Sıkılmalı mı, Düşünmeli mi ?

1009779_408965752553581_1773323987_n


Türk Edebiyâtı, sayı: 205, Kasım 1990, ss.32-33.

Ardı ardına gelen sıkıntılardan bunalıp, geçici de olsa mekân değiştirmeyi düşünmeyenimiz azdır. Hayat gaileleri, dost sitemleri, sayısız riyâ, kin, kibir, haset, münâfıklık… Hangimizi nöbet nöbet canımızdan bezdirmez? Hangimiz yaşayışımızda sükûnet, itidal, temiz zeminlerde yeşermiş sevgiler görmek istemeyiz? Kim ihlâs ve samimiyete karşı müstağnî kalabilir? İnsan idare etmenin süflî menfaat hesaplarına dönüşmesinden, yahut idâre imkânları varken hodbin bencilliklere maruz kalmaktan hangi helâl süt emmiş ademoğlu huzursuz olmaz?

Ne yazık ki daha nice menfîlik içinde haşır neşir yuvarlanıp gitmekteyiz. Bizim yol açtığımız rahatsızlıklara müsamaha bekler, muhatap kılındığımız tatsızlıklara tiz perdeden itirazlar yükseltiriz. Velhasıl envâî çeşit hodgâmlıklar, çekişmeler, çabalamalarla güzelim senelerimiz selsebil olur gider.

Ve biz durup durup “Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” diye, bu doğru sözü zayıflıklarımızı, kendimizi ıslah yerine bir kaçış bahanesine çeviririz. Çeviririz, çünkü bizim için alış-veriş yapılmamış, bâkir, kirletilmemiş bir muhitte yeni sevgiler kurmak kolay görünür. Bazı özel durumlarda kararımız doğru olabilir. Lakin nereye kadar? İçine gireceğimiz yeni çevreyi dondurup çerçeveletecek halimiz yok ya!… Elbette yaşamaya devam edeceğiz. Yani alış-verişe! Yani insanların ezelden ebede, doğudan batıya değişmeyen meziyet ve zaaflarıyla karşılaşmaya devam edeceğiz.

Ve kaçındığımız insanların, çevrelerin bir yenisiyle tekrar yüz yüze gelmeye mahkûmuz.

Kuruluş zemini bakımından siyâsetin riyâsız yapılmadığı bir memlekette yaşıyoruz. Dolayısıyla fiilen idare mekanizmalarından içimize sinecek tedbirlerle hazırlanıp insanlara sunulan bir millî eğitim ve terbiye sistemi beklenemeyeceğini seneler içinde artık anlamış olmaklığımız gerekiyor. Kısacası dört dörtlük muhitler hazırlayan bir yönetim aramamız artık abes hale geldi. Fakat bu cemiyet bizim. Kaçmamızın fiilen şahsımıza da etrafımıza da yararı yok.

Pekiyi, kaçmayıp da ne yapalım?

İyi ve doğru olana ulaşmak için kendi kendimize kurduğumuz dünyayı, ilişkilerimizi, çalışma ve aile hayatımızı, akla vicdana ters gelen itiyadımızı nasıl düzeltelim? Bu alt üst olmuş değerler dünyasında nasıl ve neye göre?

Hz. Mevlânâ: “İyi ve güzel olan her değer varlığını insân-ı kâmile borçludur. Eğer insân-ı kâmil olmazsa bu değerler içi boş laflardan ibâret kalırlar” buyuruyor. Hz. Hünkâr’a göre, insân-ı kâmil her dem taze ölçülerin âdetâ vücut giyinmiş hâli kimliğiyle, değerler sisteminin merkezinde yer almıştır. Bir prensibi her türlü maddî-manevî menfaat kaygısından uzak, sadece ve sadece “Hikmet” ve “Aşk” noktasına göre temsil eden insân-ı kâmil, “çevre”de otomatik olarak gerçek ölçü mahiyetini kazanmaktadır.

Efendim, “çevre” kimdir?

Çevre dediğimiz insanlar tabiatıyla bizleriz. Dolambaçlı tevil yollarına sapmadan kendimizi gerçek bir hesaba çekmekten korkmasak, hepimiz çoğu davranışımızın, şuurlu veya şuursuz nefislerimize dalkavukluk mahiyeti taşıdığını görmez miyiz? Haklılığımıza mesnet sandığımız prensipleri, bir çoğumuz şu veya bu derecede tazyiklerle yüz yüze gelince ne kolay harcayıveririz!

İşte her sıkıştıkça üç kuruşa satılıveren, büyük büyük laflarla kendimize kalkan yaptığımız değerler, itile kakıla bir dereceden sonra cemiyet içinde kıymet ifade etmekten çok uzak boş sözler haline gelmiyorlar mı? Toplumumuzda her tabakanın yaka silktiği ahlâk buhranının ana sebebi bu değil mi?

Burada iyi, doğru ve güzelin bedelini ödemeye yanaşmayan bizler, bu değerlerin her hal ve şart altında korunduğu bir makama en azından hayatın manasını, tadını ve kıyas imkânını kaybetmemek için muhtâcız.

Zamanımızın maddî mantığına göre o ulvî prensiplere bazen fevkalade yüklü bedelleri neden ödememiz gerektiğini izah çok zordur. Zordur ama, dünya düzenindeki mutlak izâfiyet, başka türlü mantık sistemleri de olabileceğini reddetmemizi imkân dışı bırakır. Belki bu bedelin karşılığı, insanoğlunun ezelî yitiği olan Hakikat’e kendi içimizden açılan bir kapı olacaktır! Belki en kötü yaradılışlarımızın dahi hareketlerine dayanak yapma lüzumunu duyduğu o kadim değerler, varlık dünyasının ana rotasıdır. İki kere iki dört gibi müspet veya menfî cevapları vardır da görmüyoruzdur. Belki de ecdâdın “men dakka duka”sı bir tabiat kanunu hükmündedir. Ve mutlaka cevabını fiilen, hal diliyle alıyoruzdur. Fakat gafletimiz idrakimize mani oluyordur.

Ayrıca kemal noktasında, bizlerin “uyulması gerektiği” telkinlerini dikkate alarak benimsediğimiz bu kaideler, aynı zamanda cemiyetçe varlık temellerimizin korunması manasında olabilir. Ve hiç birimizin ödemeye yanaşmadığı bedelleri o makam, bizim adımıza kefaret gibi ödüyordur. Bütün egoizmimize rağmen, bizim adımıza onca yükü omuzlamış insanları, itiraf edemediğimiz hakkı seziş melekelerimizle bilmez miyiz? Pekala biliriz ki, bizi biz yapan o değer hükümleri merkezden çevreye halka halka dağılan dalgalar gibi o makamdan cemiyete doğru kendi özlerini koruyarak ulaşırlar. Ortaya çıkan yeni durumlarda, hepimiz şaşkınken yeni değerler hâlinde doğar gelişirler.

Eğer Hz. Mevlânâ’yı iyi anladıysak bu böyle olmalı.

Amma bir şey daha var ki, pek can alıcıdır!

Her nedense o ulular kervanının son halkaları sağlıklarında cemiyetlerince alenî kabul görmezler de emânetlerini teslim edip Hakk’a yürüdükten sonra herkes onları bağrına basar. Acaba bu davranışımızda ona karşı hesapsız ayıbımızı herhangi bir mükellefiyete maruz kalmadan itiraf duygusu mu saklıdır? Bu davranışımız da mı kaçıştır? Çünkü emaneti devralanlar karşısında mesuliyet yüklenme korkusundan doğan kayıtsızlığımız (“O kâmil nasıl olsa bizim adımıza vazifesini sürdürür” rahatlığından da olabilir), devam etmektedir.

Bir Mevlânâ’ya bir Niyâzi-i Mısrî’ye … kendileri sağken revâ gördüğümüz muameleyle şimdiki tavrımız bir midir? Artık bütün beşer onları başları üstüne almış görünüyor!…

Ya aynı emânetin sonraki sahipleri?… Samimi miyiz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s