Türkiye’deki Parlemento,Demokrasi ve Basın Hakkında

1452097_468779686572187_174669839_n

 Kubbealtı Akademi Mecmuası, Sayı:4, Ekim 1991, ss.30-34.

Tarihçilerin bir prensibi vardır. Onlar; “her olay ve oluşum kendi devrinde, o devrin şartları içinde değerlendirilir; kıyas yapılacaksa mukayese unsurlarının eşit şartlarda bulunmaları ve zamandaş olmaları kaidesi aranır” diye düşünürler.

Bizim cumhûriyet dönemimizin ilk yılları, millet üzerinde son derece yaygın ve derin tesirleri olan temel tercihleri bakımından ciddî bir kritiğin konusu olmamıştır. Yapılan değerlendirmelerdeki ölçüler, yabancı şablonlardır. Hiç kimse aradan yetmiş sene gibi gayet uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen, bugün bile tartışmalardan sıyıramadığımız bu tercihlerin demokratik yollardan halka benimsetildiğini iddia edemez. Bu tercihler devletin resmî tercihleridir. Ve devlet adeta ideolojik denebilecek yaklaşımlarla, kanun ve inzibat kuvvetiyle halka yeni bir kültür, yeni bir form kazandırmak gayretine girmiştir. Bugün resmî politikaların başlangıçta doğruluğunu, günümüzün moda değer yargılarını geçmişe teşmil ederek ispatlamak gayreti içinde olduğumuz aşikârdır.

Türkiye’de aydınlar arasında görülen ürkekliğe rağmen, bir takım değerlendirmelerden çekinmenin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın bir inkılap kanunu görüşülürken, o kanunun “Meclis’ten nasıl olsa geçeceğini ama bazı kellelerin de gideceğini” söylediğini Nutuk’tan öğrenmek mümkündür. Yani tam anlamıyla tepeden inme, totaliter bir tutum ile yerleştirilmiş olan rejimin, halka da temsilcilerine de itibar edilmeden kurulduğu halde, demokrasi fikrini getirdiğini söyleyebilmek müşkül davadır. TBMM, ta baştan beri, sınırları belirlenmiş bir platformda görev yapmıştır. Rejimin karakteri, 1924den itibaren TBMM dışında kararlaştırılmıştır. 1924 Anayasası dahil , rejimi belirleyen anayasalarımızın hiç birisi demokratik değildir. İdeolojik ön yargıların hakim olduğu metinlerdir.

Halbuki demokrasilerde, rejimin temeli, halkın yaygın şekilde benimsediği kültürlere dayandırılmıştır. Aksi halde alt yapısı sağlam kalamayacağı için rejimin geleceği sağlam olmamakta ve sık sık totalitarist yönetimlere baş vurulmaktadır. Önemli olan rejime, uygulanmakta olan siyasî sisteme, halkın sahip çıkmasının sağlanmasıdır. Burada Cumhuriyet’in yanlış bir rejim olduğunu söylemiyoruz. Yapılan kültürel, sosyal ve siyasî düzenlemelerin yer yer gayet ciddi reaksiyonlarla karşılaştığı ve bu tepkilerin şiddetle bastırılması sebebiyle ortaya çıkan bu defaki pasif direnişin, ihmali güç sosyal sıkıntılar yarattığını söylüyoruz. Yetmiş seneden beri aradan geçen birkaç kuşağın, yapılmış olan inkılap şartlarında yetiştikleri, yaratılan sun’î kültür muhitleri dolayısıyla geçmiş kültürle bağlarının koptuğu ise ayrı bir gerçeğimizdir. Alfabe, dil, din, tarih, hukuk gibi günlük hayatın tamamını kuşatan unsurlarda meydana getirilen kökten değişikliklerin bir kısmı artık sancılı dönemlerini atlatmış sayılabilirler. Ancak bir yandan, resmî tercih olan Batı kültürüne fıtrî yapının reaksiyonu, bir yandan sağlıksız sanayileşme ile şehirleşme ve tabiatıyla halkın resmî kültürü benimsemeyişi yanında anlamayışı bir arada mütalaa edilince, ortaya köksüz, özsüz bir Arabesk kültür çıkmış oldu.

Toplumsal reaksiyonu besleyen yönetim kopuklukları , halkın büyük çoğunluğunu yaralayan siyâsî ihtilaller , halkı devlete rakip gören zihniyetler , aydın yabancılaşması, yoksulluk kültürü , millî eğitimin başıboşluğu ve 1920’lerden beri devletin başına musallat olan Marksist propaganda ve örgütlenmeler ise resmî politikaların da kendi içinde çelişkiler içinde kalması sonucunu doğurmuştur.

Bizim ülkemizde de bütün dünyada olduğu gibi, yazılı ve sözlü basın, siyâsî ağırlıklı olarak gelişmiştir. Devlet yurt içindeki bütün basın organlarını, gayet sıkı bir denetim altına almış, zaman zaman resmî tutumlara uymayan kalem sahipleri, ağır mahkumiyetlere uğratılmışlardır. Mehmet Âkif’ten, Nâzım Hikmet’ten, Nihal Atsız’a, Kemal Tahir’den Atilla İlhan’dan Necip Fazıl’a, Osman Yüksel’e kadar yer yer devletin ideolojisini benimsemedikleri gerekçesiyle, serbest düşünceli aydınlar susturulmuşlardır. Kapatılan, matbaa makinelerine el konulan basın organları ise, ayrı bir çalışma, araştırma konusu olacak kadar çoktur. Ara rejim dönemlerindeki geçici kapatma cezaları diğer bir bahistir. Hal böyle olunca, bir yönüyle kamuoyunun düşünce ve taleplerine tercüman olurken, diğer yönüyle de temel ölçülerde dürüstçe halkından yana olduğunu ispatladığı için kitleleri yönlendirebilen, yani kamuoyu yaratabilen güçte bir basına sahip olamadık. Basın yurdumuzda sürekli itibar kazanamamış ve etki yaratamamıştır. Okur yazar oranı ve gazete fiyatlarının düşüklüğü göz önünde tutulacak olursa, öteki dünya demokrasileriyle karşılaştırınca mevcut toplam tirajın komikliği anlaşılacaktır.

Bu durumun sebepleri pek çoktur. Başlıcaları ele alınacak olursa, ilk sıraya, gerçek bir basın için gereken asgarî şartın gerçek bir demokrasi olacağı prensibi gelir. Diğer şartlar buna bağlıdır. Basın organları öncelikle, resmî kurumlarla hoş geçinmek zorunda kalmışlardır. Zira hem ideolojik ve kültürel planda, hem de ekonomik bakımdan devletin koyduğu çerçeve dışına çıkamamaktadırlar. Resmî ideolojiye aykırı olduğu yorumunu doğurmayacak bir fikir çizgisi izleme mecburiyeti, millî kültür konularına layıkıyla eğilememe ve halkın değer ölçülerini ön plana çıkaramama sonucunu vermiştir. Aksi halde o basın organı hem cezâî müeyyidelerle mahkum edilebilir, hem de ilanları kesilerek güçsüz bırakılabilir. Kültürel ve ideolojik manada okuyucuya hitap edilemeyince, geriye beşerî zaafları tahrik ederek okuyucu kazanma yolu kalıyor ki, bu yol günümüzde sonuna kadar tazyik edilerek kullanılmaktadır. Müstehcen ve magazin basınının toplam trajdaki payı düşünülürse, ne demek istediğimiz anlaşılacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’de basın gerçek bir millî ses olma özelliğini ancak muayyen dönemlerde kazanabilmiştir. Ki, bu dönemlerde de zaten devletin çizgisi ile millî çizgi çakışmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı günleri gibi…

Sivas Kongresi sonrasında neşredilen gazeteye bizzat Mustafa Kemal Paşa İrâde-i Milliye adını vermişti. Bu millet iradesinin esas alındığı anlamındaydı. Halkın ölçülerine riayetin, başarının asgarî şartı olduğunu bilen devlet adamlarına has bir görüşün ifâdesi idi. Gerçekten de başarılı siyâset, ancak halkın tabii eğilimlerini, şuuraltı taleplerini yakalayıp bu istikamette politikalar üretmekle mümkündür. Milletlerinin fıtratına nüfuz etmiş, onların ideallerini, taleplerini kavramış siyâset adamları tarihin büyük şahsiyetlerini meydana getirmişlerdir. Yakın geçmişte Cumhûriyet tarihimizin, İstiklâl Savaşı başarılarını kültür ve buna bağlı millî hayat kurumlarında tekrar edemeyişini baştan işâret ettiğimiz sapmada aramak gerekmektedir.

Basın ise devletin tek sesli organı olarak, siyâsetteki tekelciliği devam ettirmek mevkiinde kalmıştır. Devletimizin gerçek anlamda çoğulcu demokrasi ve fikir-inanç hürriyet ortamına geçmesi, basınımızı da içine düştüğü kısır döngülerden kurtaracaktır. / Sait BAŞER

Dipnotlar:

Zeki Velidi Togan, Tarihte Usul, (3.baskı) İstanbul, 1981,s.10,107 vd.

Mete Tunçay, TC’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), İstanbul, 1989, s.84-85.

İstiklâl Mahkemelerinin bir takım uygulamaları, bu konuda hayli örnek vermektedir. Geniş bilgi için bkz. Mete Tunçay, İskilipli Âtıf Hoca nasıl İdam Edildi? , Araştırma yayınları, İstanbul,s.154-158.
Şerif Mardin, Din ve İdeoloji, İstanbul, 1990, s.107-108.
Resmî görüşün suçlamaları hakkında bkz. Prof. Dr. Ahmet Mumcu, Tarih Açısından Türk Devletlerinin Temelleri ve Gelişimi, İstanbul, 1983, s. 136 vd.
O tarihlerde Türkiye’de demokrasiden bahsedilemeyeceği hakkında bkz. Şerif Mardin, Türkiye’de Toplum ve Siyâset, İstanbul, 1991, s.161.
Mete Tunçay, a.g.e., s.90.
Gencay Saylan, Çağdaş Siyasal Sistemler, Ankara, 1981, s. 106.
Alaattin Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, Ankara, 1982, s.450-451.
Türk Münevverinin Müşterek Fikişr ve İman Zemini, Haz: Sait Başer, İstanbul, 1988.
Atilla İlhan, Hangi Batı?, Ankara, 1976, s.88-89.
Samiha Ayverdi, Ne İdik Ne Olduk?, İstanbul, 1989.
Mete Tunçay, a.g.e. s.162. “…Başvekil tutuklanan Kazım Karabekir Paşa’yı serbest bıraktırınca bu kere Ankara İstiklâl Mahkemesi onu da tutuklatmaya kalkmış. Ancak Reis-i cumhur’un araya girmesiyle, başvekil, mahkemece alınan önlemlere boyun eğerek kendini kurtarabilmiştir…”
Sait Başer, “Resmi Tercihlerle Sosyal Gerçeklerimizin Çelişkisinden Doğan Sonuç ARABESK!”, Kubbealtı Akademi mecmuası, Nisan 1990.
Mete Tunçay, a.g.e. 84-85.
Burada demokrasimizin 1960’ta başlayan kesimleri kastedilmektedir.
Ahmet Mumcu, a.g.e., s.105-111.
Sabri F. Ülgener, İktisâdî Çözülmenin Ahlâk ve Zihniyet Dünyası, İstanbul, 1981, s.204.
Sait Başer, “Bir Muhasebe Denemesi”, Türk Yurdu, VIII, Sayı: 3, Nisan 1987.
Mete Tunçay, a.g.e.s.84-85.
A.g.e., s. 85.
Devletin verdiği resmî ilanların gazetelerin ayakta kalmasındaki rolü göz önüne alındığı takdirde, basının buna rağmen hükümet politikalarını tenkit etmesini beklemek mümkün değildir.
Samiha Ayverdi, Milli Eğitim Meseleleri ve Maarif Davamız, Ankara, 1976, s.146 vd.
1950’lerin Akşam Gazetesi iyi bir örnektir.
Basında “Muzır yasası” namıyla meşhur olan müstehcen neşriyatı önlemeye yönelik yasanın tertiplenme ihtiyacı yanında, Basın Konseyi kurulma lüzumu bu zaruretten doğmuş tedbirlerdir.
Basınımızın toplam üç milyon civarında seyreden trajının ekseriyeti ya magazin ağırlıklı veya okuyucu tutabilmek için bu yolu tercih eder durumdadırlar.
1974 senesindeki Kıbrıs Barış Harekâtı’nda bütün Türk basını milletle bütünleşmişti. Kore Savaşı günlerinde de aynı manzarayı görmek mümkündü.
Mustafa Erkal, İktisâdî kalkınmanın Kültür Temelleri, , İstanbul, 1991.

Türkiye’deki Parlemento,Demokrasi ve Basın Hakkında” üzerine bir düşünce

  1. Bu değişime zorlama ve zorlanma, batının gücü karşısında ekonomik ve teknik yönlerden Osmanlının başarısızlığının gün yüzüne çıkmasının anlaşılmasıyla 3.Selim Zamanında başlamamış mıdır?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s