Yabancı Bir Mûsıkîşinas : ” Wouter Swets” İle Mülâkat

74703_410698289046994_693207365_n

Kubbealtı Akademi Mecmuası, sayı:4, 1984, ss27-34.

23 Temmuz 1984 Pazartesi günü Kubbealtı Kültür ve Sa­nat Vakfı vakıf merkezinde çalışmalarımızı sürdürürken, Hollandalı olduğunu söyliyerek vakfın neşriyatını bizden temin edip edemiyeceğini soran uzun boylu sarışın bir bey geldi. Türkçeyi rahat bir telâffuzla konuşuyordu. Altmış civarında görünen yaşı, sem­patik yüz ifâdesi ve kalın camlı gözlükleri ile itimat telkin eden bir havası vardı. Adı Wouter Swets’miş.
Hollanda Radyosu’nda çalıştığını ve Türk mûsikîsi üzerinde 25 yıldan beri tetkikler yaptığını söyledi. Hollanda’da konserler vermek üzere 10 kişiden mürekkep bir Türk mûsikîsi icrâ heyeti­ni (Hollanda Radyosu kanalıyla) davet ettirdiğini, orada konser­ler verdirdiğini söyleyen Wouter Swets, Hollanda Radyosu’nda Türk mûsikîsi hakkında 21 konferans ve tanıtıcı program yaptığını da zevk ve şevkle ifâde edince aramızda sıcak bir dostluk başladı. Kendisiyle bu mülâkata da mevzû teşkil eden derin bir sohbete daldık.
Wouter Swets, Ortaasya’dan bu yana Türk siyâsî târihini hayli iyi bildiği gibi, halihazırdaki Türk dünyâsını fiilen dolaşmış ve ilmî çalışmalarını müşâhedeleriyle takviye etmişti.
***
Wouter Swets 1930 senesinde Hollanda’nın Den Haag şehrinde doğmuş olup 1948 de Leiden Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne, oradan Utrecht Üniversitesi mûsikî bölümüne geçmiştir. Etnomüzikoloji araştırmaları yapan Swets, Türk mûsikîsi üzerine verdiği konferansları bir kitap halinde neşretmiştir.
Hollanda Radyosu’nda programlar yapan yazar, hâlen Leiden ve Utrecht Üniversiteleri’nde Türk mûsikîsi dersleri vermektedir.
1954 yılında konservatuar mezûnu genç bir mûsikî erbabı ola­rak çıktığı Yugoslavya seyâhatinde Sırp, Sloven, Makedon, Boş­nak… v.b. grupların folklor dünyâlarını tanımak istemiş. Kuzey Yugoslavya’dan Güney’e doğru indikçe görmüş ki, halkın, an’aneleri ile birlikte, folklor ve mûsikîsi de zarâfet kazanmaktadır. Bil­hassa, edindiği mûsikî kültürü sebebiyle, halk türkülerinde belir­li bir inkişaf ve ahenk, samîmî bir ifâde kabiliyeti müşâhede etmiş.
Sonraları, Arnavutluk, Yunanistan ve Bulgaristan’da da ay­ni dikkatle tetkiklerini sürdüren Wouter Swets, Güney Yugoslav­ya halk mûsikîsinde tesbit ettiği cana yakın nağmelerin, bu mem­leket türkülerinde de müşterek, olduğunu görmüş. Yine, kısa bir etüd sonunda, bu güzelliklerin, Balkanlardaki Türk hâkimiyet asır­larının bergüzârı olduğunu anlamış. Tali olandan asla doğru ha­reket etmekten kendisini alamamış.
Gayrete gelen Wouter Swets’i tutmak mümkün değildir ar­tık… Sonraki yıllarda Taşkent, Semerkant, Buhara ve diğer Doğu Türk illeri ile Moğol, Afgan, Hind, Arap mûsikîleri de dahil olmak üzere şark mûsikîlerinin tetkik ve mukayesesine kendisini vakfe­der. Bizzat o mıntıkalara giderek mûsikîler arasındaki müşterek noktaların tesbitine başlar. Görür ki, bütün bunların içinde en yaygın ve mütekâmili Türk mûsıkîsidir. Mamafih mukayeseli araş­tırma metodunu kullanmak, Türk mûsikî târihini öğrenmeyi de icâbettirdiğinden mûsikî târihimizi imkânları nisbetinde öğrenir. Ancak târih sâhasına girince bir noktada takılır kalır. Zîrâ edin­diği târihî mâlûmâta göre, Türk mûsikîsinin nazariyâtını Farâbî yapmıştı ve o devirde Türk boylarının mûsikîleri arasında belirli bir birlik vardı. Ama o târihden bir müddet sonra Anadolu’da ge­lişen Türk mûsikîsi ile diğer Türk illerinin mûsikîleri arasında bâriz farklar ve muhtevâ değişmeleri meydana gelmişti.
Halbuki, gezdiği yerlerden ve tetkiklerinden öğrendiğine göre bütün Doğu Türk illeri (Kazan, Kırgız, Özbek, Türkmenistan…,) mûsikîlerinde pek çok müşterek unsur vardı. Hattâ Macar mûsi­kîsini bile bu guruba dâhil etmek mümkündü. Peki Batı Türklü­ğünün, bilhassa Osmanlılar’ın mûsikîsi niçin bu pentatonik mû­sikî ile açık farklılıklar arzetmekte idi?
“VVouter Swets bu suâli, Osmanlı mûsikîsine Bizans mûsikîsinin tesiri ile (?) îzah etmek temâyülündedir.
Samimî bir Türk dostu imajı çizen Wouter Swets ile yaptığı­mız sohbetin devamını, bizim suallerimize verdiği cevapları aynen kaydederek sizlere naklediyoruz:
— Sayın Wouter Swets, erbâbınca, Türk mûsikîsi ile Batı mû­sikîsi arasında yapılan kıyaslarda, bilhassa dikkati çeken bir” nok­ta vardır: «Türk mûsikîsi, insan gönlünün mücerred ihtizazla­rını terennüm eder; tabiattaki herhangi bir sesin taklidi değildir. Halbuki Batı mûsikîsi tabiattaki seslerin (rüzgâr, su, kuş…) tak­lidini yapmaktadır; bir ‘Kuğu: Gölü Balesi’ bu teze canlı misâller getirir» diyorlar. Ayrıca aynı otoriteler Batı mûsikîsini «san’atdan, ses mühendisliğine geçmekle» itham ediyorlar. Her iki mûsikîyi de bilen ve seven bir mûsıkîşinas olarak ne dersiniz?
W. Swets:
— Batı ve Türk mûsikîlerini yüzde yüzlük bir kı­yâsa tâbi tutmak mümkün değildir. Çünkü mahreç ve insanda hitâbettikleri hisler farklıdır. Batı mûşıkîsi için ileri sürülen gö­rüşler kısmen haklı olmakla berâber, bütün Batı mûsikîsine teşmil edilmemek îcâb eder. Meselâ Bethoven ve Bach’da da mücerred «insan mûsikîsi» vardır. Ancak 16-17. Asırdan sonrakiler ve son devir Batı mûsikîsi için, yapılan tenkîde iştirak ediyorum.
Türk mûsikîsi için söylenenlere gelince, hakikattir diyeceğim. Ama bizde olduğu gibi, 19. asrın ikinci yansından sonra gelişen «Neo-klâsik» tavır dediğiniz hareketin eseri olan mûsikîyi orijinal bulmuyorum. Meselâ bir Sâdeddin Arel’in Türk mûsikîsine getir­mek istediği şeyler, bana öyle geliyor ki, bizde tenkid ettiğiniz mû­sikînin taklidinden ibârettir. Bir Dede, bir Itrî, Ebûbekir Ağa siz­de de yok artık…
«Bu iki büyük mûsiki niçin seviye kaybediyor?» derseniz, bu­nu kaynaklardan uzaklaşmakla îzah edebiliriz. Çünkü târihin şehâdetine göre, nasıl Türk mûsikîsinin kaynağı «tekke» ise, Batı mûsikîsinin kaynağı da «kilise» dir; Bu san’at asıl şahsiyetini o mânevi atmosferlerde bulmuştur… Zîrâ mûsikî, gönlün asîl heye­canlarının mahsûlüdür ve en asîl heyecan ise ilâhî heyecandır, ilâ­hî şevktir. Eğer mûsikînin o yüksek seviyesiyle yaşamasını arzû ediyorsak, bunun ancak yine o atmosferde mümkün olacağını bil­memiz lâzımdır.
— Sayın Swets, sizin isabetle teşhis ettiğiniz gibi mûsikîmiz, tekkelerde işlenmiş; bir gaye olarak değil ama, bir terbiye ve zi­kir metodu çerçevesinde, bütün güzel san’atlarımızda olduğu gi­bi, Türk mûsikîsi de bu dergâhlarda bir nefs terbiyesi vâsıtası bilinmiştir. O istikâmette, gönül bağlarını çözücü ses sırları aran-
mış ve bu mûsikî doğmuştur; Ortaasya’dan getirilen ses ve söz dünyâmıza bu zemin ve istikâmette inkişâf imkânları bulunmuş, samimiyeti bozulmadan zarâfet ve derinlik kazandırılmıştır.
Sayın Swets, bu noktada bir suâlim var: 15. Asra kadar kili­sede ilâhî söyleme alışkanlığı olmadığı halde, Türk dünyâsmdaki ilâhî söyleme geleneği kiliseye sirâyet etmiştir deniliyor ne dersiniz?
W. Swets: — Bu suâlin cevâbını verecek târihî malûmata sa­hip değilim. Ama biraz önceki suâlinizin cevâbı olacağını tahmin ettiğim bir husûsu söyleyeyim. Benden Türk ve Batı mûsikîlerini kıyaslamamı istemiştiniz. Kıyas değil ama bir tesbitimi söyleye­yim. Icrâ hâlinde iki koro alınız, birisi Batı, diğeri Türk mûsikîsi icrâ ediyor olsun. Şeflerine dikkat ediniz, göreceksiniz ki, Türk şef büyük bir sükûnet içerisinde korosunu idâre ederken; Batı mû­sikîsi icrâ eden koronun şefi, âdetâ asabî nöbetler geçiriyor gi­bidir.
Sizin mûsikînizde çalanı da, idâre edeni ve dinleyeni de ra­hatlatan, sükûnet veren bir şey var.
— Peki sayın Swets, sizce böylesine köklü bir mûsikîsi ve tabiatıyle medeniyeti olan Türkler’i ve san’atlarını Avrupa neden gör­mek ve kabul etmek istemez?
— Efendim, Avrupa 17. asra kadar Türkler’in kurduğu mede­niyeti anlayacak halde değildi. Zâten Türk – Batı münâsebetleri devamlı muharebe ile geçmiş, Anadolu Selçukluları’ndan beri bu iki dünyâ birbirinin hasmı haline gelmişti. Üstelik mütemâdiyen ilerleyen «Galip -Türkler» Avrupalının korkulu rüyâsı idi. Gerçi II. Viyana kuşatmasından sonra tablo tersine döndü. Fakat, «Türk Korkusu» Avrupalının şuuraltına işlemişti. Artık «Barbar Türk­ler! »den intikam almak sırası gelmişti. Çeşitli siyâsî ve askerî ha­reketler neticesinde Türkler Avrupa’dan uzaklaştırıldılar. Ama si­linmez izlerini de bırakıp gittiler. Çekildikİeri yerlerde bugün da­hî, araştırma yapan insaf ehli ilim adamları bu Türk damgasını oralar ahâlisinin an’anelerinde, dillerinde, san’atlarında… derhal teşhis edebilirler. Bu kültür mîrâsını ben bizzat müşâhede ettim.
Avrupa’nın bütün peşin hükümlerine rağmen bu, sıradan, ka­ba bir kültür mîrâsı değildir. Dünyânın târihte gördüğü en belli başlı medeniyetlerinden birisinin bakiyyeleridir.
Gelin görün ki, bugün bir Arap mûsikîsi üzerinde ciltlerle eser yazan Avrupalı, bu iş için Mısır, Suriye, Irak gibi esâsen Türk mûsikîsinin ancak ikinci, üçüncü dereceden bir devâmı sayılabi­lecek, tamâmen Türk mûsikîsinden bozma bir mûsikîye sâhip olan memleketlere gider, araştırır da onun orijinaline, yâni Türk mû­sikîsine rağbet etmez.
Bunun sebebi açıktır: Dünyâ çapında bir Türk kültürünün mevcûdiyetini gözlerden uzak tutmak… Sizin hakkınızı ancak ken­di hırslarına mağlûb olmayan ilim adamları teslim etmektedir …ve maalesef bunların sayıları pek azdır.
Ancak, söylemeden edemeyeceğim. Bu yaygın lâkaydînin hü­küm sürmesinde sizin suçunuz pek büyük. Siz, bu mûsikîyi ya­kın geçmişte bütün Osmanlı mîrâsına revâ gördüğünüz muâmeleye tâbi tuttunuz. Eğer bu politikanız olmasaydı, bugün dünyâ sizi hakîkî çehrenizle tanıyabilirdi. ,
Bakınız, aynı hatâda halen ısrar edildiğini görüyorum. Biz, Hollanda Radyosu kanalıyla Türkiye’den bir Türk mûsikîsi icrâ heyeti çağırtıp Amsterdam ve Den Haag’da iki konser verdirmiştik. 2. konseri müteâkip başkonsolosunuz beni çağırtarak: «Artık bu işten vazgeçmemi» tavsiye etti. Bundan sonrasının kendileri tarafından devam ettirilebileceğini ifâde etti; ama ne yazık ki devam ettirmediler. Eğer bize müdâhale etmeselerdi, biz 10-15 konser daha tertip ederek, halkımıza gayet iyi bir organizasyonla tak­dim edecektik. Maalesef aynı konsolosluk yetkilileriniz bana da­ha bir çok güçlük çıkardılar. Meselâ ilmî çalışmalarım için ge­rekli dokümanları temin maksadıyle mürâcaat ettiğim vakit: «Türk halk mûsıkîsiyle meşgûl olmamı» tavsiye ettiler. Ben sizin halk mûsikînizi de biliyorum. O da pek güzeldir. Fakat bir medenî ter­kip olan bu seviyeli san’at mûsikîsine karşı takınılan tavrı anlıyamıyorum.
Eğer kültür, bir milletin mânevî şahsiyeti ise, esefle söyliyeyim, siz intihar ediyorsunuz… Avrupa târihî ve siyâsî sebeblerle size düşmandır. Bence bu tabiî görülmelidir. Size düşen kendiniz olmaktır.
Bir medeniyet asırların mahsûlüdür. Milletler kendi millî bün­yelerine uygun bir terkibi meydana getirmek için, asırlar süren emekler sarfederler. Vâsıl olunan terkip hukûkî bünyenin de kaynağı olur. O terkibi tahrip etmek için ise, bir nesli, yanlış bir eği­tim programına tâbi tutmak yeterli olabilir.
Siz, aslında korkulacak bir millet değilsiniz. Bilâkis cömert fedâkâr, kendisine dokunulmadıkça mûnis bir kavimsiniz. Mili gurûrunuz ve teşkilatçılığınız, diğer milletlerin zararına değildir. Haysiyetli ve şerefli bir hayâta düşkünlüğünüzün ifâdeleridir.
Türk târihini hasbelkader öğrenebildiğim kadarıyla gördüğün o büyük ve millet çapındaki dürüstlüğünüzü maalesef kaybetmekte olduğunuzu söylemeye mecbûrum. Artık târihteki o büyük milleti, bugünün Türkiyesinde bulamıyorum. Bu, belki de birkaç nesli, yanlış bir «Avrupalılaşma» gayretiyle harcamanızdan ileri geliyor.
Sözlerimi bağlamadan, esefle ilâve edeyim ki, bugün iktisâdî ve siyâsî üstünlüğü elinde tutan Batı dünyâsı, diğer dünyâ milletlerinin orijinal kültürlerini mütemâdiyen aşındırmaktadır. Diğer milletler ise devletleri kanalıyla korunma tedbirleri alıyorlar. Meselâ, bugün bir Kongolu kendi millî kültürünü sâdece Batı’ya karşı müdâfaa etmekle mükelleftir. Ama siz, zaman zaman resmî hüviyet kazanan kendi içinizdeki kozmopolitlere karşı da nefs-i müdâfaaya geçmişsiniz… Pek yazık…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s