Türkiye Korku Cumhuriyeti

1422380_473116979471791_147716860_n

Yeni Türkiye Dergisi
Eylül-Ekim 1997, Sayı 17

Psikolojiye göre korku hissi ancak mücrimlere mahsustur. Psikologlar korkunun kendine güvenmeme ve suçluluk duygusunun eseri olduğunu ve cezadan kaçma esasına dayandığını söyleyegelmektedirler. Korku zemininde saadet aramak abestir. Saadet vicdan azabının olmadığı, hak duygusunun rencide edilmediği ve sevgi esaslı zeminlerde yaşamaya bağlıdır. Öyle görünüyor ki bu hüküm, sadece fert bazında değil; aynı zamanda toplum hayatı bakımından da doğrudur.

Türkiye, özellikle Cumhuriyet döneminde zaman zaman kaynakları ve istikametleri değişse de korku esaslı bir sistem kurmuştur. Bu korku lokal bir korku değildir. Geneldir, bulaşıcıdır, korkan zaman zaman korkulan, korkulan da zaman zaman korkan pozisyonunu aynı anda yasamıştır. Sistem tepeden tırnağa korku kavramının kristalizasyonu veya siyasallaşması manzarası arz etmektedir. İç politikada, dış politikada, eğitimde, hukuk sisteminde, ideolojik planda temel faktör korkudur. Tevhid-i Tedrisat kanunu, Partiler Kanunu, Medeni Hukuk….hep ipi elden kaçırmak korkusunun eseri olan sistemlerdir.

Türkiye uzun zamandır hemen hemen bütün komşularından, müslüman hristiyan ayrımına girmeden, şiddetle korkuyor. Eski SSCB’den korkardı, şimdi Rusya’dan korkuyor. Suûdîler’den , Irak’tan, Suriye den, İsrail den, Ermeniler’den, Yunanlılar’dan korkuyor. Batı’dan genel olarak ödü kopuyor. Hayran olduğu Batı karşısında -sanki onun ezeli düşmanlığını bertaraf edebilirmiş gibi- komplekslerini ilan etmeden utanmıyor da, halkının milli değerlere bağlılığı dolayısıyla utancından yamyassı oluyor.

İçeride sol’dan korkuyor,sağ’dan korkuyor. Halkının dininden korkuyor, milliyetinden korkuyor, geleneklerinden ve Töre’sinden korkuyor. Yoksulluğundan utanıyor, zenginliğinden paniğe kapılıyor. Halkından korkan devlete mukabil, halk da birbirinden ve devletten, yani hayattan korkuyor. Bu manzara yaşama içgüdüsüyle birleşince gerçeklerin ve hak duygusunun sahneden çekilmesine , tam bir “riya toplumu”nun oluşmasına yol açıyor. Artık faziletlerin hükmü yoktur. Önemli olan rüzgara göre ayakta durmaktır. Hakkın nerede olduğu değil ; “Dün dündür, bugün bugündür” felsefesi (!) mucibince gücün nerede olduğu önemlidir.

Adına “demokrasi’’ dediğimiz bu “sosyal şizofreni”yi bir aslî kimlik gibi benimseyecek miyiz? Yoksa “zararın neresinden dönülse kardır’’ deyip vicdanımızın sesine kulak mı vereceğiz? Asırlardır koçyiğitlerin harman olduğu bu coğrafya “bir korku diyarı’’ olarak mı kalacaktır?

Başarılı, güçlü, uzun ömürlü ve halkına saadet bahşeden rejimler, geçmişte de günümüzde de halkının kültürü ve tabiatıyla barışık, bütünleşmiş olanlardır. “Rejim” kavramını, eğer dayandığı dünya görüşü istikametinde, devletin işleyişi ve müesseseleşmesi seklinde anlayacaksak sağlıklı olan da budur. Zira devlet halk içindir, halk devlet için değil. Devlet yörüngesini kaybetmiş varlık sebebine kasteden bir mekanizma olamaz. Ebedi olan rejim değil halktır. İdeoloji değil hayattır.

Esas olan korku değil sevgidir. Hak ve adâlete dayalı bir millî hayattır.

Gerek İslam’dan önceki Töre’si zamanında, Müslüman olduktan sonra , Türk kültürü sevgi ekseninde mayalanmıştır. Bu kültür yaratılışı, varlığı ve hayatın akışını Aşk-ı İlahî’ye bağlamış bir dünya görüşünün eseridir. Yaşama enerjisi olağanüstü derecededir. Rejim kültürden korkacağı yerde, kendi devam ve bekası için bu yüksek enerji kaynağından faydalanamayacak kadar bön müdür? Halkla bütünleşmek, onun gönül gücüyle , hasletleriyle ayağa kalkmak bütün sosyal ve siyasi müesseseler için esas olmalıdır. Kervansarayların Türk misafirperverliğinin cisimleşmesiyle ortaya çıkıp başarı kazanmaları örneğindeki gibi, rejim de genel olarak sevgiden doğan “Tevhid Terbiyesi”ne ve ona dayalı devlet geleneğine göre tekrar yorumlanmalı ve geleneğe yaslanmalıdır. Yani rejim şu bezdirici iğrenç korku ve riya salma üslûbunu terk edip, artık mutlaka halkıyla barışmalı , onu ve onun değer yargılarını, her türlü yönelişini dışlamamalıdır.

Yirminci asrın başında dünya üzerinde Batı hakimiyetinin alternatifi yoktu. Komünist Blok Batı’nın sadece bir türeviydi ve sahneden silindi. O sıralar Batı’ya yaranmak , gözüne girmek tek yol gibi görünüyord; ama bugün, Asya’nın doğusunda Batı’yı dize getiren bir güç alanı oluşmuştur. Bu yeni güç ilim, teknoloji ve insanlık bakımından Batı’dan üstün, geçmişi bakımından da Batı’dan temizdir. Batı’yla bilek güreşine girmiştir. Birçok alanda şimdiden galiptir. Batı’nın rehavetine mukabil bu yeni Doğu heyecanlı, atak ve henüz yükseliş sürecindedir. Bu iki merkez dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de karşı karşıya gelmiş, kapışmışlardır.

28 Şubat kararları bu iki büyük gücün Türkiye’de birbirlerine harp ilan etmeleri manasına geliyor. Petrol bölgelerinin muhafızı, Türk dünyasının ve İslam âleminin giriş kapısı oluşu ve jeostratejik konumu dolayısıyla Türkiye her iki cenah için de vazgeçilmez değerdedir. Batı’nın Türkiye’de temsilcileri vardır. Bunlar genel olarak rejim, cihet-i askeriye, “malum medya’’, sol ve atesit zümre ve kuruluşlar, bilhassa Koç Holding merkezli Batı lisansı ile üretim yapan masonik çevrelerdir. Buna mukabil Doğu lisansı ile üretim yapan -başta Sabancı olmak üzere- holdingler, KOBİ’ler, Anadolu Arslanları denilen gruplar, cemaatler, geri kalan medya ve en önemlisi halk Doğu grubundadır.

Batı menfaatlerini koruyacak bir Türkiye’nin çarpık bir laisizm içinde kendisi için tehlike teşkil etmeyecek tarzda yönetilmesini istemektedir. Doğu ise pazarının garantilenebilmesini “Batı karşısında erimeyecek bir Türkiye”de bulmaktadır. Bunun teminatı bu toprağın tabiî kültürüdür. Dış ticareti %63 fazlalık veren Japon ekonomisinin hemen hemen bütün devleri Türkiye’dedir. Kolay pes etmeyecekleri aşikârdır. Türkiye’nin menfaati o aptalca Batı hayranlığını bırakıp bu yeni astronomik gücü arkasına almaktadır.

Halkıyla barışmak, onun îmanı ve kültürüyle savaşmaktan vazgeçmek Türk Devleti’nin selamet kapısıdır. Doğu’dan gelen rüzgârla yelkenlerini doldurmalı ve artık bu riyâ dönemini kapatmalıdır. Aslında demokratik olan da budur.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s