Yaşayan Geçmiş yahut Mezar Bekçiliği

2478784-bekci (2)Sait Başer, “Yaşayan Geçmiş yahut Mezar Bekçiliği”, Tercüman, İstanbul, 14.3.1988

Televizyonun Birinci Kanal’ında dört bölüm halinde yayınlanan “Yaşayan Geçmiş” adlı programı bilmem seyrettiniz mi? Bunca tarihî eser arasında Türk ve İslâm damgasını taşıyanlara karşı reva görülen muamele içimizi bir defa daha kanattı.

Bir görüşe göre “bugün”, bütün geçmişin bir yekûnudur, biz farkına varmasak da, görmezden gelsek de… Tarihte yaşayan telakkileri, hâkim dünya görüşünü su yüzüne çıkarıp sistemli bir millî felsefe haline getirerek yeni nesillere aktaramadıktan sonra, tarihin bir toplamı olmamız ne mânâ ifade eder ki?

ABD Kültür Ataşesi Bruce Mc Gowao, bir gazetede çıkan demecinde, “Siz ne Doğulu, ne de Batılı sayılabilirsiniz. Siz çok özel bir milletsiniz” diyor. Bir gün merhum Prof. İbrahim Kafesoğlu’na, “Batı ve Doğu medeniyet dairelerinin yanına, bunlardan apayrı bir felsefeye göre teşekkül etmiş bir üçüncü grup olarak Türk medeniyetini ilave etmek gerekmez mi? Çünkü biz bu ikili tasnifteki tariflere bir türlü uymuyoruz” dediğimiz zaman, “Elbette” demişti, “İşte biz de kırk seneden beri bu hakikati söylemeye çalışıyoruz.”

Türkler Müslüman olduktan sonra da inandığını yaşayan, benimsediği prensipleri müesseseleştirip hayata geçiren fıtratlarının icabını yerine getirmişlerdi. İslâmiyet, Türk’ün elinde yepyeni bir medeniyeti beşeriyetin gözleri önüne bir müjde gibi sermişti.

Şimdi beyhude bir Batı hayranlığıyla har vurup harman savurduğumuz bu eserlerin ayakta kalabilenlerine bakıp bakıp üzülüyoruz. Yağmur Tunalı’yı o güzel gönlü için tebrik etmemek kabil değil. “Yaşayan Geçmiş” belgeseli, alışılmamış; ama dosdoğru bir üslûpla, geçmiş iktidarların savunulamaz acı ihmallerini elli milyona seyrettirdi.

Ama daha ne zamana kadar mezar bekçiliği yapacağımızı bir aklı erenin çıkıp söylemesi vakti gelmedi mi? Bu nasıl bir kaderdir ki, kendi yurdumuzda, kendi eserlerimize, ancak hırsızlama olarak, bin türlü engeli aşıp ulaşacağız? Atatürk böyle mi isterdi? Hiç zannetmiyoruz! Nerede millî bir unsur bulsa, ne zaman fırsatını düşürse, milleti ve kültürü adına hamle üstüne hamle yapan bir insan ancak bu kadar ters anlaşılıp, adına bu kadar saçmalık yapılabilirdi.

Milletin aksiyon gücünü sıfıra indiren mekanizmalar kurup muhayyel tehlikeler icat eden aydınlarımızın, korkaklık ve gayrı millilikleri seviye zannetmekten vaz geçtikleri gün, milletimizin gerçek millî bayramı olacaktır.

Evet, “yaşayan bir geçmiş”, “yaşamaya devam etme”nin en mühim şartıdır. TRT idaresini, bu tür programların artması dileğiyle tebrik etmeyi yine de bir vazife sayıyoruz.

Yaşayan Geçmiş yahut Mezar Bekçiliği” üzerine 2 düşünce

  1. Bizi önce 1988’e götürdüğünüz ,sonrasında da Türklüğün ,Müslümanlıkla içselleşmesinin önemine tarihi yazınızla müdahalenize şahitlik etmek onur verici.Saygılarımla.Yusuf Ünel.

  2. Bu ilk yazıdan başlayarak günde en az iki yazı okuyarak 2014 yılına yetişmeye çalışacağım.Umuyorum bu çizgiden gidildiğin de hakikat yolunun sonsuzluk iklimine giden yola girmiş oluruz….Bu vesile ile Emeği geçen katkı sunan herkese sonsuz teşekkürlerimi,şükranlarımı sunuyorum.22,09,2014

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s