Zamana Doğmak!

Sait Başer, “Zamana Doğmak!”, Damlalar, Ramazan Dergisi 27, Tercüman, İstanbul 09.05.1988

*-Sâmiha Ayverdi’nin Boğaziçinde Tarih adlı eserinde “Halk-ı Cedîd” başlıklı makaleden.

Zaman, hemen bütün felsefelerin kurcaladığı, izâha kalkışıp da karşısında pes ettikleri bir bilmece… Şiire mi girmemiş, destana mı? Kâh “kahpe felek” olmuş, kâh “rûzigâr”… Yârinden ayrı düşmüş âşıkların kavuşma hasretleri, bin türlü günah elinden bîzâr Aff-ı İlâhî’yi gözleyen mücrimlerin duâları hep bir “eşref saat” aramış.

Bâzen, “zaman içre zaman”dan dem vurulmuş bir ümit ışığı gibi, bazen “vakt-i merhun” beklenmiş sılayı özler, dost yolu gözler gibi… Bâzen “Îman bir şevk olan zamanlar “a rubâîler düzülmüş, bazen de “âhir zaman” elinden şikâyetler ayyuka çıkmış.

“Hayat, El Hayy” İslâmiyet’te Âllah’ın sıfat ve isimlerinden. Bir hadîs-i kudsî’de Cenab-ı Hak: “Zamana küfretmeyiniz, zirâ zaman benim” buyurmuş.

Fakat zamâneden şikâyet bütün devirlerin ortak hastalığı. Bunda yaşlı nesillerin yetim-i akran kalmalarının payı olduğu kadar, hayatın dinmez hareketi sebebiyle ortaya çıkan değer ölçülerindeki değişmelerin de rolü var.

Diğer yandan Hz. Ali: “Kur’ân’ın en iyi tefsiri zamandır” buyurmuş, “Çocuklarınızı kendi zamanlarına göre yetiştirin!” işâretini vermiş.

Günümüz islâm cemaatinin büyük bir kısmında, klasik çağlarımızın haşmetli günlerini bulamamaktan ileri gelen bir zamâne husûmeti vardır. Zamanın aktüalitesine girmektense, “zamâna doğmak”tansa kendi muhayyel dünyalarında kalmayı tercih ediyor müslümanlar.

Halbuki:

“Eski ve eskilik damgası taşıyan her şey ölmeye mahkûmdur. Ya ölmüş, ya da ölecektir. Ölen de dirilemeyeceğine göre, bu dağılıp çürüyen bünyeyi bir yeni kalıbın içine dökmek, bir yeni nizamla yeni baştan inşâ etmek gerek. Tıpkı durmaksızın kendi kendini yenileyen tabiat gibi, bir yeniden doğuşu beklemek ve hazırlamak lâzım.

Ölmek dirilmek, eskimek yenilenmek kıyametin bir türlüsüdür. Onun için gözleri gönüllerine açık olanlar “halk-ı cedîd”i her an görür ve yaratılış âleminin her lahza bir başka libasa bürünüp bir gûnâ boy gösterişini seyrederler. Kendimize, kendimizde mahfuz olan hayat ve bekaa iksirine yeni baştan dudak değdirelim. Öyle ki, yokluğun bağrından varlık baş kaldırsın ve gebe olan zaman, hâmil olduğu “halk-ı cedid”i bir kere daha doğurup beşiğinde sallasın.”*

Âmiiinn!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s