Anlıyarak Barışarak Varlığı Birlemek

Tarih, din ve dil aslında birer nesnel varlık değil. Onlar insan muhakemesiyle temasa geçmedikçe yokturlar. İnsan dikkatine çarpıp anlam yüklenince ontik bir değer kazanırlar… Onların ayrıca anlamları da standart değildir ve standardize edilmeye ne kadar uğraşılsa da asla başarılamamıştır.
İnsan hürriyetini kendi eliyle birilerine vermedikçe o değeri kimse elinden alamaz. Anlamadaki “yaratıcı aktivite” görülemiyor bir türlü. Anlamadan teslimiyet(!)in, teslim olana(müslümana!) ne faydası var? “Teslim alanlar”a elbette bir “sürü” kazandırır da, teslim olana bir ömür kaybettiriyor maalesef. Tabiî (bu muhakemeyi imha eden) teslimiyetin tembelliğine talip olana söz yoktur. Eğer teslimiyet, İslam’ın Tevhid’ine dahil olmak, Tevhid’e ulaşma imkanı ise, o ulaşmada da “anlıyarak barışarak varlığı birlemek” bulunmalı değil mi? Tevhid, mutlaka aktif bir anlamayla halka halka genişlemek zorundadır. Ancak bu yolla Gerçek ve Bir olanın şuuruna ulaşılır, acizin kanaatince… Gerçeği anlamadaki “inşa” mahiyetini görmek ise “gören”in değerine eğilmeye yaramıyorsa yazık bize…
Bu küçük ukalalıkla hayırlı bir perşembe olsun, ancak ve sadece “anlayarak kendimizi bir şuur varlığına çevirdiğimiz”i göreceğimiz bir gün…

Edirne Tunca köprüsü ve Eski Saray’ın Adalet Kasrı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s