Yahya Kemal, Deizm, Hilmi Yavuz

Sait Başer, “Yahya Kemal ve Deizm”, Zaman, İstanbul, 20.12.1997.

 

Saygıdeğer Hilmi Yavuz’u, ülkemizde yaşanan aydın yabancılaşması karşısında ıstırap çeken bir kalem olarak tanırız. O, halkının değerler sistemine saldırma kompleksine düşmemek dirayetini gösterebilen ender sanatkarlarımızdandır.

9 Aralık tarihli Zaman’ın bu sahifesinde çıkan “Yahya Kemal Deist mi idi?” başlıklı yazısını okuyanlar, üstad Yahya Kemal merhumun masivaya dönük volk İslam’ı savunan, orijinal anlamıyla dini muhteva taşımaktan ziyade, mesela dini tabirleri dünyevi anlamlara kaydıran deist bir kişilik taşıdığı iddiasını cesaretle ileri sürdüğünü görmüşlerdir. Hilmi Bey, şairimizin imanı bir bilgi problemi olarak kabul etmediğini N.S. Banarlı’dan iktibasla söylerken, Yahya Kemal’in Osmanlı’da ideal estetik formunu bulan “İslam Medeniyetinin Şairi” niteliğini de teslim etmektedir.
Şairin deist olduğu iddiasına dayanak yaptığı araştırmacı ise, merhum Prof. Kaya Bilgegil’dir.
Bilindiği gibi sosyal bilimlerde ana kaynak, üzerine yapılan araştırmalarla geçerliliğini, hükmünü, değerini yitirmez. Aristo veya Yusuf Has Hacip üzerine yapılan çalışmalar onları kadük etmez. Araştırmalar, devirlerin önde gelen değer yargıları sebebiyle ve araştırıcıların eğilimlerine göre sübjektiviteden kurtulamazlar.
Kaya Bilgegil, Yahya Kemal hakkında kendince bir araştırma yapıp 1959’da yayınlamışsa artık Yahya Kemal’in orijinal ifadelerine ihtiyaç kalmayacak mıdır? Kaldı ki, bizim 1984’te yayınladığımız Banarlı’nın şair hakkındaki yazılarından derlenen Bir Dağdan Bir Dağa adlı eserde Yahya Kemal’in iman anlayışı hakkında Hilmi Bey’i haklı çıkarmayan uzun bir çalışma vardır. Keza Prof. Mehmet Kaplan, Prof. Mehmet Demirci, Prof. Süleyman Hayri Bolay, Doç. Mustafa Özbalcı gibi değerli araştırmacıların aynı konuda yazdıkları kitap ve makalelerle meseleyi aydınlatmışlardır. Son olarak biz, bu konuyu Kültür Dünyası Dergisi’nin Kasım 1997 sayısında ele aldık. Ama konu bitmiş midir? Hayır! Her nesil kendince aynı mevzuya eğilecek, içinden baktıkları şartlar gereği yeni anlamlar, yeni yorumlar çıkaracaklardır. Ancak ana kaynak zamanla değerini artıracaktır. Bilgegil daima tartışılabilir. Yahya Kemal’i Bilgegil’e tapulamak olamaz. Yahya Kemal’in imanı şairin eserlerindeki detaylarda ve umumi havada gayet açıktır. Burada İslam’ı uzaklara taşıdığı fikrini şaire mal etmek, Yahya Kemal’e rağmendir. Bir felsefeci olarak imanın estetik bir tavır olduğunu, bilgi problemine taşınamayacağını bilmesi gerekenlerden biri Sayın Yavuz’dur.
Şairin bütün şiir ve nesirlerinde ortaya koyduğu muhteva deizm iddialarına uymuyorsa ileri sürülen tezin asıl kastının ne olduğu üzerine düşünmek zarureti doğar. Eğer son günlerde Yahya Kemal eksenli bir Türk-Müslümanlığı topluma bir nefes borusu açmak istidadı göstermişse acaba kasıt, kurulabilecek sağlam bir toplumsal mütabakata hizmete mi dönüktür? Sorusunu sormak ve bu tartışmanın zamanlamasını sorgulamak hakkına sahip olmaz mıyız?
* * *
“Ezan-ı Muhammedi” şairine deist yakıştırması?.. Hz. Peygamber’i Şeyh Galib diliyle seven, öven bir şairi peygambersiz addetmek?.. Medeniyetin şairini o medeniyetin felsefesine, ekseni olan dine, kayıtsız, yabancı saymak?!.. Estetik konusuna vakıf bir felsefeci şair olan Sayın Yavuz, bu yaman çelişkiyi nasıl atlar? Yahya Kemal’i şiirini yazdığı medeniyetin özüne karşı samimiyetsiz bulmak, Yavuz’u kendi şiirlerindeki fikirlere karşı da bir propan tavır içinde bırakmayacak mıdır?
Eserlerini makul ve selim bulduğumuz Sayın Yavuz, bizce şaire kendisi bakmalı ve asla kendilerine yabancılaşmasına rıza vermeyecek olan okuyucularının gönlünü ferahlatmalıdır.
Yahya Kemal, “Vahdet-i Vücud” şiirinin şairidir. Okuyucusuna “birazcık ilah” olduğunu duyurmaya çalışır. “İthaf”ta daha ilk mısrada “fer almışken tulu’-ı kibriyadan” derken “kibriya” kavramını ulu peygamberler anlamına kullanır. “26 Ağustos 1922″de “Bu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi mısraındaki “Rab” İslam’ın Allah’ıdır. Delil: Son mısradır “Galib et çünkü bu son ordusudur İslam’ın” keza “Ezan-ı Muhammedi”deki,
“Ervah cümleten görür Allah ü Ekber-i
Akseyleyince arşa lisan-ı Muhammedi” mısraları düpedüz bir kelime-i şahadet hükmünde değil midir?
Yahya Kemal, deizmin pasif ilah anlayışını da taşımıyordu. Sürekli yaratmaya ve Müslüman’ın bu yaratmaya aktif olarak katıldığına inanıyordu. Örnek çok; ama şu iki mısra konuyu aydınlatmaya yeter:
“Yeter halat-ı hikayat-ı Şems ü Mevlana
Bir nice mihr-i dırahşan olur gönül gönüle”
“Masiva” tasavvufta Allah’ın haricinde kalanlar demektir. Bir tevhid medeniyetinin şairine bu niteliği teslim edilirken, ona aynı zamanda “masiva şairi” demek nasıl anlaşılacaktır? Varlığı Hakk’tan ayrı ve gayrı görmemek idrakindeki, itikadındaki dev şaire bu hüküm, büyük, pek çok büyük bir haksızlıktır.
Hangi deizm? Hangi masiva?
Sevgili ve saygıdeğer; dostluğundan zevk aldığımız Hilmi Yavuz Beyefendi’nin bu yazıda “maksadı aşan”, hissi ifadeler kullandığını düşünüyorum…..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s