Hizmetsiz İbâdet , İbâdetsiz Hizmet..!

 Sait Başer, “Hizmetsiz İbâdet , İbâdetsiz Hizmet..!”, Star-Açık Görüş, İstanbul, 22.05.2011. 31.mayıs.2008.

“Tapmak” fiili günümüzde ibâdet etmek anlamına kullanılıyor. Bu kelime, dilimizin en eski devirlerinden beri kullanıldığını bildiğimiz bir sözcüktür. Bilge Kağan, Kitâbeler’de Töre’ye aykırı davranan İnel Kağan’dan söz ederken, “Tanrı’nın onun kutunu taplamadığını” söylüyor. Buradaki kullanım, “Taplamak” fiilindeki uygun bulmak, onaylamak anlamının olumsuzlandığı bir örnektir. Divânu Lugâti’t-Türk ve Kutadgu Bilig’de kelimenin muhtelif kullanımlarıyla karşılaşıyoruz. Tapmak fiili üç temel anlam taşıyor: Birincisi ibâdet, ikincisi hizmet, üçüncüsü bulmak. İlk anda ayrı ayrı mefhumların adıymış gibi görünse de bu üç anlam arasında organik bir bütünlük bulunduğu açık. Ayrıca kelimenin olumsuz kullanımlarında başka nüanslar da ortaya çıkıyor. Özellikle “Tapugsuz” kelimesi, Tanrı’ya isyan, dolayısıyla Töre tanımazlık, devlete itaatsizlik, topluma yararsız oluş anlamlarını içeriyor. Bu anlamların “Tapug” kelimesindeki bulmak, hizmet ve ibâdet anlamlarıyla ilgisi göz önünde.

Tabiatıyle bu zengin muhtevalı kavramın, hangi sistematik fikrî yapı içinde bu anlamları yüklendiği önem taşıyor. Şamanizm safsatasına itibâr etmeden, tevhid eksenli Töre dininde Kök Tanrı ile varlık arasındaki organik ilişkiyi hatırlamamız gerekir. Tanrı varlığın köküdür. Özellikle insanlık Tanrısal değer itibâriyle en üst perdeden bir idrâkin uyandığı gönül ocağında pişmektedir. Yanmak anlamındaki kömek fiilinden gelen gönül kelimesi, içinde Tanrısal varlığın bütün güzellik, kudret ve haşmetiyle doğmayı beklediği kutlu bir ocaktır ve Kut’un da mekânıdır. Gönüldeki yanma, gene Türkçenin güzel bir cilvesini söyleyelim, aynı zamanda “uyanmak”tır. Burada uyanan Tanrı’dır. Gönüldeki yanma, (insandaki) Tanrı’nın uyanması demektir.

Gönül bahsi derin bir konu. Bunu bir başka vesileyle konuşmayı umarak daha ileri gitmeyelim. Şu kadarını söyleyelim ki, “Tapug” (tapmak) eylemindeki aslî özne gönülün ta kendisi. Yani ister hizmet, ister ibâdet olsun, esasen her iki faaliyette de, taklitlerine itibâr etmeden bakarsak, istenen şey bir buluştur. Varmak fiilinde hareketin içindeki var oluş gibi…

Töre, insandaki Tanrısal cevher olan Kut’un ortaya çıkması ve tamamlanması adına, çiğ gönüllü insanı pişirebilmek için, pişmiş gönül sahibi yapabilmek için, ister hizmet, ister ibâdet ederken gönlündeki yanmanın tesiriyle meydana gelen uyanmada bir “buluş” hali, yani “visal” istemektedir. İslâmiyet buna “vecd” diyor.

Esâsen Töre’nin mutlak isteğiyle teşkil edilen Türk Devleti’nde amaç, insanlığı Kut’a kavuşturmaktır. Bütün müesseseler küçükten büyüğe bu maksada nisbetleri sayesinde meşrûlaşırlar; fakat Kut’un ortaya çıkmasında olmazsa olmaz şart da, ben duygusunun yerini, bütün varlığın sorumluluğunu hisseden bir yüksek idrâkin almasıdır. Hizmetin derûnunda saklı cevher de budur. Dolayısıyla eski Türkçe, Arapçanın hizmet ve ibâdet adını vererek iki ayrı kavramsal alanmış gibi gösterdiği bu kavramlara bu sebeple tek bir ad vermiştir: Tapug!.. Hizmet ibâdettir, ibâdet de hizmettir… Bu iki kavram tek bir değerden ibarettir…

Seküler anlayış, insanlığı kutsaldan savurup attığı için bir hizmet sistemleri işbirliği olmak üzere biçimlenen ve meşrûiyetini bu kutlu hedeften kazanan türdeki devlet kavramını biz artık tanımıyoruz. Sönmüş sanılan kül yığınlarının derinlerindeki köz gibi, hizmet yahut hizmeti ibâdet telakkî ediş, sayıları pek az da olsa, bir takım isimsiz kahramanlar nezdinde devam ediyor. Ancak maalesef günümüz şartlarındaki genel durum bu makam ve mevkîlerin birer ego tatmin aracı haline dönüşmeleridir. İnsanların amacı da tabiatıyle tahakküm ve gösteriş adına bu köşe başlarını tutmak oluyor.

Pekala sistemin kökündeki hikemî yapı ortadan kalkmış mıdır?

Hayır!..

Aslında ne garipdir ki, sistem meşrûiyetini halâ aynı kutlu gayeden alıyor. Ama yazık ki, düzenin işleyişi, sistemi kullanan âdi zihniyet tarafından iğdiş edilmiş ve hizmet gayesinden beslenen makamlar, menfaat temin ocaklarına tahavvül etmiştir. Ehliyet ve liyâkat sahibi hizmet erbâbı arasında makamın hizmette saklı bulundıuğunu bilenler daima vardır. Ancak maalesef bu ferâset ve basîreti herkesten beklemek kabil değildir.

Elbette makam hizmette saklıdır. Ve gerçek devlet o hizmeti yapanın gönlünde hayat bulur. Aradığımız kavramı muhalifinden çıkararak söylersek, nasıl Tapugsuz oluş hem Tanrı tanımazlık, hem Töre’ye isyan ediş, hem de devlete itaatsiz bir bencilliğin adıysa, Tapug yani hizmet de içinde devleti, daha ötesini söyleyelim aslî özne olarak Tanrı’yı, faaliyetinde ise ibâdeti barındırır. Zaten biz bunların toplamına gerçekten makam yahut mevkî diyebilliriz. O halde ferâset erbâbına sözümüz odur ki, gönüllerdeki yangın körüklenmeli ve hizmete devam edilmeli, karşılaşılacak olumsuzluklardan dolayı yılgınlığa kapılınmamalıdır.

Çünkü görünür makamlar meşrûiyetlerini vaktiyle sizin gibilerin yaptığı hizmetten almışlardı. Gerçek makam ise sizin faaliyetinizde saklıdır. Yani size makam gerekmez. Yeter ki hizmet ederken hikmetle temasımızı kaybetmeyelim. Varlıktaki birliğin sorumluluğu adına gönlümüzdeki yanma devam etsin.

Gönül ocağımız sönmesin.

Yoksa!

İbâdet tadını kaybetmiş hizmet ne demektir?

Hizmetsiz ibâdetten kime ne?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s