Ailede Kültür İntikâli

Sait Başer, “Ailede Kültür İntikali”, Aile Şûrâsı (17-20 Aralık 1990) Tebliğler Kitabı, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara, 1990.

 

Saygıdeğer davetliler, Vakfımız, çok mühim bulduğu bu kongreye “Ailede Kültür İntikali” başlıklı bir tebliğle katılıyor. Siz, milletimizin geleceğine içi titreyerek bakan değerli hâzirûna, aile ve kültür kavramları hakkında yeni bir şey gibi söylenecek ne olabilir? Ancak meselenin önemini müdrik insanlarla bir adım daha ileri giderek Türk ailesinde kültürün korunup yeni nesillere intikal etmesi gibi millî varlığımızın en hassas bir noktasından endişelerimizi paylaşabileceğimizi düşünüyoruz.

Bilindiği gibi “Türk Devleti” “Baba” sıfatını taşırdı. Ona “Devlet Baba” denirdi. Vatan ise “Ana vatan”dır.  Türk boy örgütü, Oğuz Han ailesini çekirdek değer olarak alır… Millî tefekkürümüz, en çaplı sosyal müesseselerini dahi aileyi esas alan kavramlarla açıklamıştır. Yani dünyaya “aile” noktasından bakan bir millet karakteri taşıyoruz. Tâbî devlet ve kavimlere hakanlarımız “Birader” yahut “Kardeş” diye hitap ederlerdi. Hâlâ Kıbrıs “Yavru Vatan”, Pakistan “Dost ve Kardeş” diye anılmaz mı?

Keza beşerî münasebetlerimizi düzenleyen millî muaşeretimizde, aile fertlerinin unvanları ve küçük-büyük münasebetlerindeki davranış biçimleri hakim değil midir? Yoksa karşılaştığımız tanımadığımız bir hanıma: “Bacı, teyze, anne, yenge, abla” veya “nine” diye hitap etmez miyiz? Büyük saydığımız bir kimsenin,  yaşça bizden küçük bile olsa elini öpmez miyiz! Eğer muhatabımız bir erkek ise, yaş durumuna göre: “Evlat, oğul, kardeş, ağabey, amca, baba, dayı” veya “dede” diye çağrılmaz mı?Bu muâşeret anlayışının gerisinde neler yoktur ki!.. Muhataba itimat telkini vardır, insanları dost biliş vardır, sun’îlikten kaçış ve sûiniyetleri bertaraf ediş vardır… Varlar çoktur; ama bütün cemiyet, toprağı ve devletiyle birlikte tek aileymiş gibi görüşümüzün altı çizilerek vurgulanması şarttır.

Bu görüş açısından bakıldığı takdirde Türk millî kültürünün bir “aile kültürü” olduğu bile söylenebilir. Ancak Şûrâ Komitesi’nin, Sayın Bakanımızın imzasıyla bize gönderdiği yazıda, görüşlerimizin en çok altı daktilo sayfasıyla sınırlandırılmış olması, konuyu detaylandırmamıza engel.

Dikkatinizi istirham ederim. Devlet katında, tarihimiz boyunca aile konusunda böyle bir şûrâ düzenlenmemiştir. En güç devirlerde bile devletini omuzlamış olan bu müessese, hiçbir zaman himayeye muhtaç olmamıştır. Bugün buna ihtiyaç duyulmaktadır. Yani yüzyıla yaklaşan bir barış ve kalkınma devrinin sonunda aile yapımız dağılmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu neden böyledir?

Tarihimizdeki en müşkil dönemlerimizde bile, doğurduğu çocuğuna “ya gazi ol, ya şehid” niyazıyla ilk memeyi veren analar ve oğullarını kınalı koç gibi “vatana kurban olsun” diye askere uğurlayan babalardaki millî his ve idrakler niçin giderek zayıflamaktadır?

Bu noktada Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat vakfı olarak heyetimizin dikkatine sunmak istediğimiz husus şudur:

Türkiye’de kültür hayatı ve eğitim, Cumhûriyet’imizin ilk yıllarından beri büyük ölçüde devlet eliyle yürütülmüştür. Bugün aileyi bozmakta olan ve bizleri derin derin endişelendiren menfî tecelliler, çok büyük ölçüde devletimizin kültür politikalarının eseridir. Lütfen dikkat edelim! Vebal ailede değil, devlettedir. Şu âna kadar bütün müesseseleriyle milletin tarihî ve temel kültür tercihlerini değiştirmeye uğraşan devletimiz, bu noktayı göz ardı ederek hamiyetli bir Bakan’ın gayretleriyle “aileyi nasıl kurtarırız?” diye düşünüyor. Bu, teşebbüs sahipleri için taşıdığı şeref mahfuz kalmak kaydıyla, devletimiz için çok ciddî bir çelişkidir. Bu teşebbüsün sahiplerini yürekten tebrik ediyor, başarmalarını diliyoruz.

Artık kabul edilmelidir ki, Türk ailesini kurtarmak, öncelikle Türk milletinin temel kültür değerlerine yabancı, hattâ yer yer tahripkâr kültür politikalarının terk edilmesine bağlıdır. Türk ailesi tarih boyunca himmete muhtaç olmamıştır. Onu tahrip eden neşriyat, eğitim sistemleri ve ona zorla yeni bir şekil vermeğe çalışan kültür siyâseti olmuştur.

Burada aile konusunu konuşacakken, meseleyi birden bu kadar geniş tutmanın gereksizliği ileri sürülebilir. Ancak dıştan bakışla dev bir varlık gibi görünen cemiyetin ana  unsurunu fertler teşkil etmektedir. Ve her fert bir ana babadan gelmiştir. Fertler, içinden çıktıkları ailelerin müspet ve menfî özelliklerini taşımaktadırlar. Sosyal müesseselerin yeri ve rolü şüphesiz çok önemlidir. Bunu inkâr edemeyiz. Ancak aileden alınan değerlerle bu müesseselerde işlenen değerlerin çelişkiye düşmesi ve çocuk gözünde daimâ gelenek ve aile değerlerinin aşağılanması başka ne sonuç verebilirdi ki?!

Problemimizin bir başka cephesi ise sağlıksız şehirleşme ile hatalı mesken siyâsetinin sıkıntılarıdır.

Aileler bu şehir ve mesken düzeninde küçülmek zorunda kalmakta ve çocukların asıl gıdalandıkları büyükleriyle bağları kopmaktadır. Evler genellikle çok küçülmüş ve bir büyük akrabaya yer kalmamıştır. Büyükler huzur evine yollanırken çocuklar da ya komşu teyzeler elinde yamalı bohçalar haline dönmüş veya kreşlerde noel şarkıları ezberleyip, babalarını reddeden psikolojilere sokulmuşlardır.

Şimdi bir de anaokullarında kendi kültürü namına hiçbir şey öğrenemeyen bu yavrulara yabancı dil öğretilmeye başlanmıştır. Artık noel şarkılarının tercüme edilmesine de gerek yoktur. Huzur evlerindeki yaşlılar hakkında yeteri kadar yaralı olduğunuzu tahmin ettiğimden bu noktayı atlıyorum.

Fakat şu kadarını söylememize müsaade buyurun: Aileyi bütün fertlerin zevkle yaşadığı bir sevgi ocağı haline getirmek ana gaye olmalıdır. Bayramlar, Hıdrellezler, kandiller gibi hoş vesilelerle fertlerin birbirine sevgisini takviye etmek; geleneğimizi bu noktalarda baltalamaktansa, sosyolojik bir güncellemeyle izahını yaparak canlandırmak esas olmalıdır. Türk ailesi şifâhî kültür ocağı hüviyetini günümüz şartlarında yeniden kazanmalıdır. Eskiden büyüklerin yürüttüğü bir kültür intikali keyfiyetini modern basın yayın ve televizyon metotlarıyla canlandırmak mümkündür.

Zira gelenekteki köy ve mahalle ortadan silinmiştir. Sokak başıboş serseri hayatının sembolü olmuştur. Ortada cami, kışla, okul üçgeninde aileden edindiği değerleri pekiştiren bir gençlikten bahsedebilecek babayiğit kaldığını da sanmıyoruz.

Bir de toplum ve ailede kadın, bilhassa çalışan kadın meselesi var. Burada konuyu feminizm gülünçlüğünü bir kenara bırakarak birkaç noktadan ele alalım. Doğum öncesi on, sonrası kırk günlük izin kullanan bir çalışan kadının çocuğuna ne kadar bakabileceğini insafla düşünelim.

Hemen hiçbir konuda eğitilmeyen ve el uzatılmayan kadınlarımıza sadece doğum kontrolü yardımları yapılması ve mevcut yoğun aşağılayıcı propaganda, hangi demokratik mekanizma tarafından meşrulaştırılmıştır? Doğum izinlerinin kısalığı, meskenlerin giderek küçülmesi, çocuklar için ihtiyaç duyulan yardım ve yatırımların hemen hiç dikkate alınmaması da bir başka doğum kontrolü müdür? diye düşünmekteyiz.

Ayrıca bu ülkede tabiatıyla önce boğaz meselesini çözmek derdine düşmüş insanlardan hangi kültür intikali beklenecektir.

İlerleme ve gelişme uğruna bu derece varlık temellerimizi dinamitlemenin şart olduğunu savunabilmek nasıl bir gaflettir? …Lütfen bir izahı varsa bilmek isteriz.

Hepimiz duymuşuzdur. Mehmet ellerine ve başına kına yakılıp askere gönderilir. Komutan biraz müstehzî –“Oğlum kurbanlık koç gibi bu kınalar da ne?”diye sorunca Mehmet: – “Komutanım, babam beni vatana kurban olayım diye yolladı” cevabını verir. Şimdi Mehmet’in enfes cevabının rûhâniyetini bir yana bırakalım. Ama komutanın tavrına ne demeli? Bu iki insan neden bu derece farklı düşünürler? Müşterek fikir ve iman zemininde buluşmadan, bütün kangren olmuş meselelerimiz gibi bu konunun çözümünü de çok güç bulmaktayız.   

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s