportajda bu konu da anlatılmıştı) Tasavvuf bahsi de ciddiye alınması gereken bir öneme sahiptir. Kelâm konusunda olduğu gibi tasavvufta da aynı şekilde M. Arabî-A.Yesevî-H. Bektaş-H. Bayram-Mevlâna… anlayışlarıyla Ahmet Faruk Serhendî-Halid-i Bağdadî anlayışı arasındaki görüş farkları incelendiğinde daha da gergin bir yapıyle karşılaştığımız bir vâkıâ değil midir? Yani Hind ve Arap kültür çevrelerine göre terkib edilen anlayış ve zihniyetler ile Türk kültür coğrafyalarının muhatab kılınmasının yol açtığı “kültür değişmeleri” üzerinde yeterince durmadığımız âşikâr değil mi? Kendi kültür muhitlerinde tabiî olan anlayışlar, yuvalarından çıkınca aynı sonuçları vermemektedirler.

Sayın Yavuz,

Bu tartışma gayet verimli sonuçlara yol açabilir düşüncesindeyim. Burada sanılmasın ki yeryüzü kültürlerinin tanınmasındaki yararları reddediyorum! Ancak farklı gerekçe ve imkânların eseri olan anlayışların diğer toplumlara giydirilmesindeki mahzurları, 20.y.y Türkiye’sindeki aydınlar da görmiyecekse kim görecek? Şu Batılılaşma mâcerâmızdaki garip iktibas tembelliğinin yol açtığı kültürel kaos ve sizin çok haklı olarak yakındığınız aydınlarımızdaki “Oryantalist bakış” nereden çıkıyor?

Diğer bir konu; Şah İsmail ve Şîa tehdîdi karşısında bir yandan Erdebil kaynaklı Tasavvufî ekollerin (özellikle Halvetîlik) teşvîk edilmesine mukabil, öte taraftan da Şîa’yı şiddetle reddeden Eş’arî anlayışın takviyesi, ulemânın (Medresenin) aksi yönde motive oluşunun giderek tekke ile medresenin arasını açtığını görmemezlikten gelirsek problem hal mi olacaktır?

Değerli üstâd,

Ben çalışmamın hiçbir yerinde Ebussuud Efendi ile Çivicizâde ihtilâfına girmeye gerek duymadım. Sadece bir zihniyet takibi yapmaya çalıştım. Ancak Çivicizâde gibi Mevlânâ, M. Arabî ve Tasavvuf muhalifi bir zatın meşihat makamına tam da XVI. YY. üstünde getirilişi size ilginç gelmiyor mu?

Kadızâdeler konusunu abarttığımı söylüyorsunuz. Bu ifadede de bir zimnî teyid vardır. Ancak mazur görünüz ama zât-ı alinizin bu meseleye yeterince girmediğinizi düşünüyorum. Bu konuda Nâimâ’dan beri hayli bilgi var; fakat özellikle “Nıyazî-i Mısrî ve Tasavvuf Anlayışı” (Ank. 1998) adlı değerli eserinde Dr. Mustafa Aşkar bu konuda gayet mühim bilgiler sunmaktadır.

Zât-Sıfat meselesinin önemsiz olduğu hakkındaki beyanınıza cevap vermek istemiyorum. Kanaatimce Eş’arî ile Serhendî’nin görüşlerindeki örtüşme (bkz. “Hindistan’da İslâm Kültürü Çalışmaları” Aziz Ahmet, İst. 1995 s.264.) ve bu iki anlayışın elele verdiği Türk coğrafyaları hakkında araştırmaya ve düşünmeye devam etmek hepimizin ihtiyacıdır.

Ben, Hilmi Yavuz’un eklektik bir tavırla, işlemeye devam eden yaraların üzerini örtmek yanlısı olacağına asla ihtimal vermiyorum. Maksad kültür tarihimizi analiz edip tıkanıklıkları fark etmek ise, açılan yolu –bu günkü mevzîlerimizi korumak adına- tıkamak yerine, eksiklerini tamamlamak esas olmalıdır.

Ciddiyetiniz ve kaçak güreşmeyen yiğit edanız dolayısıyle kutlar teşekkürlerimi arz ederim.

Dr. Sait BAŞER                                                                                                                                                                     02.03.1999

(Bu cevabi bir yazıdır ve Sn Yavuz tarafından yayınlanmamış, benim gazeteyi mahkemeye vermem tavsiye olunmuştur. Biz de yıllar sonra da olsa bari kayıtlarda bulunsun diye yayınlıyoruz.  Sait Başer)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s