Simurg’un Kanadında

13634_105447549470577_2852585_n

Önceden de önce yok iken Tad Ekam vardı. Kendinde kendiydi. Önceden öncesi ise, O’nun kendini bilmek arzusuyla belirdi. İşte o zaman adı Brahman oldu. Ama bu, birin içinde özel bir parçalanma idi aynı zamanda. Herbir parça avidya’ya (bilmezlik-gaflet) büründü. Kendinde kendini kaybetti. Avidya’ya gömülen her eleman, kendini diğer Brahmanik yansımalar üzerinden kıyaslamaların sonuçlarıyla tekrar inşa çabasına düştü.

Bu macera, varlığın en büyük, en devamlı, en önemli ve temel trajedisiydi. Derin gurbet duygusu ve kendini bilememenin ötesinde yanarak uyanmaktan başka çaresi yoktu. Yanarak uyanmaya bazen yaratma, bazen anlama, bazen de kendini bilme dendi. Türkçemizde ise o ateşin yandığı ocağın özel bir adı da var: Gönül!…

Bilginin imkanı hasret ve parçalanmaktan geçiyor. Bilgi, farklar âleminde kavrulan bir elemanın kıyas yoluyla elde ettiği hükümlerden ibarettir. Ve birçok içiçe izafete mahkumdur. Dolayısıyla bilginin bir yüzü parçalanma iken, sonucu olan ikinci yüzü anlam dediğimiz soyut değerlerin gönüldeki bütünleşmesine tekabül eder. Hint mitolojisi bu macerayı bizim huma, devlet kuşu, zümrüdü anka, simurg gibi adlarla andığımız kaknüsün her bin yılda bir kendi ateşiyle yanıp, küllerinden tekrar doğması hikayesiyle sembolleştirmiş… Gerçekten Türk tasavvuf geleneğindeki varlık-yokluk, tenzih-teşbih, takdis-tesbih, zat-sıfat, acz-kemal arasındaki diyalektik çizgide durmak kendini yeniden ve daima yaratmanın formülü sayılabilir. Bu açıdan bilginin imkanı olarak da karşımızda cehli buluruz. Buluruz da cehlin ateş hikâyesi içinden sıyrılırken, aynen önceki diyalektik süreçlerindeki gibi hüzün ve sevinç, anlama zümrüdü ankasının iki kanadı olarak karşımıza çıkar.

Zümrüdü anka aynı zamanda devlet kuşudur demiştik. Yani bir anlamda ism-i hândır. Dostu olmaktan şeref duyduğum bu hakîm matematikçi, İsmihan Yusubov, kâh bir salyangozun dünyasında, kâh bir bekçi karıncada, kâh Nasreddin Hoca’da, bazen Newton fiziğinde, bazen Heisenberg bilinemezciliğinde gönül gezdirirken, temasının ne olduğu ikinci dereceye düşer ve onun dikkati adeta varlığın merkezi hâline gelir. İsmihan Bey’in kaleminden döküldüğü vakit, matematiğin çok insana kâbus olan formülleri şirin bir şiirin mısralarına dönüşür. Okuyucu bu kitapta yer yer kütüphaneler dolusu bilgeliği sapsade bir cümlecikte bulacak, bazen de toplumumuzun hatta daha ötesini diyelim insanlığın ortak ürperişlerini görecektir. Katı ve soğuk yüzlü mantık ve matematik bilgilerinin Nasreddin Hoca sevecenliğiyle karıştığına şahit olacaktır.

Bakü’den bir ferahlatıcı selam gibi uçup Sakarya Üniversitesi’ne konan bu bilge kişinin hepimize söyleyeceği bir çift sözü var.

Görelim hânım İsmihan Bey ne söyler…

Sait Başer

07.06.2008, Sapanca

Bu metin, İsmihan Yusubov’un Matematik Güzeldir – Anlamanın Sevinci ve Kederi adlı kitabı için takdim yerine kaleme alınan yazıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s